Eskişehir'in dilinden anlamak…
Ya da şöyle diyelim;
Bir şehrin dilinden anlamak, nedir, ne demektir, ne demek değildir?
Her ne kadar şehirlerde, büyüklüklerine göre, yüzbinlerce insan yaşıyor olsa da,
Doğal olarak tümünün aynı dünya görüşüne, aynı hayat biçimine, aynı siyasi anlayışa sahip olmasını beklemek hayalcilikten öte bir şey değildir…
İşte orada başka bir şey devreye girer…
Devreye giren o şey;
Şehrin ruhudur…
Caddelerinde yürürken, lokantasında yemek yerken, kafesinde kahve, meyhanesinde içki içerken hissedilen bir şeydir o…
Bir duygudur…
Sizin, hiç hoşlanmadığınız bir durum karşısında kalsanız bile, ona müdahale etmek, onu değiştirebilmek gücünü ve kabiliyetini kendinizde görmemenizdir…
Alkol kullanmıyor ve çok üst derecede karşı olabilirsiniz örneğin…
Şehirde bu görüşünüzü paylaşan çok sayıda insan da olabilir…
Ancak buna müdahil olma ve tehdit etme cüretini gösterememenizdir mesela, bir şehrin dilinden anlamak…
Bir şehrin insanlarının genel alışkanlıkları,
Toplu bulunulan yerlerdeki birbirlerine davranış biçimleri,
Öfkeli olup olmamaları,
Birbirlerine, aynı şehirde yaşayan insanlar olarak değil de, rakip gibi ya da düşman gibi bakıp bakmadıkları…
Bunun gibi, daha birçok küçük ayrıntıda gizli kalmış şifrelerin, zihninizde oluşturduğu davranış kalıpları…
Bir şehrin dilinden anlamak, işte bunları önce hissedip, fark edip, sonrasında buna göre davranış geliştirmektir…
***
O zaman gelelim Eskişehir'e...
Eskişehir'in dilinden anlayıp anlamamaya…
Eskişehir yerleşik halkının üzerine,
Balkanlardan, Kırım ve Romanya'dan, Kafkasya'dan göçüp gelen insanlara ev sahipliği yapmış bir şehir…
Aynı dönemde Alevi yurttaşlara da kapılarını açmış Eskişehir…
Her gelen, kendisine has bir şeyler getirmiş bu şehre…
Gelenekler, alışkanlıklar, adetler, töreler…
İlk yıllarda bütünleşmek, iç içe geçmek konusunda bir takım sıkıntılar yaşanmış amma, sonra taraflar bakmışlar olacak şey değil, kibri, gocunmayı, geride kalmak, öne geçmek kaygılarını bir kenara bırakıp birlikte yaşamanın tadını keşfe çıkmışlar…
Balkan göçmenlerinden turşuyu, Tatarlardan çiböreği, Çerkezlerden efeliği, Alevilerden hoşgörü ve kadir bilirliği ve daha ne varsa herkesin beraberinde getirdiği, onları harmanlayıp yeni bir model, yeni bir yaşam biçimi ortaya çıkarmışlar…
O alaşım dönemindeki alışkanlıklar şehrin sinesine yer etmiş…
Şehrin kopmaz, ayrılmaz, değişmez yaşam biçimi olmuş…
Bunların tümü harmanlanmış ve ortaya
Hoşgörüye, uzlaşmaya, huzura, güvene dayalı bir hemşehrilik bilinci çıkmış…
Bu paha biçilmez ortaklık, kimi zaman şehrin soğuğu, karı, kışı, kimi zaman kavurucu sıcağı, tozu toprağı içinde debelenip kalmış,
Kimi zaman da,
Tüm Türkiye'nin kıskanarak baktığı bir gelişim, değişim ve dönüşüm ruhu yaratmış…
İlerleyen yıllar içinde bu birlikteliğe Emirdağlılar da katılmış…
Hem de ciddi ölçüde…
Hem yüreklerini, hem ruhlarını, hem de güçlerini ortaya koymuşlar, Eskişehir'i Eskişehir yapan ana unsurlardan biri olmayı başarmışlar…
İşte bu süreci görmez ve bilmezseniz, görmezden gelmeye kalkarsanız, aldırış etmez, hesaba katmaz iseniz, yanılırsınız…
***
Eskişehirli,
Hoş görülüdür, uzlaşmacıdır, barışçı, özgürlüklerine düşkündür…
Hak hukuk bilir, kimsenin hakkını yemez, yenmezine müsaade etmez…
Hoşgörülü ve uzlaşmacıdır dedik ya en başında;
Ama nereye kadar?
Onların böyle olduklarını bilmek kadar, hangi noktada şehirlerinin ve kimliklerinin zedelenmeye kalkılmasına müsaade etmezler…
Çünkü sahip olduklarını korumanın da bir görev olduğunu bilirler…
Onları ellerinden almaya kalkanların karşısında bir duvar gibi dikilirler…
İşte bunları iyi anlamak gerekir…
Eskişehir'in dilinden anlamaktaki kastım budur…
Eskişehirli tahmin edemeyeceğiniz kadar evrensel,
Tahmin edemeyeceğiniz kadar da şehir milliyetçisidir…
Son 20 yılda,
Bu şehir milliyetçiliği inanılmaz ölçüde taçlanmış, tüm ülke tarafından takdir edilir bir noktaya gelmiş ve haklı bir gurura dönüşmüştür…
Evrensellik noktasındaki duruşu ise,
Dünyadaki birçok şehirle kurduğu ilişkiler sayesinde, yalnızca kendisinin bildiği bir özellik olmaktan çıkıp, dünya tarafından görülür ve kabul edilir bir noktaya gelmiştir.
Onun için…
***
Onun için,
Eskişehir'e sirayet etmek,
Onu alıp, başka yabancı denizlere salıvermek o kadar kolay değildir…
Gelip Alpu Ovası'na kömürlü termik santral kurmaya kalkacaksınız, sonra şehri bat-çıklarla donatacağım, su fiyatlarını, ulaşım fiyatlarını düşüreceğim, 10 bin gence iş bulacağım diyeceksiniz…
Söylemeniz gereken onlar değil…
Eskişehir'in burnunun dibine, 25 kilometre ötesine, üstelik de ülkenin en verimli tarım topraklarına kömürlü termik santral kurulmasına ses etmeyeceksiniz…
Öyle bir kömürlü termik santralin kurulması durumunda, otobüse bindim diye bana üstüne para verseniz ne yazar…
Su kullandım diye, bana üstüne ödül-promosyon verseniz ne yazar?
Siz bu şehri kömürlü termik santral belasından kurtarmaya söz veriyor musunuz onu söyleyin…
Patlıcan olmuş 15 lira,
Ocak ayında portakal olmuş 6 lira,
Soğanın 3 kilosu 20 lira,
Ne peynire, ne zeytine verecek para kalmış millette…
Kalkıp, su fiyatlarını ucuzlatacağım, toplu ulaşımı ucuzlatacağım, gençlerden hiçbir şey için para almayacağım diyorsunuz…
Bu kömürlü termik santrali kurdurursanız, bu şehirde genç kalacağını mı zannediyorsunuz?
Zannediyor musunuz?
Öyleyse kusura bakmayın…
Siz bu şehrin dilinden hiç ama hiç anlamıyorsunuz…
Nokta.