Ekonomik krizin belini büktüğü vatandaş çözümü kemer sıkmakla bulamıyor. Yıllardır sırtımızda bir kambur olan yoksulluk artık bir durumdan çok vatandaşlık haline dönüştü…

Elektrik, su, doğal gaz ve akaryakıtın yanı sıra temel üretim ve tüketim malzemelerine gelen zamları artık takip edemiyoruz bile, etmiyoruz… Çünkü sıradanlaştı…

Yanlış ekonomi politikalarının yarattığı bu atmosferde sosyal belediyecilik çare olabilir mi? Bir nebze evet…

Krizin nedeni belediyeler olmadığı için çözümü de burada aramak çok da doğru değil. Fakat belediyeler yerel ölçekte sosyal devletin boşluğunu doldurabilecek hizmetler üretebilir. Bu yüzden belediye hizmetlerinin ulaşılabilir ve en uygun fiyatlarla verilmesi gerekir.

*

Son günlerde aldığımız zam haberlerinin birçoğu maliye politikaları temelinde olsa da yerelde de geçim koşullarımızı kısıtlayan kararlar alındı.

Eskişehir’in markası olan Kalabak suyuna zam yapıldı. Kalabak su ‘sosyal belediyeciliği’n tam karşılığı değil elbette; kentimizin en önemli değerlerinden biri. Belediye tarafından işletiliyor. Piyasanın altında kalan fiyat tarifesi içimizi rahatlatsa da su gibi temel ihtiyaç söz konusu olduğunda belediye kâr-zarar dengesini sosyal öncelikler lehine esnetebilir.

Ulaşıma da zam geldi. Eskart bilet fiyatı 30 liradan 40 liraya çıktı. Gidiş geliş 80 lira. Hiç de az değil. Eskişehir’de ulaşımın pahalı olduğunu düşünenlerdenim… Elbette 65 yaş üstüne serbest kart ve öğrenciler için indirimli biletlerimiz var ama bu kriz döneminde ulaşım her yurttaş için ciddi bir harcama kalemi...

Ulaşım ve sudan ayrı değerlendirmemiz gereken bir hizmet var. Sosyal belediyeciliğin kendini gösterdiği alanlardan biri ve en önemlisi; Kent Lokantaları… Eskişehir’deki en iyi belediye hizmeti kuşkusuz! Kent Lokantası Eylül 2024’te hizmete açıldığında bir öğün yemek 65 liradan satılıyordu. Önce 75, ardından 85 lira olan menü ücreti geçtiğimiz günlerde 100 liraya ulaştı.

Günümüz koşullarında 100 liranın alım gücü bir şey ifade etmiyor… O yüzden “Bu zam çok değil, belediyeye yüklenmeyin” eleştirilerini anlayabiliyorum. Ama anlamak her zaman hak vermek anlamına gelmiyor.

Bugün merkezi hükümeti, yüksek enflasyon ve ekonomik kriz bahane ederek yaptığı her zammı meşrulaştırmasını eleştiriyorsak, sosyal demokrat ideolojiyle halkçı hizmet anlayışını benimseyen belediyeleri de, siyasi partileri de eleştirebilmeliyiz.

Çünkü sosyal belediyecilik bilanço kalemi değil; vicdan terazisidir. Terazinin kefesine önce dar ve sabit gelirliyi koymadığımız sürece hiçbir zam ‘makul’ değildir.

Ekonomik kriz her geçen gün toplumun geniş kesimlerini içine alan bir karanlık gibi üzerimizde büyüyor. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi, bu kentte yaşayan kimsenin aç kalmaması için önce sosyal belediyeciliği tartışmalıyız ki, daha da büyüsün!

*

Eskişehir’de başarılı bir sosyal belediyecilik anlayışının hakim olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat konu daha derinde! Kent lokantasındaki bir tabak yemek bugün bu kentin sosyal adalet sınavıdır. Kişileri veya kurumları yıpratma aracı değil…

Mesele 100 lira değil; o 100 lirayı hesap etmek zorunda kalanların sayısıdır.

Sosyal belediyecilik tam da burada başlar. Eğer o kapıdan içeri giren yurttaş cebini düşünmeden oturamıyorsa, eleştiri büyümeli ki umut da büyüsün, dayanışma da!