Yarın arife, bir gün sonra Ramazan Bayramı. Tüm okurlarımızın bayramını şimdiden en içten dileklerimle kutluyorum.

YAŞAM ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞİYOR
Bayramlar, aile ve toplumdaki birlik ve beraberlik duygularını pekiştirme de çok önemli günlerdir. Yıllardan beri hep 'Nerede eski bayramlar'muhabbeti vardır. Herkes kendi çocukluğundaki bayramı özler. Kendisi sonrasındaki kuşaklarda yaşanılan bayramlarda yine aynı tadı alamamaktan yakınırlar. Ama bu konuda göz ardı edilen bir nokta var. Her yeni kuşakta insanların yaşam alışkanlıkları da gelişiyor. Teknoloji gelişiyor. Düşünceler değişiyor. Eskiden şehirlerarası yolculuklar çok zordu. Bugün şehirlerarası yolculuk yapmak kolaylaştı. Hızlı trenle, uçakla ve yeni otobüslerle konforlu bir ortamda yolculuk yapılabiliyor. Hükümetler her bayramda tatil günlerini birleştiriyor. Bundan dolayı kamuda çalışanlar 9-10 günlük tatiller yapabiliyor. (Cumhurbaşkanlığı seçimi olduğu için bu bayram bu yapılmadı) Bu uzun tatillerde turizm sektöründe hareketlilik yaşanıyor. Vatandaşlar uzun bayram tatillerini güneyde 5 yıldızlı otellerde geçirmeye başladı. Bu da 'Eski bayramlarda büyükler ziyaret edilirdi. Şimdi tatil olarak kullanılıyor. Çocuklar anne ve babalarının bayramlarını ziyaret ederek kutlardı. Şimdi telefonla arayarak kutluyorlar' eleştirilerine neden oluyor.

YENİ BİR ŞEYİN
ALINMASI
BÜYÜK BİR
MUTLULUKTU
Herkes kendi çocukluğunun bayramlarını arıyor. Bu da çocuklar için bayramın aynı bir önemi olduğunu gözler önüne seriyor. Çocukluğum 1980'li yılların başında geçti.(1973 doğumluyum) O zamanlarda annelerimiz bayram temizliği ve hazırlıklarına bir hafta önceden başlardı. Tepsilerle baklavalar veya kadayıflar pişirilirdi. Bayram sonuna kadar fırınlar tatil olduğu için 4-5 günlük ekmek alınırdı. O yıllarda bayramda alınan bir çift ayakkabı biz çocukları sevindirirdi. Öyle marka düşkünlüğü kimsede yoktu. Ağabey ve ablasına küçük gelen elbise ve ayakkabılarla büyüyen biz çocuklar için kendilerine yeni bir şey alınması büyük mutluluktu. Evimizin tek kız çocuğu olan ablam arife günü gece yarısına kadar annemle bayram hazırlığı yapardı. Yorgunluktan canı çıkardı. Babayla birlikte bayram namazına gitmek de biz erkek çocukları için büyük mutluluktu. Evlerde anne babanın ellerini öptükten sonra hep beraber kahvaltı yapılırdı.

ESKİDEN KOMŞUYA
EMANET EDİLİRDİ
O yıllar da evler müstakil bahçeli tek katlı idi. Oyun oynanacak çok boş arsa vardı. Annemiz bize bir torba verirdi. Arkadaşlarımız ile birlikte tüm komşuları gezip, onların bayramlarını kutlardık. Onlarda torbamıza fıstık şeker koyarlardı. Çok azda olsa kenarları oyalı mendillerin içinde bayram harçlıkları da verenler olurdu. O parayla bakkaldan gazoz, gofret alırdık. Çok para toplanıldığı takdirde Adalar'daki lunaparka gider eğlenirdik. Yeni Sineması'nda karete filmi izlemeye giderdik. Şimdiki çocuklar ellerinde torba ile tüm sokağı dolaşarak şeker toplamıyor. Apartmanda büyüyen çocuklar sadece apartmanda tanıdıkları birkaç dairenin zilini çalarak, bayram şekerlerini alabiliyor. Çünkü aileler olarak bizler buna izin vermiyoruz. Artık sokağımızda yaşayanlara güvenmiyoruz. Değil sokağımızdaki insanları, oturduğumuz apartmandaki üst komşumuzu tanımıyoruz. Annelerimiz bizi sokakta oynarken, komşularına emanet edip çarşıya gidebilirdi. Komşular sokaktaki tüm çocuklara kendi çocukları gibi bakardı. Sokakta herkes birbirini tanırdı. O yıllarda kimin hastası var, kimin sıkıntısı var bilinirdi. Hastası, cenazesi olan komşulara yemekler taşınırdı. Sokağa gelen yabancı insan hemen fark edilirdi.

