Kolay değil…

8 Şubat 2020 Tarihindeki 3-0'lık Altınordu maçından, Bandırmaspor galibiyetine kadar aradan tam 377 gün geçmiş…

Bir sezonda oynanan toplam maç sayısı 34…

2019-2020 sezonundan 13 maç, 2020-2021 sezonundan 21 maç.

Etti mi 34 karşılaşma…

Yani koca bir sezonda tek galibiyet alamamışız…

Böyle bir istatistik olamaz, olabilemez!

Bırakın Eskişehirspor'u başka bir takımda bile böyle bir istatistik göremezsiniz.

Ve 377 günden bu yana galibiyeti unutan Anadolu Devrimini gerçekleştirmiş Kırmızı Şimşekler geçtiğimiz cuma günü kabus gibi geçen bu süreci bu karanlık seriyi sona erdirdi…

Bir yılı aşkın süre galibiyeti unutan koca camia 35'inci maçta gelen galibiyetle 7'sinden 70'ine inanılmaz mutlu oldu. Şehirde adeta bayram havası yaşandı.

Sosyal medya adeta yıkıldı.

Taraftarların büyük bölümü kendi hesaplarından sevinç gözyaşlarını paylaşarak, galibiyetin mutluluğunu ve sevincini kıyasıya yaşadı…

İşte yazımın başlığındaki 'Türkiye Kupası kadar anlamlı' ifadesini kullanırken bu galibiyetin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak istedim…

Tabi bu hasrete son vermek Cengiz Hoca ve ekibine nasip oldu…

* * *

Altay maçına iki antrenmanla çıkan ve ikinci karşılaşmasında Ümraniyespor karşısında değişim rüzgarlarının esintilerini sunan Eskişehir'in çocuğu bu şehrin yetiştirdiği Cengiz Seçsev ve ekibi, cuma günkü Bandırma galibiyetiyle kendisine inanmayanları veya inanmak istemeyenlere oldukça önemli bir mesaj verdi.

Seçsev'in gelmesiyle görülür bir ivme kazanan Es Es, gelecek adına bütün camiaya büyük umut verdi.

Cengiz Hoca ilk ciddi sınavını Ümraniyespor karşısında verdi. Takımda değişimi ve gelişimi gördük. Mustafa Özer ve İlhan Var döneminde büyük gerileme yaşayan genç futbolcuların, Bandırmaspor galibiyetiyle aylardır kaybettikleri özgüvenlerini büyük ölçüde yeniden kazandıklarını umuyorum…

* * *

Geçtiğimiz Cuma Herkesin gözü Bandırmaspor maçına çevrilmişti.

Özellikle Ümraniye maçında takımdaki değişimi gördükten sonra hepimiz Bandırmaspor karşısındaki takımın göstereceği performansa kilitlendik.

Bu maçtan galibiyetle ayrılmanın hesaplarını yapmaya başlamıştık.

Geçtiğimiz hafta içerisindeki bir yazımda Bordo-Beyazlı takımın karşısında Siyah-Kırmızılı formayı giyen futbolculardan galip gelecekleri umudumun arttığını belirtmiştim…

O yazımı okuyan bazı dostlar, 'Eskişehirspor'un yenebileceği takım yok. Çokta umutlanmışsın' dediler.

Bandırma maçından sonra aramadılar.

Ben inanmıştım, ancak dostlar artık galibiyet ümitlerini tamamen yitirmişlerdi.

* * *

Eskişehirli ve bu şehirde yetişmiş Teknik Direktör Cengiz Seçsev ve ekibinin farkını üç hafta da gördük. Kısa süre içerisinde siyah-kırmızılı formayı giyen genç futbolcular nerede nasıl duracaklarını, nasıl savunma ve hücum yapılacağını öğrendiler.

Moderatörlüğünü yaptığım, sevgili Osman Cemoğlu'nun da yorumcu olarak katkı sunduğu ES TV'deki 'ES SPOR' programımızda Mustafa Özer'in görevine son verilmesiyle takımın başına 'Eskişehir'den yetişmiş Eskişehirspor'un mazisini bilen hoca getirin' diye diye dilimizde tüy bitti.

Ama Eskişehirspor Kulübü Başkanı tıpkı Mustafa Özer'de yaptığı yanlışı tekrarlayarak cebinde 'Teknik Direktör' belgesi bile olmayan İlhan Var'ı getirdi.

Ne oldu peki?

Beklenen başarı gelmeyince onu da 13 hafta sonunda göndermek zorunda kaldılar.

Yani yaptıkları bir hatayı kapatmak yerine ikinci bir hataya daha imza attılar.

* * *

Sonunda Cengiz Seçsev'i takımın başına getirmekle doğruya imza attılar ama çok ama çok geç oldu…

Osman Cemoğlu'nun tıpkı son programımızda anlattığı ilginç anekdottaki gibi; 'Bad-el harab-ül Basra…' Günümüz Türkçesi ile 'Basra harap olduktan sonra...'

