Ulusumuzun bağımsızlık mücadelesini kazanmasının ardından, Atatürk’ün inanılmaz ileri görüşlülüğü ile gerçekleşen; aydınlanmanın simgesi, insanca yaşamanın koşulsuz yönetim biçimi Cumhuriyetimizin 103. yılına ulaştık.

Cumhuriyet yönetimi akıl ve bilimin ışığına inanan insanların yüzlerce yıllık mücadelesi sonunda bulduğu insanca yaşama biçimidir.

HANGİ CUMHURİYET?

Bu gün çevremizdeki ülkelere baktığımızda, çoğunun isimlerinin cumhuriyet ile birlikte söylendiğini görüyoruz.

Bu ülkelerde zengin yeraltı kaynakları olmasına rağmen, halk yoksulluk içinde.

Ülkelerin bir kısmını emperyalist güçler yerli işbirlikçi piyonlarını kullanarak işgal ediyor ve kafalarındaki haritaları insanları yok sayarcasına çiziyor.

Birçok ülkede yöneticilerin çağdışı baskıları var. Mollalar sınıfının oluştuğu, cumhurbaşkanlığını oğluna devredenlerin bulunduğu cumhuriyetler de var.

O halde adının önünde cumhuriyet olan her devlet aslında gerçek cumhuriyet değildir.

Cumhuriyet, uygar insan gibi yaşamak isteyen bir toplumun vazgeçilmezidir.

Cumhuriyet, bir veya birkaç kişinin isteklerini değil tüm halkın “ötekileştirme” yapılmadan kucaklandığı bir ortamda sürdürülür.

Cumhuriyet hiç bir sivil, asker, kişi, zümre, aile tarafından vesayet altına alınamaz.

Halk, yöneticilerini “hiç bir şaibe” olmadan hür iradesi ile seçebilir, temsilcilerini gönderebildiği güçlü bir Meclis’i olur.

Din ve devlet arasındaki ayrım giderek belirsizleşemez; tüm inançların ibadet özgürlüğü korunurken devlet yönetiminde ve toplumsal ilişkilerde inanç ölçütleri öne çıkarılmaz.

Yargının bağımsızlığı kesinlikle korunur, siyasi iktidarlar yargı üzerindebaskı kuramazlar.

Demokratik bir cumhuriyette insanlar özgürce konuşabilir, yazabilir.

Yurttaşların yapıcı eleştirilerine hakaret ve yıkıcılık gözüyle bakılmaz.

Cumhuriyet, çoğunlukçu değil, “çoğulcu” demokrasi özellikleriyle donatılmış bir yönetim şeklidir.

Cumhuriyetin faziletinin, demokratik olmasından, kişi hak ve özgürlüklerini temel almasından geldiğini başta siyasiler olmak üzere hiç kimse unutmamalıdır.

DEĞERİNİ BİLELİM !....

Cumhuriyetimizin kurucu kadroları, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ulusal egemenlik, laiklik ve çağdaşlık temellerine dayalı “demokratik” bir cumhuriyet olması için çabaladılar ve hedef olarak çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmayı belirlediler. İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin farkı burada ortaya çıkmaktadır.

Son yıllarda “salgın gibi” her kavramın önüne bazı sıfatlar ekleyerek; özgürlük adına etnik/dinsel ayrımcılık ve ulus devlet düşmanlığı, yenilikçilik adına neoliberal teslimiyet, basit oy hesapları adına laiklik karşıtlığı bataklığına düşenler; emperyalist planların, feodalizmin ve kapitalist sömürü düzeninin değirmenine su taşımaktan öteye geçemezler.

Bu durumu anlamaya niyeti olanların (!) Orta Doğu coğrafyasında yer alan ülkelerin mevcut durumlarına dikkatle bakmaları yeter de artar.

103.yıl dönümünü onur ve gururla kutladığımız Cumhuriyetimizin farkına varalım ve değerini bilelim….