Türkiye 2025’i otomotivde rekorla kapattı. Aynı yıl, trafikteki toplam araç sayısı da yaklaşık %7 oranında arttı.
Bu artış yalnızca satış istatistiği olarak görülmemeli; kent yaşamı açısından ciddi bir uyarı olarak okunmalı.
Eskişehir de bu tablonun dışında değil. Kentte trafikteki toplam araç sayısı, nüfus artış hızının çok üzerinde büyüyor. Bu durum ulaşımı kolaylaştırmıyor; tersine kamusal alanı daraltıyor, gürültüyü ve hava kirliliğini artırıyor, kenti daha pahalı ve daha yaşaması zor bir hale getiriyor.
Tam da bu noktada, belediyenin gündeme getirdiği 2026 Eskişehir Yılı teması anlam kazanıyor. Eğer 2026 gerçekten kentin geleceğini konuşacağımız bir yıl olacaksa, ulaşım meselesi bu tartışmanın merkezinde yer almak zorunda.
Çünkü Eskişehir’in önemli bir avantajı var. Kentin büyük ölçüde düz topoğrafyası, kısa mesafeleri, üniversite kenti olmanın getirdiği hareketlilik ve bisiklete yabancı olmayan kültürü, onu toplu taşıma ve bisiklet temelli ulaşım için Türkiye’deki en elverişli kentlerden biri haline getiriyor.
Son yıllarda yapılan bisiklet yolları bu açıdan doğru bir yönelim. Ancak mesele yalnızca bisiklet yolu yapmakla sınırlı değil. Bisikletin ve toplu taşımanın otomobile gerçek bir alternatif olabilmesi için kararlı ve önceliklendirilmiş ulaşım politikalarına ihtiyaç var. Yani otomobilin değil, insanın ve kamusal alanın öncelendiği bir yaklaşım.
Yeni kavşaklar, genişleyen yollar ve artan otoparklar otomobil sorununu çözmüyor; aksine büyütüyor. Buna karşılık toplu taşıma ve bisiklet, doğru planlandığında hem kenti rahatlatıyor hem de yaşam kalitesini yükseltiyor.
2026’ya giderken Eskişehir için asıl soru şu: Bu yıl gerçekten Eskişehir’in yılı mı olacak, yoksa otomobilin mi?
Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca bir ulaşım politikası tercihi değil; nasıl bir kentte yaşamak istediğimize dair ortak bir karar olacak.
