Uluslararası ilişkiler disiplini uzun yıllar boyunca devlet merkezli katı bir perspektif üzerinden şekillendi.

Güvenlik, diplomasi ve güç dengesi gibi temel kavramlar çoğunlukla egemen devlet aktörleri üzerinden okundu. Ancak küreselleşme süreciyle birlikte bu klasik realist yaklaşımın sınırları giderek daha görünür hale gelmiştir.

Günümüz uluslararası sistemini yalnızca devletler değil; sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, gençlik hareketleri ve gönüllülük ağları da doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle çağdaş uluslararası ilişkiler literatüründe “Çok Katmanlı Yönetişim” (Multi-level Governance) ve kamu diplomasisi kavramları giderek daha merkezi bir yer kazanmaktadır.

İskandinav Demokrasi Geleneğinden Eskişehir’e Yönetişim Pratiği

Gary Marks ve Liesbet Hooghe’nin geliştirdiği Çok Katmanlı Yönetişim yaklaşımı, karar alma süreçlerinin tek bir merkezde değil; yerel, ulusal ve uluslararası aktörler arasında yatay ve dikey etkileşim yoluyla üretildiğini savunur. Bu çerçevede demokratik sistemlerin en dinamik tartışma alanı, giderek bu çok aktörlü yönetişim yapısı haline gelmektedir.

Bu teorik arka plan içerisinde, 15–16–17 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen Uluslararası Odunpazarı 3D (Dinleme, Diyalog, Dayanışma) Gençlik Festivali, söz konusu yaklaşımın sahadaki karşılığı olarak değerlendirilebilecek güçlü bir yerel iyi uygulama örneği niteliği taşımaktadır.

İskandinavya merkezli Almedalen (İsveç) ve Folkemødet (Danimarka) gibi “demokrasi festivali” modelleri, katılımcı demokrasinin kurumsallaştığı sınırlı sayıdaki ülkede gelişmiş özgün pratikler olarak öne çıkmaktadır. Eskişehir’de hayata geçirilen bu model ise, söz konusu geleneği yerel kapasiteyle yeniden yorumlayan ve uyarlayan özgün bir yönetişim deneyimi olarak dikkat çekmektedir.

Bu bağlamda festivalin yalnızca bir etkinlik değil, aynı zamanda çok katmanlı yönetişim anlayışını sahaya taşıyan bir demokratik pratik olarak kurumsallaşmasında; Eskişehir Avrupa Birliği Derneği önceki dönem yönetim kurulu başkanı ve mevcut yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Erhan Akdemir’in akademi–sivil toplum eksenindeki katkıları belirleyici olmuştur. Son iki yılda ise Dernek Başkanı Dr. İbrahim Sarı’nın akademik birikimi ve saha deneyimi ile Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un sürecin başından itibaren sunduğu güçlü kurumsal destek, bu yapının sürdürülebilir bir kent pratiğine dönüşmesini sağlamış ve festivalin kalıcı bir modele evrilmesine zemin hazırlamıştır.

Kurumsal hafıza ve çok aktörlü yapı

Festivalin kurumsallaşma süreci, yalnızca bir etkinlik organizasyonu değil; çok aktörlü bir yönetişim pratiği olarak gelişmiştir. Eskişehir Avrupa Birliği Derneği çatısı altında yürütülen akademi–sivil toplum etkileşimi ve yerel yönetimlerin desteği, bu yapının süreklilik kazanmasını sağlamıştır.

Sivil Etkileşimden Yönetişim Modeline: Sivil Yönetişim Platformu

Elbette bu ölçekteki çok katmanlı bir yapıyı sahada inşa etmek, yalnızca masa başı planlamalarla açıklanabilecek bir süreç değildir. Sürecin içinde, Eskişehir Avrupa Birliği Derneği Denetim Kurulu Başkanı olarak ve dört yıldır kesintisiz biçimde festivalin Sivil Toplum Kuruluşları Sorumlusu görevini yürüten biri olarak sahadan yapılan gözlemler, işin mutfağının son derece dinamik ve çok aktörlü bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

Her yıl 70’ten fazla sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesi, ilk bakışta bir lojistik organizasyon gibi görünse de zamanla kendi iç etkileşim ekosistemini üretmiştir. STK’ların festival alanında yan yana gelmesi, birbirleriyle temas kurması ve Eskişehir’e özgü ortak akıl zemininde buluşması, giderek ortak projelerin ve kolektif iş birliklerinin ortaya çıkmasını mümkün kılmıştır.

