Yeni Parti Odunpazarı’nda artık sözün üyeye geçmesine saatler kaldı.
27 Eylül Pazar günü yaklaşık 3 bin 600 üyeye yakın bir seçmen kitlesi sandığa gidecek ve önümüzdeki dönemde Odunpazarı örgütünü kimin yönetmesini istediğini ortaya koyacak. Parti kaynaklarında Odunpazarı’ndaki kurucu üye sayısı daha önce 3 bin 640 olarak açıklanmıştı.
Rahmi Çınar’ın ES TV’de yaptığı açıklamalarda benim özellikle dikkatimi çeken bölüm ise sandık güvenliği oldu.
Çınar; 9 sandık planlandığını, üyelerin hangi sandıkta oy kullanacağının bildirileceğini, rakip adayların gözlemci hatta sandık görevlisi bulundurabileceğini söylüyor.
Bence burada tartışılması gereken önemli bir siyasi incelik var.
Bir seçimde sandık güvenliğinin konuşulması son derece doğaldır. Her adayın sürecin şeffaf yürütülmesini istemesi de hakkıdır.
Fakat ortada somut bir iddia veya belge olmadan, daha seçim yapılmadan kendi partisinin düzenlediği sandığın güvenilirliği konusunda kuşku oluşturabilecek bir dil kullanmak başka bir şeydir.
Çünkü o sandığı kuran rakibiniz değil.
Kendi partiniz.
O sandığın başında yine kendi partilileriniz olacak.
Gözlemcileri de adayların kendileri belirleyebilecek.
Hal böyleyken güvenlik talep etmekle, seçimin güvenilirliğini peşinen tartışmaya açmak arasındaki çizgiyi iyi korumak gerekiyor.
Rahmi Çınar’ın açıklamasındaki “Rakip adaylar gözlemci atayabilir, sandık başına görevli verebilir” yaklaşımı bu açıdan önemli.
Sandık güvenliğinin yolu şüphe üretmekten değil, denetimi herkese açmaktan geçer.
Hatta bana göre yarışın bütün taraflarının yapması gereken çok basit:
Sandıkta birbirlerini denetlesinler.
Tutanağın altına birlikte imza atsınlar.
Sonuç ortaya çıktığında da birbirlerinin elini sıksınlar.
Çünkü 27 Eylül akşamı yalnızca bir ilçe başkanı adayı kazanmayacak.
Yeni Parti’nin üyeyle yaptığı ilk önemli demokrasi sınavlarından biri de sonuçlanacak.
Partinin kendi sandığına duyduğu güven, dışarıya vereceği demokrasi mesajının da ölçülerinden biri olacak.
TECRÜBELİ İSİMLERİN MESAJI NE ANLATIYOR?
Odunpazarı yarışında son birkaç gündür peş peşe destek açıklamaları geliyor.
Kurucu İl Başkanı Talat Yalaz, Rahmi Çınar’ın deneyimini ve örgütlenme sürecindeki rolünü gerekçe göstererek yanında olduğunu açık biçimde ifade etti. Geçmiş dönemmilletvekili Zeki Ünal da Çınar’ın geçmiş örgüt çalışmalarını, 19 Mart sonrasındaki siyasi faaliyetlerini ve yeni partinin kuruluş sürecindeki rolünü vurgulayan bir destek açıklaması yaptı.
Erdal Çakıcıer’in değerlendirmesine de bu açıdan bakıyorum.
Çakıcıer sıradan bir izleyici değil.
2012-2014 döneminde Odunpazarı İlçe Başkanlığı yapmış, ilçe örgütünün ne olduğunu, bir seçim döneminde örgütün nasıl çalışması gerektiğini bilen bir isim.
Bu nedenle tecrübeli siyasetçilerin açıklamalarını yalnızca “A kişisi B kişisini destekledi” şeklinde okumamak gerekiyor.
Asıl soru şu:
Bu insanlar adaylarda ne görüyor?
Örgüt hafızası mı?
Saha deneyimi mi?
Zor dönemlerde sorumluluk alma kabiliyeti mi?
Partililerle kurulmuş uzun yıllara dayanan ilişki mi?
Çünkü siyasi partilerde ilçe başkanlığı yalnızca bir makam değildir.
Seçim geldiğinde sandık görevlisini bulacak kişi de odur.
Mahalle örgütünü ayakta tutacak kişi de…
Belediye başkanıyla, milletvekiliyle, parti yönetimiyle kriz çıktığında o masaya oturacak kişi de…
Seçim kaybedildiğinde ertesi sabah kapıyı açıp çalışmaya devam edecek olan da.
