Eskişehir, yıllardır suyu romantik bir şehir imajının parçası olarak gördü. Gondollar, köprüler, parklar…

Porsuk Çayı üzerinden kent estetiği ile suyu özdeşleştirdik; Eskişehir’in güzellik tanımını Porsuk ve gondollar üzerinden yaptık. Oysa suyun stratejik önemini kavrayarak geleceğe ve büyüyen kuraklığa hazırlanmalıydık.

Güzelliğe kapıldık kuraklık korkusunu geri planda bıraktık.

Kentin ortasından geçen Porsuk Çayı ve onu besleyen Porsuk Barajı, sadece manzara değil… Güzelliğinin hakkını vermemiz için yıllar önce Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ile başlatılan Porsuk Islah Çalışmalarının yalnızca bir altyapı çalışması olmadığını, geleceğe en büyük yatırım olduğunu idrak edebilmeliyiz.

Eskişehir’i bugünkü Eskişehir yapan başlangıç noktasının Porsuk Islah Çalışması olduğunu düşünüyorum. Bugün ise sınavımız Sakaryabaşı’ndaki kuraklıkla yüreğimize ağır bir taş gibi oturan Sakarya Havzası’ndan su getirebilme girişimleri…

Tek alternatifimiz olarak suyu Sakaryabaşı’ndan değil, Sakarya Havzası’ndan getirmeyi planlıyoruz.

Ama bugünkü manzara, kent merkezine taşıyacak suyun bile garanti olmadığını gösteriyor.

***

Aylar önce gündeme gelen DSİ ile Çifteler Belediyesi arasında kim haklı kim haksız üzerinden yapılan tartışmalar arasında kurumasına göz yumduğumuz Sakaryabaşıaslında kentimizdeki ‘su vicdanı’nın bir temsili…

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’dan umudumuzu yeşertecek çalışmaları duymayı beklerken suçlayıcı bir dille “izinsiz işlemlere soruşturma başlatılacağı” yönündeki Çifteler Belediyesi’ni hedefe koyan açıklamalar hepimizi bu yüzden üzdü…

Tek tesellimiz Sakaryabaşı’nda yeniden su görebilmek. Manevi anlamda da dengenin ve arınmanın sembolü olan su siyasetsiz bir çaba, sağduyulu bir emek istiyor…

Kayıp kaçaklara, vahşi sulamalara ve plansız projelerle mağdur olmadan…

***

Su, Eskişehir’in hizmeti siyasileştirmeden, siyaseti hizmetleştirerek yapabileceği en büyük yatırım!

Kentimiz için su meselesi öyle önemli ki;

Siyasetin amacının hizmet olduğunu kanıtlayabilirsek, bu dönem kent tarihine geçer.Suda güç mücadelesinin değil ortak aklın kazanmasına izin vermeliyiz. Yani su ile sınanıp, başarabilirsek geleceğimizi kurtaracağız!

***

Musluğumuzdan tükeneceğini düşünmeden akmasını beklediğimiz sudan bahsederken Sakarya Vadisi’nde birbiri arkasına gündeme gelen vahşi maden projelerinden bahsetmemek bence konuyu özümsememek hatta riyakarlıktır!

Kuraklık sorununu çözmek için çaba harcayan her birey, kurum ve siyasetçinin vahşi madencilik konusunda net olmasını bekliyorum. Çünkü su sorununu sadece kentleşme üzerinden şehir merkezinde tartışmak yetmiyor. Samimiysek vahşeti yaşanmadan görmeli ve dur diyebilmeliyiz.

Sakarya Vadisi’nin dik yamaçlarında büyümüş biri olarak vahşi maden projelerinin Sakarya Nehri’nin kalbinden çekeceği suyla kuraklığı tek başına yaratmasına göz yumamıyorum… Bugün yeraltı suyuna bile erişemezken koca bir nehri kurutmak ne yatırımdır ne de siyaset!

***

Bir yanda su tasarrufu çağrıları yapılırken, diğer yanda Sakarya Vadisi’nde doğayı geri dönülmez biçimde etkileyecek maden projeleri gündemdeyse burada birilerinin ‘suyumuz’ konusunda samimi olmadığı bilmeliyiz. Eskişehir’in su meselesi çevresel değil, doğrudan siyasal…

Sakarya Havzası’ndan su getirme planlarıyla kentin yaşayacağı kuraklığa karşı ciddi bir gündem yaratan Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin diğer gözünün Vadi üzerinde olduğunu biliyorum. Havzayı yaşatmak da Vadiyi korumak da hepimizin görevi!

Bu sınavda kaybedersek, telafisi olmayacak.Çünkü bu şehir suyu kaybederse, kimliğini kaybeder. Suyumuzu sadece konuşmayalım, suyumuzu koruyalım!