Eskişehir’in gündemi birbirinden farklı görünen ama aslında aynı sorunun etrafında buluşan başlıklarla dolu.
Bir tarafta avukatların güvenliği, kadınların yaşam hakkı ve gazetecilerin özgürlüğü tartışılıyor. Diğer tarafta yılların esnafı borçlarını ödemekte zorlanıyor, vatandaş pazardan eli boş dönmemek için hesabını kitabını yapıyor.
Şehrin gündemi farklı, insanların beklentisi aynı: Güvende olmak, geçinebilmek ve geleceğe umutla bakabilmek…
SAVUNMA, BASIN VE YAŞAM HAKKI
Eskişehir Barosu Başkanı Barış Günaydın’ın açıklaması, üzerinde durulması gereken önemli bir noktaya işaret ediyor. Avukatlara yönelik saldırılar, kadın cinayetleri ve gazetecilerin tutukluluk durumları…
Günaydın’ın “Savunmayı şiddetle, basını tutuklamayla, kadınları cezasızlıkla susturamazsınız” sözleri, üç ayrı başlığın ötesinde bir mesaj taşıyor.
Avukat, yaptığı hukuki işlemin tarafı olmadığı halde hedef haline geliyorsa savunma hakkının güvenliği tartışmaya açılır.
Kadınlar öldürülüyor, koruyucu tedbirlerin etkinliği sorgulanıyorsa mesele yalnızca bir adli vaka olarak görülemez. Gazetecilerin haber kaynaklarıyla görüşmesi ve kamu yararını ilgilendiren konuları araştırması nedeniyle tutuklu bulunması da toplumun haber alma hakkı bakımından değerlendirilmelidir.
Elbette her olayın kendi hukuki süreci ve koşulları var. Ancak temel haklar söz konusu olduğunda ortak bir sorumluluk da bulunuyor: Hukukun kağıt üzerinde güvence altına alınması yetmez, günlük yaşamda da karşılığını bulması gerekir.
Bir avukat adliyede, bir kadın evinde, bir gazeteci haberinin peşinde kendisini güvende hissetmeli. İnsanların haklarını ararken korkmak zorunda kalmadığı bir düzen, hukuk devletinin en temel beklentisidir.
40 YILLIK ESNAFIN DA İŞİ ZOR
Eskişehir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Adnan Karamanlı’nın ES TV’de dile getirdiği sorunlar, ekonominin küçük işletmeler üzerindeki etkisini bir kez daha ortaya koyuyor.
Vergi, sigorta primleri, çalışan maaşları, kredi borçları… Esnafın kapısını çalan ödemelerin listesi uzuyor. Gelir aynı hızla artmayınca yıllardır ayakta kalmayı başarmış işletmeler bile borçlarını çevirmekte zorlanıyor.
Karamanlı’nın yaklaşık 40 yıllık esnafların dahi icralık duruma düşebildiğine dikkat çekmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo.
Kırk yıl boyunca dükkanını açık tutmuş, müşterisini tanımış, mahallesinin bir parçası olmuş bir esnafın bugün borçları nedeniyle kepenk kapatma riskiyle karşı karşıya kalması sıradan bir ekonomik durum olarak görülemez.
Üstelik krediye ulaşabilmek için borçsuz olma şartı da ayrı bir çıkmaz yaratıyor. Borcunu ödemekte zorlanan esnaf finansmana ihtiyaç duyuyor, ancak borçları nedeniyle finansmana erişmekte güçlük çekiyor. Kredi limitinin yükselmesi tek başına çözüm olmuyor; önemli olan, ihtiyacı olan işletmenin bu imkandan yararlanabilmesi.
Esnafın sorunu yalnızca esnafın sorunu da değil. Küçük işletmeler bir mahallenin ekonomisini, istihdamını ve sosyal hayatını ayakta tutuyor. Bir dükkanın kapanması, bazen yalnızca bir tabelanın indirilmesi anlamına gelmiyor.
Karamanlı’nın sözünü ettiği kalkınma platformunun da bu noktada önemli bir sınavı var. Kentin yöneticileri, oda başkanları ve ilgili kurumları bir araya getiren yapılar, sorunları konuşmanın ötesine geçerek somut sonuçlar üretmeli. Esnafın beklentisi toplantı sayısının artması değil, işini sürdürebilmesini sağlayacak çözümlerin hayata geçirilmesi.
PAZARDA BOLLUK VAR, CEBİN DURUMU BAŞKA
Gelelim vatandaşın pazardaki durumuna…
Başarılı muhabir arkadaşımız Sümeyra Dizman, pazarın nabzını tuttu yine…
Ve yine bir dokunup bin ah işitti.
Tezgahlarda domates var, patates var, üzüm var, mandalina var. Ürün çeşitliliği açısından bakıldığında pazarın dolu olması sevindirici.
Pazarcı esnafı da bu yıl ürün bolluğundan memnun. Ancak aynı pazarda alışveriş yapan vatandaşların anlattıkları, fiyatların tek başına yeterli bir gösterge olmadığını ortaya koyuyor.
Domatesin kilogramı 60, patatesin 40, soğanın 35, biberin 120 lira olduğu bir pazarda vatandaşın hesabı yalnızca etiket üzerinden yapılmıyor. Evde kaç kişi olduğu, mutfakta neyin eksik kaldığı ve ay sonuna kaç gün bulunduğu da hesaba katılıyor.
Vatandaşın “Her pazarda cebime en az bin TL alıyorum, daha azı kurtarmıyor” sözleri, alışverişin nasıl bir bütçe hesabına dönüştüğünü anlatıyor.
Bir diğerinin meyveyi en fazla bir çeşit alabildiğini söylemesi, bir hafta meyve, diğer hafta sebze almak zorunda kaldığını belirtmesi de aynı gerçeğe işaret ediyor.
Pazarcı esnafı açısından ürünün bol olması, fiyatların uygun seyretmesi demek olabilir. Vatandaş açısından ise uygun fiyat, ancak o ürünü alabilecek para varsa anlam taşıyor.
Burada birbirine zıt iki değerlendirme yok. Üretici ve esnaf ürün bolluğundan memnun olabilir; vatandaş da aynı ürünlerin fiyatını bütçesine sığdıramayabilir. Asıl mesele, pazardaki bolluğun mutfaktaki sofraya ne ölçüde yansıyabildiği.
Esnaf satmak, vatandaş almak istiyor. İki tarafın da işi kolaylaşacaksa çözüm, yalnızca tezgahtaki ürün miktarında değil, insanların alım gücünde aranmalı.
KISSADAN HİSSE
1914 yılında kaşif Ernest Shackleton, Endurance adlı gemiyle Antarktika’yı geçmek üzere yola çıktı. Ancak gemi buzlara sıkıştı ve aylar süren mücadelenin ardından parçalanarak battı. Shackleton ve 27 mürettebatı, dondurucu soğukta hayatta kalma mücadelesi vermeye başladı.
Shackleton, yardım bulabilmek için beş arkadaşıyla birlikte küçük bir filikaya binerek yaklaşık 1.300 kilometrelik tehlikeli bir yolculuğa çıktı. Aylar süren girişimlerin ardından 30 Ağustos 1916’da geride kalan arkadaşlarını kurtarmayı başardı. Seferdeki 28 kişinin tamamı hayatta kaldı.
Bazen başarı, hiç engelle karşılaşmamak değil; şartlar ne kadar ağır olursa olsun sorumluluktan vazgeçmemektir.
Kıssadan hisse: Umut, her şey yolundayken inanmak değil; hiçbir şey yolunda gitmezken mücadeleyi sürdürmektir.