Rahmi Çınar’ın elindeki en önemli siyasi argüman da burada duruyor: uzun yıllara yayılan örgüt tecrübesi.
Nitekim kendisi adaylığını açıklarken de geçmiş çalışmalarını, saha faaliyetlerini ve oluşturduğu ekip yapısını öne çıkardı. Çınar’ın kurucu ilçe yönetimi de ağustos ayında göreve başlayarak örgütlenme çalışmalarını yürütmeye başlamıştı.
Elbette Cevahir Çalıkuşu da kendi iddiasıyla üyelerin karşısına çıkıyor ve son kararı üyeler verecek. Çalıkuşu da açıklamalarında partiyi daha geniş kadrolarla büyütme iddiasını ortaya koyuyor.
Ama bu seçim bana göre “yeni isim-eski isim” gibi kolay bir tartışmaya sıkıştırılmamalı.
Üyenin bakması gereken yer daha geniş.
Adayın siyasi geçmişine bakacak.
Örgüt deneyimine bakacak.
Zor zamanda nerede durduğuna bakacak.
Kendisinde nasıl bir güven oluşturduğuna bakacak.
Sonra sandığa gidip kararını verecek.
Çünkü en sonunda bütün açıklamalar, destekler, kulisler bitecek.
Pazar günü kabine giren üyenin yanında hiç kimse olmayacak.
Ve doğru olan da tam olarak bu.
PAZAR GÜNÜNÜN DİĞER HEYECANI YEŞİL SAHADA
27 Eylül yalnızca siyaset açısından hareketli olmayacak.
Eskişehirspor da aynı gün belki sezonun henüz dördüncü haftasında olmasına rağmen oldukça önemli bir karşılaşmaya çıkacak.
Rakip Balıkesirspor.
Üstelik iki takım birbirine yabancı değil.
17 Aralık 2025’ten bu yana dört kez karşılaştılar.
Balıkesirspor Eskişehir’deki lig maçını 3-0 kazandı. Balıkesir’de oynanan karşılaşma 1-1 bitti. Play-Off’taBalıkesirspor ilk maçı 2-1 kazanırken, Eskişehirspor rövanşta 3-0’lık galibiyetle turu aldı. Pazar akşamı oynanacak maç böylece iki takımın yaklaşık dokuz aylık dönemdeki beşinci karşılaşması olacak.
Maçın önemini artıran bir başka nokta ise puan tablosu.
Karşılaşma öncesinde Balıkesirspor 9 puanla lider, Eskişehirspor ise 4 puanda. İki takım arasında şimdiden 5 puanlık fark bulunuyor.
Matematik çok açık.
Eskişehirspor kazanırsa fark 2 puana inecek.
Kaybederse 8 puana çıkacak.
Elbette ligin dördüncü haftasında hiçbir şey bitmez.
Ancak bazı maçlar puan tablosundaki üç puandan daha fazla anlam taşır.
Bu da onlardan biri.
Üstelik Eskişehirspor maçı taraftarından yoksun oynayacak. Karşılaşmanın 27 Eylül Pazar günü saat 19.00’da Prof. Dr. Fethi Heper Stadyumu’nda oynanacağı ve ev sahibi takımın seyircisiz olacağı güncel programda yer alıyor.
Bu nedenle pazar akşamı tribünün değil, tamamen takımın kendi enerjisinin konuşması gerekecek.
Son dönemde Balıkesirspor’a karşı oynanan dört maç bize bir şeyi gösterdi:
Bu iki takımın mücadelesinde geçmiş sonuçların pek hükmü yok.
3-0 kaybedip birkaç ay sonra aynı rakibi 3-0 yenebilirsiniz.
Pazar akşamı da geçmiş dört maç değil, o 90 dakika belirleyici olacak.
Eskişehirspor açısından mesele yalnızca rövanş ya da rekabet değil.
Liderle arasındaki mesafenin daha sezonun başında açılmasına izin vermemek.
KISSADAN HİSSE
Eski bir köyde iki komşu sürekli kimin kuyusunun suyunun daha güzel olduğunu tartışırmış.
Tartışma büyüyünce köyün yaşlısına gitmişler.
Yaşlı adam ikisini de dinledikten sonra “Bardakları getirin” demiş.
İki kuyudan da birer bardak su doldurmuş, önlerine koymuş.
“Şimdi için” demiş.
İkisi de içmiş.
Yaşlı adam sormuş:
“Hangisi susuzluğunuzu giderdi?”
İkisi birden cevap vermiş:
“İkisi de.”
Yaşlı adam gülmüş:
“O zaman kuyularınızı değil, susuzluğunuzu düşünün.”