Bir tanıdığın cenazesindeyiz.

Belediye otobüsüne doluştuk mezarlığa gidiyoruz.

Cenaze aracı önde biz arkada.

Otobüste bir gürültü patırtı, bir uğultu…

Oysa ayağa kalkıp otobüsün ön camından bakacak olsak…

Tabutu, tabutun içinde yatanı…

Daha dün aramızda olanı göreceğiz.

Kimin umurunda bu?

Herkes kendi dünyasında.

Cenaze alayı değil de düğün alayıyız sanki…

Vur patlasın çal oynasın.

Topu topu yirmi beş kişi kadarız oysa.

Nereden baksan otuz vardık ama...

Üç beş kişi yolda vazgeçti mezarlığa gitmekten.

“Ben burada ineyim, mezarlığa gelemeyeceğim,” deyip otobüsten inenler oldu.

Bir iki kişi de, oturduğu mahalleye gelince, otobüsün kırmızı ışıkta durmasını fırsat bilip sessizce kendini aşağı attı.

Bir açıklamaya lüzum görmeden.

Sonuç olarak bizim kervan yolda bozuldu.

Gariban cenazesi böyle olur.

Cenaze sahipleri mezarlık önünde pide ayran ikramında da bulunurlar ama…

Yine de…

Cenaze eviyle mezarlık arasında epey fire verilir.

Hele bir de yaşlıysa ölen…

***

Böylece otobüste hepsi hepsiyirmi beş kişi kadar kaldık ama yine de o dayanılmaz gürültü, uğultu kesilmedi.

Ne konuşurlar bu kadar?

Ne konuşacaklar, dünya işleri.

“Senin kız ne yaptı, evlendi mi?

“Oğlan bir işe girebildi mi?”

“Ne bu pahalılık yahu!”

Falan falanfalan!...

Sonra hal hatır sormalar…

Ahmet’i, Mehmet’i sormalar…

“Yaşıyor mu ya o hala? Kaç yaşına geldi?”

“Benden duymuş olma, çocukları bakmıyormuş. Bakımevine atıp gelmişler.”

“Yapma ya! Vay şerefsizler.”

Sonra?

Sonrası, inanmayacaksınız ama…

Şakalaşanlar bile var.

Neyse ki mezarlık çok uzak değil, şehrin hemen dışında.

Önümüzdeki cenaze arabası da tozu dumana katarak, hatırı sayılır bir hızla gidiyor.

Acelesi var!

Bırak adam tabutta da olsa beş on dakika daha kalsın dünyada.

Yok!

Herkesin işi gücü var!

Bir an önce…

O arada, o hengâmede, sol yanımda oturan sert bir dirsek vurdu böğrüme.

“Yerini aldın mı?” dedi.

Şaşırdım.

“Ne yeri?”

“Mezar yeri!”

Korku filminde gibiyiz.

Otobüs de cenaze arabasının arkasından yetişeceğim diye sağa sola yalpalayıp duruyor.

“Ne yapacağım mezar yerini?” dedim.

“Bir an önce yerini al. Yer kalmaz bak sonra.”

“Kalmasın! Öldükten sonra…”

“Ben aldım. Paraya kıyıp güzel bir yer kaptım. Bak şu tepede. Bütün şehir gözüküyor. Otur şehri izle.”

Vay anasını be!

Bu dünyadan yer kap, o dünyadan yer kap!