Sanat, ilk insanın kendi gölgesini fark edip takip etmesiyle başlamış olmalı…
Sonra ateşin etrafında çeşitli hareketler yaparak, tanrılara minnettarlıklarını göstermişler…
Hareketlerini estetize ederek ritüeller yaratmışlar…
Mağara duvarlarına resimler çizmişler…
Ve sanat insanla birlikte gelişip bugünlere gelmiş,
Onun ayrılmaz bir parçası olmuş…
Resim ve heykel, mimari, dans, tiyatro, edebiyat ve müzik…
Ve yedinci sanat sinema…
İnsanlar orta çağdan bu tarafa,
Bir hareketin evrelerinin ardı ardına resmini yapıp, bunların hızla gösterildiğinde “hareket” imajının yaratılabileceğini biliyorlardı…
Sinema fikri daha o zamanlarda gizlice girmişti insanın zihnine…
Ancak bir endüstri haline gelmeye başlaması,
Auguste ve Louis Lumiere kardeşlerin Paris’te bir kafede yaptıkları ücretli gösterimle başlıyor…
“Trenin gara girişi…”
Gösterime ilk giren filmin adı…
Filmi beyaz bir perdenin üzerine düşüren cihazın adıysa sinematograf…
Bir peronda gelecek treni bekleyen insanlar…
Uzaktan trenin bacasından çıkan dumanlar görülüyor…
Tren yaklaşıyor…
İnsanlar şaşkın…
Tren giderek yaklaşıyor, daha da yaklaşıyor ve lokomotif kadrajdan çıkıyor…
Rivayet midir, şehir efsanesi midir yoksa gerçekten yaşanmış mıdır bilmiyorum ama söylenen o ki, kadrajdan çıkan trenin kafenin içinden geçeceği korkusuyla insanlar kaçışmaya başlamış…
Çünkü kamera hareketli değil sabit…
***
Aynı dönemde Thomas Edison da bu işin peşindedir…
Lumiere kardeşlerden önce “kinetoskop” isimli bir cihaz keşfediyor…
Ancak bu cihaz bir kişinin bir delikten bakarak izleyebileceği bir gösterim cihazı…
Aynı anda birden fazla kişinin izlemesine olanak vermiyor...
ABD’de binden fazla patenti olan Edison bu cihazın patentini almıyor…
Ve bu cihaz referans alınarak yeni gösterim cihazları üzerinde çalışılıyor…
Kim bilir, belki de Lumiere kardeşlerin sinematografının esin kaynağı kinetoskoptur…
Çünkü Edison bu cihazla ABD’de ilk film gösterimini Paris’ten önce 1891 yılında yapıyor…
Lumiere kardeşlerin sinematografı aynı anda büyük kalabalıklara film izleme olanağı sağladığı için, ABD’ye ulaşmasıyla büyük ilgi görüyor ve kinetoskobun pabucu kısa sürede dama atılıyor…
***
Sinema bugün dünyanın en çok rağbet gösterilen sanat dalı…
Özellikle Hollywood’da milyar doların üzerinde hasılat yapan filmler çekiliyor…
Büyük bir endüstri…
Hem yaratıcılık, hem yetenek, hem maliyet gerektiren bir sektör…
Ama hem hayal dünyasının en büyük yansıması, hem insan ruhunun en karanlık dehlizlerinde dolaşan bir gezgin, hem de bir yalancı…
Belki de dünyanın en büyük propaganda aracı…
İnsanları manipüle etmeye, algısını değiştirmeye çok uygun…
Zafer, acı, korku, mutluluk; hepsini hissedebileceğimiz sonu olamayan bir dünya…
***
Bundan sonra cumartesi günleri (mümkün olduğunca) sinema yazılarıyla buluşacağız…
Hem Türk hem dünya sineması üzerine düşünceleri paylaşacağız…
Mutlu seyirler…