Bu yatay etkileşim ağının daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşması ihtiyacı, zamanla Sivil Yönetişim Platformu fikrini doğurmuştur. Bu yapı, yalnızca bir koordinasyon mekanizması değil; sahada oluşan ilişkilerin kurumsal hafızaya dönüşmesini sağlayan bir yönetişim çerçevesi olarak değerlendirilmektedir.

Sahadan Akıllarda Kalanlar

15 Mayıs’ta “Demokrasi ve Gençlik” teması çerçevesinde gençlik katılımı, demokratik temsil ve gençlerin karar alma süreçlerindeki konumu ele alınmıştır. Bu oturumlarda gençliğin yalnızca politikaların nesnesi değil, demokratik süreçlerin aktif öznesi olduğu vurgulanmıştır.

Özellikle “Gençler Belediye Başkanlarıyla Buluşuyor” oturumunda, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın katılımıyla yerel yönetişimin doğrudan gençlerle temas kurduğu bir diyalog zemini oluşturulmuştur. Bu oturumda gençler, kent yönetimine ilişkin sorularını doğrudan yöneltme imkânı bulmuş; belediye başkanları ise katılımcı yönetişim anlayışı çerçevesinde bu sorulara yanıt vererek karar alma süreçlerinin daha şeffaf ve etkileşimli bir yapıya evrildiğini göstermiştir.

16 Mayıs’ta “Yönetişim ve Gençlik Katılımı” başlığı altında, yerel yönetimler ile gençlik arasındaki etkileşim, çok katmanlı yönetişim mekanizmaları ve katılımcı demokrasi pratikleri tartışılmıştır. Bu kapsamda gençlerin karar alma süreçlerine dahil edilmesinin kurumsal yönetişim kapasitesini güçlendiren temel unsurlardan biri olduğu ortaya konulmuştur.

17 Mayıs’ta ise “Gençlik Dayanışması” teması çerçevesinde, gençlik örgütleri arasındaki iş birliği, kriz anlarında kolektif hareket kapasitesi ve toplumsal dayanıklılık (resilience) üretimi üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu oturumlar, dayanışmanın yalnızca sosyal bir refleks değil, aynı zamanda kurumsal bir kapasite alanı olduğunu göstermiştir.

Bu yapıların en önemli niteliği, tüm tartışmaların partizanlıktan uzak, açık bir kamusal akıl zemini üretmesidir. Günümüzde diplomasi artık yalnızca devletler arasında yürüyen resmi süreçler değildir; yerel yönetimler, STK’lar ve toplumlar arası ilişkiler de bu sürecin doğrudan parçasıdır.

Bu nedenle Eskişehir’de ortaya çıkan bu model, klasik anlamda bir etkinlik değil; sosyal uyum, katılım ve dayanıklılık üreten bir mikro diplomasi alanı olarak okunmalıdır.

Sonuç: Diplomasinin Değişen Mekânı

Gücün üretim biçimi artık yalnızca stratejik belgelerde değil, birlikte hareket edebilme kapasitesinde şekillenmektedir. Bu kapasite ise çoğu zaman devlet binalarının kapalı yapılarında değil, kamusal etkileşim alanlarında ortaya çıkmakta ve gelişmektedir.

Beş yıldır sahada gözlemlenen 3D pratiği, her yıl 20 binden fazla katılımcının ve onlarca STK’nın bir araya gelmesiyle sivil toplum diplomasisinin nasıl bir ekosisteme dönüşebildiğini ortaya koymaktadır. Bu ekosistemin en görünmez ama en belirleyici taşıyıcı unsuru ise gönüllü emeğidir. John Donne’un ifadesiyle, “hiç kimse tek başına bir ada değildir; her insan kıtanın bir parçasıdır.”