8 Mayıs 1945, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir.
O gün, Hitler’in Nazi Almanyası kayıtsız şartsız teslim olmuş, milyonlarca insanın ölümünden, toplama kamplarından, işkencelerden ve savaş yıkımından sorumlu olan faşist rejim yenilgiye uğratılmıştır.
Faşizmin 81 yıl önceki yenilgisi insanlığa yalnızca askeri bir zafer değil, aynı zamanda büyük tarihsel dersler bıraktı. Ancak, bu tarihte kazanılan zafer, faşizmin bütün biçimleriyle tarihten silindiği anlamına gelmedi.
Emperyalist sistem, savaş sonrasında da halklara yeni sömürgecilik biçimleri dayattı. Asya’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da darbeler, kontrgerilla örgütlenmeleri, işkence merkezleri, siyasal provokasyonlar ve faşist diktatörlükler devreye sokuldu.
VE TÜRKİYE…
Bizim 68’li Devrimciler, faşist sözcüğünü solculara karşı kamplarda eğitilen (!) “sivil komandolar” için kullanırlardı. “Sosyal Faşistler ve Maocu Bozkurtlar” kavramları da ortaya atılınca “at izi, deve izi” birbirine karışmıştı.
60’lı yılların sonuna doğru güçlenen solun toplumsal meşruiyetinin giderek artması ve yaygınlaşması, Amerikan emperyalizmi ile işbirlikçi burjuvaziyi korkutmaya başlamıştı ve 12 Mart,12 Eylül süreçlerinin düğmesine basıldı.
EMPERYALİZMİN BEKÇİSİ!..
Vahşi kapitalist emperyalizm, sınır tanımayan kâr hırsının küresel ölçekte askeri, siyasi ve ekonomik hegemonya ile birleştiği bir sistemdir. Bu sistemin en yıkıcı, en gerici diktatörlüğü ise faşizmdir.
1920’li yıllarda İtalya-Almanya ekseninde palazlanmaya başlayan faşizm, yayılmacı saldırganlığı ile sadece iktidara geldiği ülkelerde değil tüm insanlık için büyük yıkımlara neden olmuştur.
Yaşanan tüm acılara rağmen faşizmin ve faşist diktatörlerin, insanlığı ve demokratik kazanımları yok eden “ölümcül bir virüs” gibi her dönemde hala canlanabildiğini görmek oldukça düşündürücüdür.
Faşizm, demokratik rejimlerin temel ilkeleri olan ulus egemenliği, kuvvetler ayrılığı, çoğulculuk, özgürlük gibi ilke ve kurumları kabul etmez.
Faşist rejimlerde insanlar, sürekli iç ve dış güvenlik kaygısı ile korkutularak gerektiğinde insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. Böylece insanlarda, işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamaları görmezden gelme hatta bunları onaylama eğilimi yaratılır.
MİLLİYETÇİLİK DEĞİL IRKÇI KAFATASÇILIK!..
Faşist diktatörler, sürekli ülkelerini tehdit eden düşmanların varlığından söz ederek toplum içinde belirli kesimleri düşman ilan eder ve onlardan kurtulmak için her yola başvurabilirler. Bu düşman tanımının içinde etnik ya da dinsel azınlıklar, sol görüşlü aydınlar hatta liberaller ilk sıralarda yer alır.
Faşist diktatörler, ülkelerindeki en yaygın dini, kamuoyunu yönlendirmek için bir araç olarak kullanırlar. Faşistler, iktidarlarına karşı en büyük engelin, emeğin örgütlü gücü olduğunu bildiklerinden, sendikalar ve meslek örgütlerini ya tamamen saf dışı ederler ya da baskı altına alırlar. Seçimler ise tamamen göz boyama amaçlı yapılır.
BİZ NEDEN ŞANSLIYIZ?
Bizler, “çok uzaklara gitmeden” sadece komşularımızın haline bakarak bile; Türkiye’de yaşadığımız için her yönden ne kadar şanslı olduğumuzu düşünmeliyiz.
Bu şansı, İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler, faşist diktatörlüklerinin temellerini atarken; aynı tarihlerde başlatılan Milli Mücadele sonrası kurulan Türkiye’nin yönetim şeklini; ulusal egemenliğe dayalı demokratik ve laik cumhuriyet olarak belirleyenlere borçluyuz.
Bundan sonrası ise size kalmış!..