Yani Eskişehirspor bir anlamda harap olduktan sonra…

* * *

Başkan Akgören ve yönetim kurulu maçı protokol tribününden izlediler.

Bandırmaspor karşısında 377 gün sonra gelen galibiyete nasıl sevindiklerini görmeniz lazımdı.

Bir taraftan maçı izlerken bir taraftan da protokol tribünün en ön koltuklarında nasıl heyecan içinde olduklarına tanık oldum…

Maçın son düdüğü çaldığında futbolcular saha kenarına gelerek galibiyet sevincini başkan ve yönetim kurulu üyeleri ile paylaştılar.

Başkan ve yöneticiler 'Siyah' diye bağırıyorlar futbolcular ise 'Kırmızı' diye cevap veriyor. Yöneticiler 'En büyük' diyor, futbolcularda 'ES ES' diye karşılık veriyorlardı.

Aylardır uğradıkları şiddetli eleştirilere sanki cevap verircesine avuç içleri patlayıncaya kadar futbolcu ve teknik adamları ayakta dakikalarca alkışladılar.

Belli ki; bütün camia gibi onlarda bu galibiyete hasret kalmışlar.

* * *

Gelelim kalede ilk kez forma şansı verilen 17 yaşındaki Cengiz Alp Köseer'e.

Ekrem'in Hatayspor'a gitmesiyle kaleyi tecrübeli olduğu için Melih'in koruyacağını düşünüyorduk.

Öyle de oldu. Ama Altay maçında yediği hatalı gollerden sonra Cengiz Hoca genç kaleci Ebrar'a şans verdi.

Ebrar'dan da beklediğini bulamayan tecrübeli hoca, Bandırma maçında sürpriz yaptı ve kaleyi 17 yaşındaki Cengiz Alp'e teslim etti.

İlk kez A takım formasını giyen genç kaleci Cengiz çok heyecanlı idi. Zaman zaman hatalı çıkışlar yaptı, rahat alabileceği topları yumrukladı.

Ama teknik ekip kenardan kendisine moral ve arkasında olduklarının mesajını verdiler.

Genç kaleci karşılaşmanın son dakikalarında Bandırmaspor'un golünü atan golcü Pote'nin şutunu yaptığı çok önemli kurtarışıyla maçın kaderini değiştirdi.

Özetle, gelecek adına güven veren Cengiz Alp, herhangi bir sakatlık ve çok önemli bir hata yapmadığı sürece sezon sonuna kadar da kaleyi koruyacak.

İbrahim Halil Öner'in geçmişte ortaya koyduğu futbolla gelecek için büyük umut veriyordu. Ama diğer futbolcularda olduğu gibi onda da gelişme söz konusu idi. Cengiz Hoca'nın göreve gelmesiyle takımın önemli silahlarından birisi olduğunu gösterdi.

* * *

Eskişehirspor Teknik Direktörü Cengiz Seçsev Bandırma spor maçı galibiyeti sonrası yaptığı açıklamada futbolcularına yeniden özgüven kazandırmaya çalıştıklarını belirterek, 'Bu çocuklar zaten mücadele ediyorlardı. Kaybolan şey özgüvenleriydi' dedi.

Çok doğru bir tespit…

Bunu Bandırmaspor maçında çok daha net gördük.

Eskişehirspor takımın önünde zorlu maçlar var.

Ama önemli olan göze hoş gelen futbol oynamak.

Kaybetsek de üzülmeyiz.

Alınan galibiyete hepimiz çok sevindik.

Tebrikler Cengiz Hoca ve teknik ekibine…

Teşekkürler futbolcu kardeşlerime.

* * *

AK PARTİ VE MHP NEDEN İSTEMEDİ?

İYİ Parti üyesi veya destekleyicisi değilim.

Açıkça belirteyim seçimlerde İYİ Parti'ye oy da vermedim.

Gerek Eskişehir'deki gerekse Türkiye genelindeki siyasi partileri ve genel başkanlarını mesleğim gereği olarak yakından takip ediyorum.

Son aylarda İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukçuoğlu, İl Başkanı Mehmet Ektaş, ülke ve şehir gündemi hakkında yaptıkları söylemler, basın açıklamaları, önemli konuları gündeme getirmeleriyle daha çok dikkat çekmeye başladılar.

* * *

'KÖYLÜ ZENGİN TOPRAKLARIN FAKİR BEKÇİSİ OLDU'

MHP'ye nişanlı olan aktif siyasete ise İYİ Parti'nin kurucu il başkanı olarak giren, Haziran 2018 seçimlerinde milletvekili seçilen Dr. Arslan Kabukçuoğlu siyasete çabuk ısındı.

Şehrin ve ülke gündeminin sorunlarını TBMM'ye taşıyarak meclis kürsüsünden yaptığı konuşmalar, vermiş olduğu soru önergeleriyle şehrin en aktif milletvekillerinden birisi oldu.

* * *

TBBM kürsüsünden konuşmuş ve 'Tarımın Sorunları ve Buğday İthalatı ile İlgili Genel Kurul Araştırma Önergesi' sunmuş.

