Yaşamın sürdürülmesinde en önemli paylardan birisi kuşkusuz gıda maddelerine aittir.
Asırlar önce (Milattan Önce 460-370) yaşayan ve modern tıbbın kurucusu kabul edilen Hipokrat’ın, “Yedikleriniz İlacınız Olsun” ifadesi doğru beslenmenin, yaşamın sürdürülmesinin yanı sıra hastalıklara da şifa olabileceğini işaret etmektedir. Buna katılan günümüz uzmanlarından bazıları biraz daha dikkat çekici olması bakımından “beslenme yanlışsa ilacın faydası yok, beslenme doğruysa ilaca gerek yok” demektedirler.
İnsan, hayvan ve bitkilerin yaşamlarını sağlıklı olarak yani büyüme, gelişme, üreme vb. yaşamsal faaliyetlerini düzgün bir şekilde yaparak sürdürebilmeleri için; “mutlak gerekli (esansiyel)”olarak adlandırılan, başka hiçbir besin maddesinin, bunların yerini alamayacağı yani fonksiyonlarını yapamayacağı belirlenen, 17 elemente ihtiyaç duydukları kabul edilmektedir. Bunlar arasında bitkilerin en fazla miktarda ihtiyaç duydukları elementler (makro elementler) ile çok az hatta bazısı eser miktarda (iz) ihtiyaç duydukları elementler (mikro elementler)bulunmaktadır. Mikro elementlerin çoğu toprakta bulunur ve toprağın özellikleri, bakım ve üretim tekniklerinde yapılan hatalar, olumsuz iklim koşulları (özellikle kuraklık vb.) nedeniyle bir şeylerin dengesi bozulmazsa, toprağa fazla verilmesine gerek yoktur. Ancak, bulunmaları şarttır, eksik olmaları bitkilerin sağlıklarını azaltır.
Modern tarım biliminin kurucularından Justusvon Liebig’in, “minimum yasası” olarak adlandırılan “bitki büyümesi, diğer mineraller ne kadar bol olursa olsun, toprakta en az bulunan mineral ile sınırlıdır” ifadesinin önemi buradan gelmektedir. İnsanlar ve hayvanların beslenmesi için gereken gıda ve yem maddelerinin elde edildiği esas ortam topraktır. Bir toprağın verimli olarak nitelendirilebilmesi için iyi bir bitki gelişimi sağlayacak miktarlarda su, oksijen ve çeşitli besin maddelerine sahip olması gerekir. O halde mutlak gerekli besin maddelerinin de o topraklarda yetecek kadar bulunması, yetiştirilen bitkilerin sağlıklı büyüyüp, gelişmesi, yüksek verimli ve kaliteli ürünler vermesi için gereklidir.
Ayrıca bu ürünleri veya onlardan elde edilen mamul maddeleri tüketen insan ve hayvanlar da, yaşamları için vazgeçilemez olduğu belirlenen esansiyel besinleri doğal yoldan alabileceklerdir. Yetiştirilen ürünler aracılığıyla topraklardan kaldırılan ve/veya erozyon, sel, heyelan vb. nedenlerle topraktan uzaklaştırılarak kaybedilen besin maddeleri yerine konulmazsa, bu eksiklere bağlı olarak, yetiştirilen ürünlerin verimi ve kalite özelliklerinin düzeyleri düşecek, bu ürünlerden yararlanan insanlarda ise beslenme eksikliği (gizli açlık) oluşacaktır. Çeşitli şekillerde verilecek takviyelerle eksiklikler giderilmezse, bu elementler hangi fonksiyonlar için gerekliyse bunların işlevi azalır, sürekliliği halinde durur ve çeşitli rahatsızlıkların başlaması veya artmasına neden olur.
Yıllarca üretim yapılan bir toprakta her bitkinin ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin her birisi eksik, yetersiz, yeterli veya fazla olabilmektedir. Ancak, bazısı toprakta bulunsa da bitki tarafından alınamamaktadır. Özellikle toprak Ph’ı alkali, organik madde oranı düşük, kil içeriği yüksek olduğunda bu bariz bir şekilde görülmektedir. Alkali özellikli sular da toprak reaksiyonuna doğrudan etki yaparak bazı besin maddelerinin alımını azaltabilmektedir. Diğer taraftan organik maddenin bulunmadığı veya çok düşük olduğu topraklarda su tutma ve oksijen de yetersiz olacağından, biyolojik canlılık az ve faaliyetleri düşük olacaktır. Böyle bir durumda, mutlak gerekli olan besin maddelerinin bitkiler tarafından alınması zorlaşmakta ve/veya yetersiz kalmaktadır. Toprakta yaşayan çeşitli boyut ve özelliklerde, gözle görülebilir canlıların yanı sıra, ancak optik aletlerle görülebilen ve bazılarının sayısı milyarlarla ifade edilecek kadar çok mikroskobik organizma da bulunmaktadır.
Bunlar yaşamlarını sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları besinleri topraktaki organik maddeleri parçalayarak, bazıları ayrıştırarak, bazıları ise diğerlerinin atıklarından veya bedenlerinden sağlarlar. Bu faaliyetler sırasında toprağa bitkilerin kolayca alabileceği ve hemen kullanabileceği halde çeşitli besin maddeleri karışır. Bitki beslemede, özellikle esansiyel besinlerin sağlanmasında önemli katkıları olan bu organizmaların, canlılıklarını korumak, yaşam faaliyetlerini sürdürmek ve çoğalmalarını sağlamak için suya da ihtiyaçları vardır. Geçtiğimiz birkaç yıl ardı ardına yaşadığımız uzun süreli ve etkili kuraklıklar muhakkaktır ki toprak altı yaşamını da çok olumsuz etkilemiştir.
Toprakların verimliliğini (verim gücünü) yükseltmek veya muhafaza etmek için, belirli aralıklarla toprak ve yaprak analizi yaptırmak vazgeçilemez bir gerekliliktir. Mutlak gerekli elementlerden hidrojen, oksijen ve karbon mineral olmayan besin maddeleridir ve toprağa gübre olarak verilemezler. Diğerlerinin eksikliği gübreleme yoluyla giderilebilmektedir. Ancak uygulamaların analizlere dayandırılmadan, bilinçsizce, gelişigüzel yapılması, yarar yerine zararlara yol açabilmektedir. Herhangi bir elementin gerekenden fazla verilmesi, diğer bazı elementlerin alımını ve/veya yarayışlılığını da azaltabilmekte hatta engelleyebilmektedir (antagonizm). Bitki beslemede çok dikkat edilmesi gereken önemli bir konu da bitkilerin sağlıklı büyüyüp gelişmesi için verilen gübreler veya gübrelerle birlikte verilen bazı ağır metaller ve bazı elementlerin insan sağlığına çok ciddi zararlar verebilecek olmasıdır. Bunlar sınır değerlerin üzerinde olduğunda, insanlarda kalıcı rahatsızlıklardan ölüme kadar varan zararlar oluşabilmektedir.