ONLARIN EKSİKLİĞİ
HÜZÜN VERİYOR
Her evde telefon yoktu. Bizim evimizde de telefon yoktu. Akrabalarımızı, dostlarımızı telefonla değil, ziyaret ederek bayramlarını kutlardık. Eskiden Adalar civarında çok sayıda kartpostal satıcısı vardı. Birbirinden güzel doğa manzaraları, futbol takımı oyuncularının resimleri, sinema ve müzik dünyasının yıldızlarının fotoğraflarının olduğu kartpostallar büyük ilgi görürdü. Herkes yakınlarına, başka şehirlerde yaşayan dostlarına kartpostallar göndererek, bayramlarını kutlardı. Şimdi onların yerini cep telefonuyla gönderilen SMS'ler aldı. Annemi 2006 yılının 3 Ekim'inde kaybettim. Babam ise 3 Mayıs 2013'de vefat etti. Onları kaybettikten sonra anne ve babanın değerlerini daha iyi anlıyorsun. Özellikle bayramlarda onların eksikliği insana hüzün veriyor. Bayram ziyaretinde çaldığınız kapının arkasında anne ve babanızın olması ne güzeldir. Bayram tatiline gidecek olsanız bile yolculuğa çıkmadan anne babanızın ellerini öpüp, hayır dualarını almaya çalışınız. Bunu her bayram ertelerseniz bir gün vakit çok geç olabilir. Eskişehir'deki tüm yerel gazeteler bayramın 1,2, 3'ncü günleri yayınlanmayacak. Yarın Pazar olduğu için gazetemizde köşem yazım yer almayacak. Basın emekçileri olarak uzun bir bayram tatili yapacağız. Bayramın üçüncü günü işbaşı yapacağız. 31 Temmuz Perşembe günü siz okurlarımızla tekrar buluşmak dileğiyle. Sevgiyle Kalın….

*

Cumartesi
Hikayeleri

KARA KOYUN TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Yörük çobanlarından biri ile Oba Beyinin kızı Gülhanım arasında içten içe yanık bir sevgi vardır. Çoban ölçer, tartar, kendini bilirliğinden bu sevgisini açıkça söyleyemez; kız, düşünür taşınır, kendi anlayışına göre babasının kişiliğine yakıştıramaz böyle bir dedikoduyu. Böylece çoban kavalıyla sevgisini sürüsüne anlatır; ve sonunda kız da o büyüleyici sesten kendine pay çıkarır. Heyecanlı günler yaşarlar. Kız artık kavalın dilini iyice çözmüştür.

ÇOBANIN TEHLİKEDE
OLDUĞUNU ANLAR
Günlerden bir gün sürü yayladayken hırsızların hücumuna uğrar. Hırsızlar çobanın elini kolunu bağlar, sürüyü alıp gitmek isterler. Fakat sürü bir türlü yerinden kalkmaz. Onca çaba bunca gayret, sürüyü yerinden oynatamaz. Çoban der ki, 'Ben kaval çalmadıktan sonra sürüm imkansız bir yere gitmez, çözün kollarımı ben sürüyü kaldırayım.' Ellerini kollarını çözerler çobanın. Çoban kavalını eline alır, başlar yanık yanık öttürmeye. Sürü hemen kalkar, yavaş yavaş yürümeye başlar. Bu arada çadırda uyuyan Yörük beyinin kızı da kaval sesini duyar. Duyar ya bu seferki havadan çobanın tehlikede olduğunu anlar ve etrafı uyarır. Yörükler hep birden sürünün bulunduğu yere koşarlar. Bunu gören hırsızlar hemen kaçarlar.

