Birkaç ay önce, doğduğum mahalle olan Ertuğrulgazi ile ilgili bir yazı kaleme almıştım…
Şimdi sırada;
Yeşiltepe Mahallesi var…
1970 ya da 1971…
Rahmetli babam Yeşiltepe’de zar zor aldığı arsaya bir ev yaptı…
Briketten…
Şu ara Anadolu Üniversitesi sınırları içinde kaldı ama o zaman üniversitenin “arka kapısı” olarak tabir edilen kapıya 200-250 metre uzaklıktaydı…
Ve üniversitenin hemen yanında askeri birlik vardı…
Ve Yeşiltepe’nin en azından o bölümüne elektrik henüz gelmemişti…
Uzun süre geceleri gaz lambası ışığında yaşadığımızı hatırlıyorum…
İlkokula orada başladım…
Şimdiki adı Kazım Karabekir olan ilkokulun adı o zaman 27 Mayıs İlkokuluydu…
***
Yeşiltepe, Esentepe, Şirintepe...
Eskişehir bir baştan bir başa dümdüz bir ova olsa da,
İnsanlar nedense sonu tepeyle biten isimleri çok sevmişler…
En bariz örneği de, o zamanlar bir mahalle olan, bugünün koca bir ilçesi olan Tepebaşı…
Sonradan adı değişen ve Batıkent’in ilk başlangıç noktası olan Seyrantepe…
Biz dönelim yeniden Yeşiltepe’ye…
Sokakta tek tük evler yapılıyordu…
Özellikle Bulgaristan göçmenlerinin yoğunlukta olduğu bir mahalleydi…
Yeni bir aile geldiğinde hepsi toplaşır, hep birlikte çalışır ve bir bilemediniz iki ay içinde yeni ailenin evini yaparlardı…
Kışlık yiyeceklerini, turşularını hep birlikte yaparlardı…
İnanılmaz çalışkan insanlardı…
***
O zaman, galiba hala aynı, 2 numaralı belediye otobüsü çalışırdı…
Çevre yolundan Yeşiltepe’ye girdikten sonra ilk Cami durağında inerdim…
Hava karardıysa annem karşılamaya gelirdi…
Kanal boyundan yürür, tahta köprüden geçer ve eve gelirdik…
O zamanlar Eskişehir,
Kışın ayazından ve karından,
Yazın sıcağından ve tozundan başka bir şeyi olmayan bir şehirdi…
İnsanların gezmek için gidecekleri Adalar’dan başka bir yeri yoktu…
O zaman Adalar;
Elbette şimdiki gibi değil…
Şair Fuzuli girişinden Atatürk Caddesi çıkışına kadar bahçe sinemaları, lunapark, çay bahçeleri…
Özellikle yaz aylarında bütün Eskişehir Adalar’a akardı…
Bayramlarda da arkadaşlar birbirlerini Adalar’da bulurlardı…
İşte, hiç üşenmeden annem, babam, ablam ve ben Yeşiltepe’den Adalar’a giderdik…
Gitmesi bir şey değil de, dönmesi bir eziyetti…
Çünkü otobüsten indikten sonra uzun bir yolu yürümemiz gerekirdi…
Ve çoğu gece dönüşlerimiz benim rüyalarıma girerdi…
Zifir gibi karanlık ve ıssız sokaklardan geçerdik…
Annemin elinden sıkı sıkıya tutar,
Bizden medet umarak peşimize takılan kedileri gözümün ucuyla ama korkarak izlerdim…
***
Evet, bu kesit yaklaşık 53-54 yıl önceki Eskişehir’den…
Bugün yalnızca siyah beyaz fotoğraflarda kalan Eskişehir’den…
Bir şeyi kaybetmeden, yitirmeden önce kıymetini bilmeliyiz…
Eskişehir demek benim çocukluğum demek,
Eskişehir demek benim evim demek…
Eskişehir demek benim hayatım demek…