Eskişehir'de son yıllarda konut fiyatlarını, kira artışlarını ve gayrimenkul piyasasındaki hareketliliği çok konuştuk.
Bir dönem ilan sitelerine koyulan evlerin birkaç gün içerisinde satıldığı, kiralık daire bulmanın neredeyse imkansız hale geldiği günleri hatırlıyoruz.
Şimdilerde ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Ev var, alıcı yok. Dükkan var, kiracı yok. Satmak isteyen çok, satın alabilecek insan sayısı ise giderek azalıyor.
Eskişehir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Gazi Çelik, ES TV'de yayınlanan Günaydın Eskişehir programında sektörün içinde bulunduğu durumu anlattı.
Aslında söyledikleri yalnızca emlak sektörünün değil, ekonominin genel durumunun da özeti niteliğindeydi.
Yüksek kredi faizleri, piyasadaki nakit sıkıntısı ve vatandaşın giderek azalan alım gücü...
Bir ev satın almak isteyen vatandaş, bankanın kapısını çaldığında karşısına çıkan kredi geri ödeme tutarını görünce çoğu zaman hayalinden vazgeçiyor.
Peşin parası olan ise parasını gayrimenkule bağlamak yerine alternatif yatırım araçlarını değerlendirebiliyor.
Sonuç?
Piyasa kilitleniyor.
Üstelik mesele yalnızca konut satışları da değil.
Gazi Çelik'in dikkat çektiği önemli bir ayrıntı var. Emlak sektörü yaklaşık 550-600 farklı iş koluyla bağlantılı.
Yani bir ev satılmadığında yalnızca emlakçı kazanç kaybetmiyor. İnşaatçıdan mobilyacıya, elektrikçiden tesisatçıya kadar geniş bir ekonomik zincir bundan etkileniyor.
Bir başka önemli mesele de iş yerleri.
Eskişehir'in en işlek caddelerinde bile kiralık dükkan ilanlarıyla karşılaşmak artık şaşırtıcı değil.
Eskiden hava parası istenen, kiralamak için sıraya girilen iş yerlerinin bugün boş kalması üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişme.
Çünkü bir esnafın kepenk açması için yalnızca cesaret yetmiyor.
Kirasını ödeyecek, personelinin maaşını verecek, elektrik ve diğer giderlerini karşılayacak. Bütün bunların ardından evine ekmek götürebilecek.
Peki, bugünün ekonomik koşullarında kaç esnaf bu hesabın altından kalkabiliyor?
Bir de eski konutlar meselesi var.
Çelik'in özellikle 15-20 yıllık binaların satışında ve kiralanmasında yaşanan güçlüklere dikkat çekmesi önemli.
Eskişehir gibi kışın ısınma maliyetlerinin ciddi bir gider kalemi olduğu şehirde vatandaş artık yalnızca evin konumuna bakmıyor.
Binanın yaşını, yalıtımını, doğalgaz giderini, aidatını ve depreme karşı güvenliğini de hesaplıyor.
Bence burada ev sahiplerinin de beklentilerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.
Elbette herkes mülkünden en yüksek geliri elde etmek ister.
Ancak piyasa koşullarından kopuk fiyat beklentilerinin kimseye faydası yok.
Aylarca boş kalan bir dükkanın ya da dairenin yüksek fiyat etiketinden başka bir getirisi olmuyor.
Unutmayalım...
Bir gayrimenkulün değeri yalnızca sahibinin istediği rakamla değil, alıcının ödeyebildiği rakamla da belirlenir.
Eskişehir'in emlak piyasasındaki bu durgunluk, ekonomideki sıkışmanın şehir hayatına yansıyan en somut örneklerinden biri.
Asıl mesele ise şu:
Artık insanların ev satın alma hayalinden önce, mevcut evlerinin giderlerini nasıl karşılayacağını düşündüğü bir dönemden geçiyoruz.
Ve bu tablo değişmeden emlak sektöründe kalıcı bir hareketlilik beklemek pek gerçekçi görünmüyor.
BAHÇELİ ZİYARETİ NE ANLATIYOR?
Siyasette bazı ziyaretler var...
Fotoğrafı paylaşılır, birkaç cümlelik açıklaması yapılır ve gündemden düşer.
Bazı ziyaretler ise verilen mesajlar nedeniyle biraz daha dikkatli okunmayı hak eder.
MHP Eskişehir İl Başkanı Ayhan Sezer'in, partisinin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaret etmesini ikinci grupta değerlendirmek gerek.
Sezer, Ankara'daki görüşmede Eskişehir'de yürütülen teşkilat çalışmalarını, ilçelerdeki faaliyetleri ve siyasi çalışmaları Bahçeli'ye aktardı.
Ziyaret sırasında Bahçeli'ye ebru sanatı eseri hediye edildi.
Devlet Bahçeli'nin, Ayhan Sezer'in göreve geldiği günden bu yana yürüttüğü çalışmalardan memnuniyet duyduğu ve kendisine başarı dileklerini ilettiği belirtildi.
Siyasi partilerde genel başkanların il başkanlarını kabul etmesi olağan bir durum.
Ancak özellikle MHP gibi teşkilat disiplininin ve genel merkezle uyumun önem taşıdığı bir siyasi yapıda, genel başkanın il başkanına yönelik olumlu mesajlarının teşkilat içerisinde karşılığı vardır.
Bu nedenle söz konusu ziyaretin Ayhan Sezer açısından moral ve motivasyon kaynağı olduğunu söyleyebiliriz.
Aynı zamanda Eskişehir teşkilatına yönelik bir güven mesajı olarak da okunabilir.
Bir il başkanının başarısı yalnızca genel başkanıyla kurduğu ilişkiyle ölçülmez.