SÜRÜYE TUZ YALATTI
O günden sonra, köylüler, kızın, çobanın kavalının sesinden, çaldığı havadan anlamasını, kızla çoban arasında gizli bir ilişki olduğuna yorarlar. Bu en çok kızın babasını düşündürür. Çağırır çobanı yanına. 'Kavalının sesi pek yanık, kızımı da bununla mı kendine bağladın?' der. Çoban da 'Bilmem, belki de öyledir. Ben sürülerimi bununla otlatır, bununla idare ederim. Gerekirse susamış sürülerimi bir damla su içmeden bile su başında bekletirim' der. Bunun üzerine ihtiyar Oba Beyi 'Ben senin sürüye tuz yalatayım, sen suyun başına götür. Eğer su içirmeden sürüyü su başında bekletebilirsen ben de sana kızımı vereceğim' der.

KAVALLA YALVARIR
Çoban sürüsünden emindir. Yalnız bir karakoyun var pek heyecanlı, toy, bir tek ondan korkuyor. Sürüye hiç su vermeden üç gün tuz yalatırlar. Çoban sürüyü alır dağdan aşağı dereye doğru sürer. Sürü büyük bir iştahla suya doğru koşuşurken çoban birden çaldığı havayı değiştirir. Bunun üzerine sürü olduğu yerde durur. Ne var ki çobanın korktuğu başına gelir. Karakoyun durmaz suya doğru yol alır. Bu sırada çoban çaldığı havayı daha da yanıklaştırır. Bu, onun karakoyuna yalvarması, ondan isteğine uymasını istemesidir. Bu olay karşısında, Yörük beyi ve oba halkı da heyecanlanır. Hava hızlanıp yanıklaştıkça karakoyun yavaşlamağa başlar. Durur, bir geriye döner, bir suya bakar. Kavalın sesi ona susuzluğunu unutturur. Geriye sürünün yanına döner. Bu iş Oba Beyini de duygulandırmıştır. Ancak Oba Beyi kızıyla çobanı evlendirmeden önce sorar: 'Doğruluğunu, yiğitliğini kanıtladın oğul. Ama, anlamadığım bir şey var. Karakoyun neden diğer koyunlardan ayrıldı ilkin? Kinli kinli suya girdi. Sonra sana bakıp da suyu içmekten vazgeçti.' Çoban yeniden sarılır kavala, soruyu kavalıyla cevaplar.
Yıllar var ki koyunları güderim,
Akşam gelir, sabahları giderim,
Koyun gibi, aşkımı da güderim,
Bağışla suçumu beylerin beyi.

Eridim su gibi ama akmadım,
Ne çiçeğe, ne çimene bakmadım,
Geceleri ışık bile yakmadım,
Bağışla suçumu beylerin beyi.

Gülhanım aşkında bana adaştı,
Kapandı gözümüz, gönlümüz taştı,
Bir gündü dudağım biraz yaklaştı,
Bağışla suçumu beylerin beyi.

Sel oldu çağlattı Karakoyunum,
Yüreğim dağlattı Karakoyunum,
Bunları anlattı Karakoyunum,
Bağışla suçumu beylerin beyi

*

FOTO ŞAKA

ETO Başkanı Metin Güler: Bak Harun, 'davul bende tokmak sende' olmaz. Mühür bendeyse, başkan benimdir. Bana Yıldırım Akbulut muamelesi yapamazsın.
ETO eski Başkanı Harun Karacan: Metin, O mühür ve ETO Başkanlığı sana babandan mı benden mi miras kaldı? Akbulut olmak kötü bir şey mi? Görevi bırakalı kaç yıl geçti, bak hala fıkraları anlatılıyor.