Kabukçuoğlu, önemli bir konuya dikkat çekmiş, 'Temmuz 2020'de tonu bin 600 lira olarak açıklanan buğdayın günümüz fiyatı 2 bin 200 liradır ve bu da büyük oranda ithalattan ileri gelmektedir, ithalata bağlıdır. Eğer ki bu aradaki fark çiftçiye verilseydi, çiftçinin cebine girmiş olsaydı şu anda Türk köylüsü daha refah içinde olacaktı ve 2021 için daha iştahlı bir buğday üreticisi olacaktı' demiş.

* * *

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partisinin il kongrelerine uzaktan erişim ile bağlanarak esnafa, çiftçiye, çalışanlara pandemi döneminde verdikleri destekleri anlattı.

Konuşmasında çiftçilere çok ciddi destekler verdiklerinden söz etti.

Erdoğan'ın bu konuşmasını dinleyen bir çiftçi kardeşim ise, 'Cumhurbaşkanın bahsettiği desteklerden ben alamıyorum. O destekler kimlere veriliyor onu da bilmiyorum' dedi.

* * *

Kabukçuoğlu'nun yaptığı meclis konuşmasını okuyunca, doğrusu bende buğday üreticisinin mağduriyetini gündeme getirdiğini gördüm.

Ve ciddi bir iddiada bulunuyor Sayın Kabukçuoğlu.

'Her zaman buğday piyasasında başat alıcı olan Toprak Mahsulleri Ofisi başat alıcı (baskın) olmamış ve buğday stokçuların, depocuların ellerine geçmiştir' sözleriyle.

Bu iddiaya cevap veren yok.

Kabukçuoğlu, 2020 yılında çitçiden tonu bin 600 liraya alınan buğdayın günümüz fiyatının 2 bin 200 lira olduğunu, bu farkın ithalattan ileri geldiğini, eğer bu aradaki fark çiftçiye verilmiş olsaydı onların cebine girmiş olacağını, üreticilerin de 2021 yılı için daha iştahla buğday üreteceğine de ayrıca dikkat çekmiş.

* * *

Benzer sözler Odunpazarı Ziraat Odası Başkanı Naci Erdemli ile yapmış olduğumuz bir sohbette de gündeme gelmişti.

Verilen düşük taban fiyatlardan dolayı üreticilerin artık buğday ekmek yerine mısır, ayçiçeği gibi alternatif ürünlere yöneldiklerini söylemişti.

Buğday üreticisi çiftçilere verilen taban fiyatlar düşük belirlendiği sürece önümüzdeki yıllarda üreticilerin çoğu da buğday ekmek yerine alternatif ürünler ekerlerse Türkiye de ciddi bir buğday açığı oluşur.

Açığı kapatmak içinde daha çok buğday ihraç etmek zorunda kalabiliriz.

* * *

İYİ Parti Milletvekili Arslan Kabukçuoğlu'nun meclis araştırması istediği konu ise şöyle:

'Türkiye tarım verisini oluşturup bu verilerin araştırmacılara açılması lazım. İklim değişikliği ve kuraklığa karşı önlemleri almak için Türkiye iklim değişikliği modelinin kurulması lazım. Su kaynaklarının korunması ve yeni su kaynakları yaratabilmek için su kaynakları koruma alanları kurulmalıdır. Anadolu flora ve fauna envanterinin çıkarılması gerekir. Millî tohumlarımıza sahip çıkmalıyız ve bunları çağlar boyunca korumalıyız. Bu görevleri yerine getirecek olan Türkiye tarımsal ürünler düzenleme kuruluna ihtiyaç vardır. Tüm bu gerekçelerle Türk çiftçisini refaha kavuşturacak, alın terinin karşılığını verecek, milletimizin gıda güvenliğini ve ülkemizin tarımda üretim istikrarını sağlayacak önlemlerin alınabilmesi için bir Meclis araştırması arz ve teklif ediyoruz.'

* * *

Kabukçuoğlu'nun bu önergesi maalesef AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin oyları ile ret edildi.

Bu önerge ret yerine kabul olsaydı da Türk çiftçisini refaha kavuşturacak, alın terinin karşılığını verecek, milletimizin gıda güvenliğini ve ülkemizin tarımda üretim istikrarını sağlayacak önlemler enine boyuna görüşülseydi ne kaybedilirdi anlamış değilim.

AK Parti ve MHP demek ki çiftçilerin sorunlarının mecliste görüşülmesine sıcak bakmıyor.

* * * *

HANGİSİ KAZANIR?

Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı.

Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve 12 yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.

Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık.

Merakla, sordu dedesine...
Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
-'Onlar benim için iki simgedir evlat' dedi.
-'Neyin simgesi?' diye sordu çocuk.

Dedesi şöyle yanıt verdi:
-'İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.'
Çocuk, sözün burasında:
-'Mücadele varsa, kazananı da olmalı' diye düşündü...
Ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
-'Peki sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?'.
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
-'Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem'.

(alıntı)

* * *