Ali Rıza Menevşe'yi en az 30 yıldır tanıyorum. Belki de daha fazla. CHP Eskişehir Örgütü'nün önemli isimlerinden, teşkilatçı, seçimlerde partisinin başarısı için yıllardır koşuşturan bir isim. Geçmişte ne zaman CHP il binasına gitsem görürdüm.
Öyle aman aman bir samimiyetimiz yok. Partide, sokakta, çarşıda, pazarda rast geldiğimizde ayaküstü 3-5 dakika sohbetimizin haricinde oturup uzun uzadıya bir sohbetimiz olmadı.
Hafta sonu Eskişehir'deki internet gazetelerinin sitelerine girerek paylaşımlarına baktım.Ali Rıza Menevşe'ninEskişehir.Net'te katıldığı bir televizyon programındaki konuşma metnini gördüm. İlgimi çekti okudum. Çarpıcı açıklamalar yapmış.
Bakın neler söylemiş.
Ara başlıklar halinde aktaracağım.
'Partide bir bardak çay içecek yerimiz yok'
1975 yılından bu tarafa CHP üyesiyim. 12 Eylül'de CHP kapandı. SODEP falan derken SHP kuruldu. CHP tekrar kurulduğunda üye numaram birdir. Onun için evde hanımım ne kadar namusumsa CHP'de benim namusumdur. Birileri gelir gider hiç önemli değil ama biz yerimizde duruyoruz. Disipline verildik. Ben bir yıl aldım, Erdal Caferoğlu ve Kazım Kurt ikişer yıl aldı. Ama partimizi hiç terk etmedik. Aynı şekilde yolumuza devam ettik.
Ben tabanın sesiyim. Taban hiç konuşturulmadı. Partinin aşağısında çay ocağımız vardı maalesef orası da kapandı. Partililer bir araya gelemiyor. Kahve köşelerinde mi konuşacağız? Partide bir bardak çay içecek yerimiz yok.Başımız dik alnımız açık yolumuza devam ediyoruz CHP iktidara gelsin diye…
'PARTİYLE ALAKASI OLMAYANLAR
İÇERİDE BENİ SOLONA ALMADILAR'
İl Danışma Meclisi oldu. İki arkadaş toplantıya gireceğiz. Kapıda bir hanımefendi vardı. Kendisini tanımıyorum. Bize 'sadece davet edilenler giriyor, kusura bakmayın' dedi. Biz partiliyiz, nezaket gösterdik çektik gittik. Ama maalesef partiyle uzaktan yakından alakası olmayan insanlar içerideymiş. Buda beni üzdü.
'Bunu içime sindiremiyorum'
Bir de başımıza bela çıkardılar. Kılıçdaroğlu Gönüllüleri. Bu ne? Vallahi bende bilmiyorum. Kılıçdaroğlu'ndan şikayetçi misin, hayır değilim ama böyle bir fırsatı verdiği için beni derinden üzdü. Ankara'ya gittik.'Bu Kılıçdaroğlu Gönüllüleri işini kim icat etti' dedik. Oradaki bir yetkili 'hepsinin haberi var' dedi. Bunu içime sindiremiyorum. Şunun gönüllüsü, bunun gönülsüzü beni ilgilendirmiyor. Ben CHP'liyim. Anladığım kadarıyla bu arkadaşlar parti üyesi de olmayacakmış. Zaten Ali arkadaş da parti üyesi değil, disiplinden dolayı. Hatta bir iki kere üye olmaya yeltenmiş. İlçe İl'e, İl disipline derken üye olmasının mümkün olmadığı söylenmiş. Onun için ben 'Kılıçdaroğlu Gönüllüleri'ni'tanımıyorum. Bu partilileri ikiye bölüyor. Buna da kimsenin hakkı yok. Onlar bugün gelir yarın gider biz yine partinin emrindeyiz. 4-5 ay sonra seçim var. Kenetlenmeliyiz.
'AHMET ATAÇ HERKESE DEĞİYOR'
Kent Konseyi Başkanı Nuray Akçasoy bin 700 oyla seçimi kaybetti. Bu bizim ayıbımız. CHP'nin ayıbı. İç çekişmelerden dolayı böyle oldu. Kazım Başkan son seçimi kaç oyla aldı? 7 bin oyla. Odunpazarı'nda yedi bin oy bana göre sıfır. Neden sıfır? Solun kalesi Odunpazarı'dır. Ahmet Ataç sağın kalesinde oyunu artırarak gidiyor, Odunpazarı'nda yedi bin oyla seçimi alıyoruz. Ahmet Ataç herkese değiyor. Belediyecilik ekip işidir. Belediye Başkanını zirveye çıkaracak da, yerin dibine indirecek de ekibidir. Herkes şapkasını önüne koyup düşünecek. Düşünmezsen dört ay sonra seçim var. Dersini verirler, ondan sonra yar saçların lüle lüle…
'Kazım Başkan soyadı gibi kurt politikacıdır ama…'
İyi siyasetçi olmak önemli değil. Birlik ve beraberliği sağlamak önemli, iyi siyasetçi olunca insanları bir araya getiremiyorsun ki. Şimdi ne oldu? Tepebaşı bölgesi koptu.Yalan mı? Bunu kimse tartışamaz. Bir taraf kırık, bir taraf dökük ben zirvede kalayım zihniyeti yok abicim. Kimse kusura bakmasın. Odunpazarı da bizim, Tepebaşı da bizim, Büyükşehir de bizim. Şimdi Yılmaz Büyükerşen olmasa büyükşehir gitti… Kazım Başkan soyadı gibi kurt politikacıdır ama bir yerde şapkayı önüne koyup düşünmek lazım. Bu Kazım Kurt'u sevmiyorum anlamına gelmez.
