Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Bakan olmadan önce Müsteşarlığı dönemindeki icraatlarından dolayı eğitim camiasının çok iyi (!) tanıdığı bir isimdir.
Sayın Tekin’in, öncelikle Eskişehir ve İzmir’den başlattığı, okullarda imamların görevlendirilmesini sağlayan “ÇEDES” uygulaması ve “karma eğitim” ile ilgili sözleri, “kendine göre” yaptığı laiklik açıklamaları kamuoyunda tepkilere neden olmuştu.
Sayın Bakan, 2014 yılından beri (Milli eğitimin çözüm bekleyen onca sorunu
varken…) sürekli tartışmalı siyasi açıklamalar yapmaktan vazgeçmiyor.
Bu kez de yeni müfredatta “Kurtuluş Savaşı” ifadesinin çıkarılarak yerine “Millî Mücadele” kavramının kullanılacağını açıklarken, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” sözleriyle Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele kavramlarını diline doladı.
Aslında, söz konusu kavramsal değişiklikler yaklaşık iki yıl önce 1, 5 ve 9. sınıf ders kitaplarında yapılan düzenlemelerle çoktan hayata geçirildi.
ASIL AMACINIZ NEDİR?
“Kurtuluş Savaşı” ifadesinin müfredattan çıkarılması yönündeki değerlendirmeler yalnızca bilimsel bir kavram tercihinden ibaret değildir.
Asıl sorun, yeni kavramların hangi tarihî anlam ve kapsamla kullanılacağı, öğrencilere hangi tarihi içerikle öğretileceği sorunudur.
Milli tarih yazımında “Kurtuluş Savaşı”, “İstiklal Harbi”, “Millî Mücadele” gibi kavramların tamamı zaten kullanılmaktadır.
Bu kavramlar, alanyazında zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılsa da tarih yöntembilimi bakımından aynı tarihî sürecin farklı yönlerini öne çıkaran kavramlardır.
Millî Mücadele, genel olarak 1919-1922 yılları arasında yürütülen siyasî, askerî ve diplomatik bağımsızlık mücadelesinin ortak adıdır.
İstiklâl Harbi, aynı dönemin özellikle askerî yönünü öne çıkaran tarihî bir isimlendirmedir.Kurtuluş Savaşı kavramı ise Türk milletinin Osmanlı Devleti’nden değil; Anadolu’nun işgalinden, Sevr Antlaşması’nın öngördüğü paylaşılma düzeninden ve bağımsızlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen emperyalist projelerden kurtuluşunu ifade eder. Ancak buradaki “Kurtuluş”, bütün sorunların sona erdiği anlamına değil; işgal ve paylaşılma tehlikesinin giderilerek bağımsızlığın yeniden kazanılmasına işaret eder. Üstelik, askerî zaferler, bir sürecin sonunu değil; diplomatik ve kurumsal safhanın başlangıcını da oluştururlar.Bu nedenle “Kurtuluş Savaşı” kavramı, tarihî bağlamı içerisinde doğru ve yerinde bir kavram olarak kullanılmaya devam etmelidir.
“KOSKOCA OSMANLI İMPARATORLUĞU!..”
“Osmanlı Devleti zaten vardı; öyleyse kurtuluş olmaz.” şeklinde bir açıklama tarihî bakımdan isabetli bir değerlendirme değildir. Çünkü Osmanlı Devleti’nin fiilî ve uluslararası çöküşünü hazırlayan temel süreç Birinci Dünya Savaşı olmuştur. “Koskoca Osmanlı İmparatorluğu” argümanı kendi içinde çelişkilidir. O koskoca imparatorluk(!) 1918’de savaşı kaybetmiş, ordusu terhis edilmiş, başkenti ve büyük bir bölümü işgale uğramış durumdaydı.
DEVLETİN VE MİLLETİN GELECEĞİ…
Tartışılması gereken husus, “Kurtuluş Savaşı” ile “Millî Mücadele” kavramlarından hangisinin kullanılacağı değil; bu kavramların tarih yazımındaki yerinin, kapsamının ve birbirleriyle olan ilişkisinin doğru biçimde açıklanmasıdır. Ancak, müfredattan salt “Kurtuluş Savaşı” ifadesinin çıkarılması ve bunun “Neyden kurtuluyorduk?” sözleriyle savunulması en başta bu vatan toprakları için canlarını veren aziz şehitlerimizin görmezden gelinmesi açısından kabul edilemez bir yaklaşımdır.
Cumhuriyetimizin 103. yılında, kurucu değerlerinden, laik ve bilimsel eğitimden, demokrasinin temel kriterlerinden geri adım girişimlerinden kaygılıyız; ancak Atatürk ilke ve devrimleriyle çizilen aydınlık yoldan sapmalara karşı el ele vererek mücadeleyi sürdürmekte inançlıyız, kararlıyız.