Günlerden 6 Şubat…

Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen ve 11 ili etkileyen depremlerin üzerinden tam 3 yıl geçti.

Bugün birçok haber göreceğiz. Anma etkinlikleri, resmitörenler, mevlit programları, sessiz yürüyüşler, saygı duruşları…

Resmi verilere göre 53 binden fazla canımızı toprağa verdik. 37'si çocuk olmak üzere en az 140 kişinin akıbeti bilinmiyor.

Üç yıldır süren davalar var. Bazı müteahhitler veya sorumlular ceza aldı, yüzlerce dava sürüyor. Hemen her davada olduğu gibi adalet konusunu bir kez daha sorguluyoruz, sorgulamaya devam ediyoruz. Bu yüzden adalet kavramını yakın zamanda detaylıca işlemek adına bir kenara bırakıp devam ediyorum.

Gelin yakın tarihe bir göz atalım…

1999 yılında 7,4 büyüklüğündeki Gölcük depreminde resmi rakamlara göre 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti. 48 bin 901 kişi yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu. Bölgede yaşayan vatandaşlar ise can kaybının 50 binin üzerinde olduğunu iddia ediyor.

Aynı yıl Düzce’de de 7,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. 894 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 679 kişi yaralandı ve binlerce kişi evsiz kaldı.

2011 Van depremi 7,2 büyüklüğündeydi ve resmi verilere göre 644 kişi hayatını kaybetti.

Biraz daha geçmişe gidersek; 1939 - 2018 arasında büyüklüğü 7 ve üzerinde tam 14 deprem oldu.

Bu coğrafyada 1500’lü yıllardan itibaren böyle büyük depremlerin olduğu biliniyor.

Depremle ilgili bilmediğimiz şey de yok ama önlem almak için ne yapıyoruz?

Koca bir hiç!

Yine bir deprem olduğunda - ki olacak - biz yine aynı şeyleri konuşacağız.

Şanslı (!) olan vatandaşlar televizyon karşısında arama – kurtarma faaliyetlerini izleyecek, kayıplarımız için gözyaşı dökecek, enkazdan kurtarılan bir can için mutluluktan ağlayacak, televizyon kanallarında, sosyal medyada uzmanlar saatlerce tartışacak, fay hatları çizilecek, belki yine “kader” denilecek, IBAN’lar paylaşılıp bağışlar toplanacak ve sonra yavaş yavaş normale döneceğiz.

Ülke olarak da şehir olarak da bir şey yapmayacağız. Önlem almayacağız, hazırlık yapmayacağız. Yapı stoklarını, kentsel dönüşümü konuşup, suçu birbirimize atıp bir sonraki depremi bekleyeceğiz.

Bu satırları yazıyorum çünkü belli ki hafızamızın her daim taze tutulmaya ihtiyacı var.

Eskişehir Türkiye'nin Batı Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alan, ikinci derece deprem riski taşıyan illerinden birisi. Ve son derece diri fay hatları üzerinde yer alıyor. Kent merkezinin önemli bir kısmının alüvyon zemin üzerinde yer alması da risk faktörünü daha da artırıyor.

Peki ne yapacağız?

Belki bu kez bir değişiklik olur diye yeniden söylememiz gerekenleri söyleyelim.

Deprem doğal bir olaydır ve bilimin ışığında önlemler alındığında felaketle sonuçlanmaz.

İktidar, muhalefet, yerel yönetimler, içi boşaltılmamış kurumlar sorumluluklarını acilen yerine getirmeli.

Rant odaklı değil insan odaklı bir kentleşme için düğmeye basılmalı.

Daha fazla geç kalmadan, bir tek canımızı dahi toprağa vermeden, bir damla gözyaşı dökmeden…

Lütfen…