'Kılıçdaroğlu'na en bağlı
belediye başkanı Ahmet Ataç'
Son il kongresinde Ahmet Ataç'ın kurultay delegesi seçtirilmemesi, Yılmaz Büyükerşen'in Kazım Kurt'tan az oy aldırılması hoş değil. El gövdenin kaşındığı yeri bilir. Politika bir ummandır, yutacak aptal arar! Kimse kendisini dev aynasında görmesin. O seçimden sonra ipler koptu. Eskişehir'de Kılıçdaroğlu'na en bağlı belediye başkanı Ahmet Ataç, gönül bağı olan. Kurultay delegesi olanların Ahmet Ataç'tan ne üstünlüğü var. Birbirimizi sevmek zorundayız, çünkü ülke elden gidiyor. Ahmet Ataç bugün 'Tepebaşı Belediyesi'ni bırakıyorum' desin Tepebaşı gitti. Neden? Diyalogları çok iyi, sağcısını da solcusunu da kucaklıyor. En güvendikleri adamı koysunlar seçimi kaybeder.
'İL YÖNETİMİ ÜÇE BÖLÜNMÜŞ'
İl Yönetimi izlediğim kadarıyla ikiye, üçe bölünmüş. Önseçimdi, Ali gidecek, Veli gelecek. Böyle bir dünya yok. Türkiye'de iki yerde önseçim yapılacak. Ankara ve İstanbul, onun haricinde önseçim yok. O da mazeret! Recep Başkan'ın yaptığı da mazeret, istifa edeceksen yaptığın hizmetlerden dolayı partililer sana teşekkür eder, bir daha dönem eğer gücün varsa yine gelir o koltuğa oturursun kimse senin önüne geçmez.
'ATİLAY DALGIÇ REKLAMINI YAPAMIYOR'
Gelelim Atilay Dalgıç'a. Atilay çok sevdiğim bir kardeşimdir. Ama kendi reklamını yapamıyor. Hastaya gidiyor, köy köy, mahalle mahalle geziyor. Çok çalışkan ama sosyal medya var, sesini duyurması lazım.
'BELEDİYE ÇALIŞANINI DELEGE YAPMAYACAKSIN'
CHP'nin üye yapısı şu an sağlıklı değil. Bir defa belediyede çalışanı üye ve delege de yapmayacaksın. Belediye başkanlarının bu işe karışması etik değil. Kim ne derse desin. Tıpkı AKP'de olduğu gibi oğlum, kızım işe girecek diye üye olmuşlar. Sandığa gelince oy vermiyorlar. Büyükdere, Yıldıztepe, Gültepe, Yenikent. O bölgenin oy oranlarına bakalım. Bu yapıyla önseçim yapılması doğru değil.'
Ali Rıza Menevşe'nin söylemleri bunlar. Seversiniz sevmezsiniz. Ama söylemlerinde haklılık payı yok mu?
En çok haklı olduğu konuda şu:
'Tıpkı AKP'de olduğu gibi oğlum, kızım işe girecek diye üye, delege olmuşlar. Sandığa gelince oy vermiyorlar. Büyükdere, Yıldıztepe, Gültepe, Yenikent. O bölgenin oy oranlarına bakalım.'
Bu üç mahalle sözde sosyal demokratların ağırlıklı oldukları mahalleler. 2018'deki genel seçimlerde AK Parti'ye ciddi sayılacak oy çıktı. İşte bu nedenle de 3. Sıradaki milletvekili adayı Nuray Akçasoy bin 700 oyla sandıkta kaldı.
CHP Eskişehir İl ve İlçe Başkanları üye listelerini yeniden gözden geçirmeli.
'Bizim partimizin üyesi' dedikleri partiye oy vermiyorsa ki kaldı ki dört mahalledeki yılların CHP'lileri kimlerin partiye gönülden bağlı olup olmadıklarını iyi bilirler.
Sandık gözlemcisi olarak yazılanlar sandığa gitmiyor. Seçim günü sandıklara gözlemci aranıyor.
Sandığa sahip çıkamazsan, oy sayımında sandık başında gözlemcin olmazsa 'bin 700 oyla seçim kaybettik' diye üzülürsünüz. Ama atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiş oluyor.
* * *
kıssadan hisse:
Cesaretiniz Kırılmasın
Günlerden bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış, Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar Ve yarış başlamış.
Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar?
Yarışmayı başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar, İçlerinden bir kaç tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmayı çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış: 'Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!'
Sonunda bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye.
O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
* * *
FIKRA:
Seni Öyle Yaşatırım ki…
Devlet dairesinde memur olarak çalışan Temel bir gün kurum değiştirmek için müdürün karşısına çıkar ve meramını anlatır:
– 'Hapishanede gardiyan olmak isteyrım'.
Temel, müdürünün de yardımlarıyla ceza evindeki işine başlamak üzere eski işyerine müdürü ile vedalaşmaya gelir. Müdürü Temel'e takılır:
–'Oğlum işine bu kadar yardımcı olduk. Şimdi gidiyorsun, ne bir kuru teşekkür ediyorsun, ne de Allah razı olsun diyorsun. Bu ne biçim iştir?'.
Temel saf saf yanıt verir:
– 'Ey gidi müdürüm, senin bende emeğin çoktur. Teşekkür da bişey mi, sen bi içeri düş, bak ben seni nası fındık, fıstık, kuru üzümle beslerim.'
* * *