Teşkilatını ne kadar diri tuttuğu, ilçelerde ne kadar etkili olduğu, vatandaşın sorunlarına ne kadar temas ettiği ve şehrin gündemine ne kadar hakim olduğu da önemlidir.
Eskişehir'de MHP'nin önünde geniş bir çalışma alanı bulunuyor.
Ekonomik sıkıntılar, esnafın sorunları, kentteki yatırımlar, ulaşım ve yerel yönetimlerin uygulamaları...
Bunların tamamı yerel siyasetin gündeminde.
Ayhan Sezer'in önümüzdeki süreçte bu konularda nasıl bir siyasi pozisyon alacağını, teşkilatını nasıl yönlendireceğini ve Eskişehir kamuoyuna hangi mesajlarla ulaşacağını görmek gerekiyor.
Bahçeli'nin memnuniyet mesajı kuşkusuz önemli.
Ama siyasette genel merkezin takdirini almak kadar, vatandaşın güvenini kazanmak da belirleyici.
Bence Sezer açısından bundan sonraki asıl sınav tam olarak burada başlayacak.
Çünkü siyasette güçlü fotoğraflar önemlidir.
Ancak o fotoğrafların karşılığını sahada verebilmek çok daha önemlidir.
EKMEK ZAMMI
Eskişehir'de ekmek fiyatları yeniden gündemde.
Fırıncılar tarafından yapılan başvuruyla 200 gramlık ekmeğin gramajının 220 grama, satış fiyatının ise 25 liraya yükseltilmesi talep edildi.
Başvuru şu anda değerlendirme sürecinde.
1 Kasım'a kadar bir karar çıkması bekleniyor.
Öncelikle belirtelim, henüz kesinleşmiş bir zamdan söz etmiyoruz.
Ama talebin kendisi bile ekonomik tabloyu tartışmak için yeterli.
Fırıncıların gerekçesi artan maliyetler.
Un, maya, elektrik, su, mazot, susam ve diğer giderler...
Sektör temsilcileri bazı ham madde maliyetlerindeki artışların yüzde 100'ü aştığını ifade ediyor.
Bir tarafta her sabah erkenden kalkıp fırınının ateşini yakan, çalışanının maaşını ve işletmesinin giderlerini karşılamak zorunda olan esnaf var.
Diğer tarafta ise mutfağındaki en temel ihtiyaçları bile hesaplarken zorlanan vatandaş.
Fırıncı para kazanmak zorunda.
Çünkü zarar eden bir işletmenin ayakta kalması mümkün değil.
Ama vatandaşın da sınırsız bir bütçesi yok.
Dört kişilik bir ailenin günde dört ekmek tükettiğini düşünelim.
Talep edilen fiyat kabul edilirse yalnızca ekmek için günlük 100 lira, 30 günlük bir ayda ise 3 bin lira harcamak zorunda kalacak.
Dikkat edin, yalnızca ekmekten söz ediyoruz.
İçinde peynir yok, zeytin yok, yumurta yok.
Üstelik ekmeğin gramajının 200'den 220 grama çıkarılması, yani yüzde 10 artırılması da bu hesabın vatandaş açısından taşıdığı yükü ortadan kaldırmıyor.
Ekmek artık yalnızca bir gıda ürünü değil, vatandaşın alım gücünü ölçen en somut göstergelerden biri haline geldi.
Bir zamanlar ekmek fiyatındaki birkaç kuruşluk artışın bile günlerce konuşulduğu dönemlerden, 25 liralık ekmek ihtimalini tartıştığımız günlere geldik.
Bence burada asıl üzerinde durulması gereken mesele şu:
Fırıncıyla vatandaşı karşı karşıya getirmek çözüm değil.
Çünkü ikisi de aynı ekonomik koşulların içerisinde yaşam mücadelesi veriyor.
Esnafın giderlerini azaltacak, üretimi destekleyecek, vatandaşın alım gücünü artıracak kalıcı adımlara ihtiyaç var.
Aksi halde bugün 25 lirayı konuşuruz, yarın başka bir rakamı.
Her fiyat artışında aynı tartışmaları yeniden yaşarız.
Üstelik ekmek zammı tartışmalarında dikkatimi çeken başka bir durum daha var.
Birçok vatandaş için ekmek, sofranın tamamlayıcısı olmaktan çıkıp karnını doyurmanın en ekonomik yollarından biri haline geldi
KISSADAN HİSSE
Eski zamanlarda zengin bir tüccar, şehrin en meşhur saatçisine gitmiş.
Dükkanın duvarlarında birbirinden değerli saatler asılıymış.
Tüccar, en pahalı saati göstererek sormuş:
"Bu saat kaç altın?"
Saatçi fiyatını söylemiş.
Tüccar hiç düşünmeden parasını çıkarmış.
Ardından saatçiye dönerek şöyle demiş:
"Ben çok zengin bir adamım. Şimdi söyle bakalım, bana bir saatlik zaman da satabilir misin?"
Saatçi gülümsemiş.
"Efendim, ben saat satarım, zaman değil."
Tüccar şaşırmış:
"Nasıl yani? Bunca saatin var ama zamanın yok mu?"
Saatçi cevap vermiş:
"Benim dükkanımda zamanı gösteren çok şey var. Ama geçen bir dakikayı geri getirecek tek bir şey yok."
Tüccar sessizce saatini alıp dükkandan ayrılmış.
İnsan bazen sahip olduklarını çoğaltmaya çalışırken elindekilerin en değerlisini tüketir.
Oysa para kaybedilir, yeniden kazanılır. Eşya eskir, yenisi alınır.
Ama geçen zamanın ne taksiti vardır ne de telafisi.
Bu yüzden hayatta en büyük zenginlik, çok şeye sahip olmak değil; sahip olduğun zamanı doğru yaşayabilmektir.