Eskişehir’de siyaset seviliyor. Siyasi her konu kısa sürece yazdıkça çoğalan, konuştukça büyüyen algoritmasıyla dillerden düşmüyor.

Ne 25 yıllık hizmetlerinin ardından siyaset sahnesinden çekilen Yılmaz Büyükerşen’le ilgili bir konuyu pas geçiyoruz ne de şu an sahnede olan Ayşe Ünlüce’yi…

Her hizmette siyaset, her siyasette hizmet arıyoruz! Bu politikanın doğasında var elbette, sorun olarak nitelendiremeyiz.

Siyaseti hizmet için yaparken siyasetçileri de meşrulaştırıp bazen göklere çıkarıyoruz bazen de yerin altına gömüyoruz. Bu büyüleyici dünya da siyaset sahnesine çıkmak isteyen birçok kişininin gözlerini kamaştırıyor.

O yüzdendir ki ‘erken seçim’ ihtimalinin doğurduğu olasılıkların kimi nereye taşıyacağı ihtimali siyaset sahnesine çıkmak isteyenleri heyecanlandırıyor. Bu heyecan içinde CHP’de ön seçim, AK Parti’de kontenjan adaylar mı olacak; Eskişehir’de 7 vekil seçilecekse hangi partiler ne kadar oy alır hesabı yapılıyor.

*

Özellikle CHP nezdinde vekillik heyecanı dışarıya da yansıyan gündemler ve dedikodular yaratıyor. Milletvekili olmak isteyen isimler elbette başvuru gününü beklemiyor; şimdiden geleceğe dönük hazırlıklarına başlıyor. Gündemde yer almak da bu yüzden çok önemli; sivil toplum kuruluşlarında öne çıkan, meclis üyesi olup iyi konuşma yapan hatta ve hatta parti içinde muhalefet olanlar şimdiden çalışıp kendini göstermeye başlıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi, Genel Başkan Özgür Özel’in de üzerinde durduğu gibi yeni kurallar getirerek yeni isimleri siyasete kazandırmayı amaçladığının mesajını veriyor. Bu kurallar içinde dönem kısıtlaması, ön seçim, gençlik ve kadın kotası, fermuar sistemi gibi yaptırım ve uygulamalar da yer alıyor. Amaç demokrasiyi sağlamak ve siyasi temsiliyetin aynı yüzlere sıkışmaması… Niyet güzel, uygulama tartışma yaratır. CHP’nin parti kültürü nedeniyle değil kişisel hırsların ve demokrasinin içselleştirilememesi nedeniyle…

Malum, koltuk ısınınca kimse kalkmak istemez!

*

Seçim takvimi netleşemeye başladıkça bazılarımız için kişisel çıkarlar ülkenin geleceğinden daha önemli olacak! Hak etmediğini düşündüğümüz kişiler, görevi layığıyla yapamayacak kişiler milletvekilliğine, belediye başkanlığına yakıştırılacak! Seçim sathına girilince de seçmene yüksek demokrasi nutukları arasında adalet, hürriyet, toplumsal refah üzerinden ‘oy’ baskısı yapılacak. Şehir milliyetçiliği ve toplumsal kuruluş ideallerimiz içinde kişisel çıkarlar resmileştirilip, aklanacak!

Bu sürecin perde arkasında ise huzur değil, görünmez savaşlar çıkacak! Küsüp gidenler, küsmesine rağmen yeniden dönüp şansını deneyenler, geçmiş dönemlerde hakkının alındığını düşünerek kavgaya karışanlar, kavgalar, barışlar, ittifaklar yaşanacak! Bir yerlerde nifak tohumları ekilirken diğer yandaki dayanışma buluşmaları kulislerde konuşulacak!

*

Tüm bu süreç kazanma ihtimalinin 3 veya 4’üncü sıraya kadar yükselebileceği 7 kişilik liste için yaşanacak!

7 kişinin de kriterleri olacak elbette!

Bu kriterler içinde ‘kadın’ olmak pozitif ayrımcılık ve avantaj olabilecek…

Önceki seçimlerin etken değerleri ve kişileri değiştiğine göre; bu seçim sürecinde yavaş yavaş kendini kamuoyuna tanıtmaya çalışan kadın meclis üyelerinin, sivil toplum kuruluş temsilcilerinin ya da kısaca politik isimlerin ön planda olacağını düşünüyorum.

Ekonomik kriz ve AK Parti’nin normalleştirdiği anlayışla patronlara, sermayedarlara kısacası varsıllara hak olarak görülmeye başlayan siyaset; güçlü eşleri olan kadınlar arasındaki rekabeti de perçinleyecek!

Maalesef hep hayalini kurduğumuz kadın haklarının güçlenmesiyle değil; hegemonyanın, sermayenin ve varlıklı eşlerin ‘pozitif ayrımcılığı’yla kadınlar CHP’de ilk 3 için yarışacak!