1 Mayıs’a bu yıl Ankara’da katıldım. Ankara’yı bilenler için söyleyeyim miting eski adıyla Tandoğan, bugünkü ismiyle Anadolu meydanındaydı. Kortej yürüyüşleriyse AKM’den başlıyordu.

O gün AKM metro istasyonu Valilik kararıyla kapatılmıştı. Güvenlik gerekçesiyle alınan bu kararın arkasında elbette ideolojik etmenler yer alıyor.

Yürüyüş kortejine katılmak için AKM’ye komşu istasyon olan Ulus’ta indim. Tam metro çıkışında arkamda iki emeklinin yaptığı bir sohbete kulak misafiri oldum.

Özellikle birisinin ifadesi dikkatimi çekti: “Kenan Evren ne mübarek adammış be!”

Bir sohbet konusu içersinde Kenan Evren veya 12 Eylül ifadeleri geçtiği zaman algılarımın daha fazla açıldığını söylemem lazım. Dünya görüşüm, aldığım akademik eğitim ve sahip olduğum politik/sosyal çevre beni bu konuda daha da hassas hale getiriyor.

12 Eylül döneminde işçi sınıfına, öğrenci hareketine, sendikal mücadeleye, basına ve genel anlamıyla toplumsal muhalefete yönelik her türlü şiddet ve baskıyı ciltlerle anlatmaya kalksak yetişemeyiz. Ancak bu yazıda daha ziyade metro çıkışındaki emeklilerin Kenan Evren’e yönelik “göreli” özlemi üzerinde durmak istiyorum.

Kenan Evren ve onun idaresi altında bulunan cunta, nasıl oldu da 2026 yılında “mübarek” olarak tanımlanır hale geldi?

Bu sorunun yanıtını tüm araştırmacılar ve sosyologlar aramalı. Ama her şeyden önce kitlelere bu ifadeleri kullandıran fiillerde bulunan iktidarın sorumluluğu çok daha önemli.

Erdal Eren’i ve devrimciler arasında öne çıkan onlarca genci idam eden, sendikaları ve siyasal örgütleri kapatan, her türlü toplantıyı ve gösteriyi yasaklayan, cezaevlerini tıka basa dolduran ve bilimum işkenceyi halkına reva gören bir askeri diktatörlükle karşılaştırılmak hangi iktidarın kabul edebileceği bir şey?

Böyle bir soruyla muhatap olmak, iktidar kanadında yer alan kimseyi rahatsız etmiyor mu? Ya da bu soruları soranlara da baskı uygulayarakeleştirilere konu olan hususları pekiştirmeyi mi tercih ediyorlar?

Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve daha nice gazeteci ya da araştırmacıya bedel ödetmenin sebebi bu mu?

Benzer şekilde işçilerin demokratik ve meşru taleplerini dile getiren Mehmet Türkmen gibi cesur sendikacılar bu yüzden mi cezalandırılıyor?

1 Mayıs’ta Taksim inisiyatifinin çağrısıyla son derece demokratik bir eylem için toplanan kitlelere bu yüzden mi saldırılıyor? 500’ü aşkın kişi bu nedenle mi gözaltına alınıyor?

Mesleki eğitim kisvesi altında, çocukların MESEM projesi kapsamında ölüme sürüklenmesinin sebebi nedir?

Bunlar bir çırpıda akla gelen bazı sorular… Bunun gibi sermayenin ve iktidarın lehine, halkın aleyhine birçok husus var elbette.

Tüm bu mevzulardan hareketle, bugün halkın Kenan Evren’le bile karşılaştırmasından rahatsız olmamak nasıl bir kişilik gerektiriyor, merak ediyorum doğrusu.