Üstat anlatmıştı.
Bir köşe yazarından söz etmişti.
Onlar odalarında, masalarının başında...
Bütün gün, bir iki sütunluk yazı yazacağız diye çalışıp çabalıyorlarmış.
Günün yarısı,
“Ne yazsak?” sorusuyla, geriye kalan yarısı da,
“Nasıl yazsak?” sorusuyla geçiyormuş.
Ama o!...
Elinde çay, kahve…
Bütün gün ora bura, o oda bu oda gezen o hızlı silahşor...
***
Bu arada Alexandre Dumas’ın “Üç Silahşorlar” romanı vardı.
Aşk ve macera romanı…
Tarihi macera romanı da denebilir…
Silahşor dedim ya…
Aklıma geldi.
Yazı yazarken neler gelmiyor ki insanın aklına.
Üç Silahşorlar’ı, aklıma gelmişken, kitaplıktan bulup yeniden okusam diyorum.
Ama bulamam.
Birkaç hafta önce, yine böyle aklıma gelen bir kitabı aradım kitaplıkta.
Bulamadım.
Hala arıyorum.
Çinli filozof Konfüçyüs,
“Hiçbir şey karanlık bir odada kara bir kediyi aramak kadar zor değildir. Hele bir de odada kara bir kedi yoksa” mı demişti?
Benim kitaplıkta aradığını bulmak da karanlık bir odada kara bir kediyi arayıp bulmaktan farksız.
***
Üstadın anlattığı bu hızlı silahşor, gün biterken oturup bir çırpıda o günün en güzel yazısını yazıyormuş.
Öyle, bugün ne yazayım...
Şunu mu yazayım, bunu mu yazayım...
Öyle mi yazayım, böyle mi yazayım falan yok.
Bir keresinde de,
“Bir kelime söyleyin bana,” demiş.
“Sigara” demişler.
Ertesi gün, sigara üzerine yazılabilecek en güzel yazıyı okumuşlar onun köşesinde.
Yazı yazmak yetenek işi!
Sadece yetenek de değil tabii.
Biraz yetenek…
Biraz zeka…
Biraz da çalışma.
Düzenli ve disiplinli bir çalışma…
Aslında üstat da az yetenekli değildi hani.
Kendine göre bir üslup geliştirmişti.
Kısa cümlelerle ilerleyen akıcı, kıvrak bir üslup…
Parlak bir zeka ürünü mizah…
İroni…
Tek kusuru…
Bunu da kendi anlatmıştı bana.
Bir gün, biri aramış gazeteyi.
“Sizin gazetede beyaz saçlı bir köşe yazarı var,” demiş. Üstadın adını söylemiş.
“Ne anlatıyor o adam?” demiş. “Yazdığı yazılardan hiçbir şey anlaşılmıyor.”
Hani derler ya,
“İyi aşçıydı. Tek kusuru Bolulu olmamaktı!”
Üstadın da tek kusuru anlaşılmamaktı.
Beni anlayan var mı?
Durup durup,
“Neden yazıyorsun bu yazıları?” diye sorduklarına göre…
Hiç sanmıyorum, insanların beni anladıklarını.
Hepimizin kaderi aynı.
Anlaşılmamak.