Önceki gün Danıştay'ın Kuruluş yıldönümü töreninde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu arasında yaşananlar gündeme damgasını vurdu.

HAKARET ETTİ
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Danıştay töreninde Feyzioğlu'nun konuşmasına tahammül edemedi önce 'Edepsizlik yapıyorsun' diyerek Feyzioğlu'na hakaret eden Erdoğan daha sonra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel'i de yanına alarak salonu terk etti. Erdoğan'ın bu sırada da protokol kurallarını çiğneyerek Gül'ün önünden yürüyerek salondan çıkması sosyal paylaşım sitelerinde tiye alındı.

CUMHURBAŞKANININ
ÖNÜNDE YÜRÜDÜ
Erdoğan bu davranışıyla, partiyi birlikte kurduğu dava arkadaşı Abdullah Gül'e bilerek veya bilmeyerek saygısızlık yapmış oldu. Google girip 'Edepsizlik ne demektir?' diye yazdım. Edepsizliğin sözlük anlamları 'Utanmazlık, sıkılmazlık, terbiyesizlik, şirretlik' olarak karşıma çıktı. Başbakan Feyzioğlu için 'siyasi içerikli uzun konuşma yaptı' diyebilir. Veya 'Danıştay töreninde giydiğin cübbeyle siyaset yapıyorsun' eleştirisinde bulunabilir. Bunlar saygıyla karşılanır. Ama Türkiye'nin saygın bir sivil toplum kuruluşunun başkanına 'Edepsizlik yapıyorsun' diyemez. Bir ülkenin Başbakanı kendisi gibi düşünmeyen hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hakaret edemez. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı makamı, bir padişahlık, diktatörlük makamı değildir.

KARŞISINDA ADAY OLARAK
FEYZİOĞLU'NU MU İSTİYOR?
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın AKP İktidarı ile ilgili zehir zemberek açıklamalarına sessiz kalan Erdoğan neden Feyzioğlu'nun konuşmasına hakarete varan tepki gösterdi? Bazı siyasi çevreler, 'Başbakan Erdoğan karşısında Cumhurbaşkanı adayı olarak Haşim Kılıç'ı değil de Metin Feyzioğlu'nu istiyor. Çünkü Kılıç, muhafazakar kesimden de oy alabilecek bir isim. Bundan dolayı Feyzioğlu'na patlayarak, onun yıldızını parlattı. Erdoğan muhalefetin adayı olarak karşısında Feyzioğlu'nu görmek istiyor' iddialarında bulunması dikkati çekiyor.

**

'KAZA', 'KADER' DENİLEREK
İŞLENİLEN CİNAYETLER

1987 yılından beri ülkemizde 4-10 Mayıs tarihleri arasında İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası düzenleniyor.

HER ALTI SAATTE
1 ÇALIŞAN ÖLÜYOR
Ülkemizde, her altı dakikada bir iş kazası meydana gelmekte, Her iki buçuk saatte bir çalışan sakat kalmakta Her altı saatte de bir çalışan ölmektedir. ILO verilerine göre ülkemizde ölümlü iş kazası oranı İngiltere'den 15 kat daha fazladır. Ölümlerin yüzde 98'inin önlenebilir iş kazaları olmasına rağmen, insan kayıplarının yaşanması ülke adına utanç tablosunu oluşturuyor. Türkiye Cumhuriyeti İş kazaları sıralamasında Avrupa'da birinci, dünyada ise üçüncü sırada.
DENETİMSİZLİK
Yıllardır bu konuda alınan önlemler, denetimsizlik ve kayırmacılık nedeniyle yetersiz kalıyor. Ülkeyi yönetenler iş kazalarını 'kader' olarak görüyor. Bu işin üzerine tam anlamıyla gitmiyor. Sendikasızlaşma, taşeronlaşma almış başına gitmiş. İnsanlar kayıtdışı sosyal güvencesiz çalışma ortamlarına itilmiş durumda. İş öyle içinden çıkılmaz bir hal aldı ki; birilerinin kaza ve kader dediği iş kazaları artık adeta cinayete dönüştü. İnsanlar göz göre göre ölüyor.

1235 KİŞİ ÖLDÜ
Makine Mühendisleri Odası Başkanı Hakan Ünal İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası nedeniyle yaptığı basın açıklamasında 2013 iş kazalarının 2012 yılına göre daha fazla olduğunu söyledi. Ünal, ' 2012 yılında 745 ölümlü iş kazası meydana gelirken, 2013 yılında ise 1235çalışan yaşamını yitirdi' dedi. İş kazaları sıralamasında Avrupa'da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığımızı vurgulayan Ünal, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği sisteminin iyi yönetilemediğini, gerek devlet gerekse işverenin gerekli önemi vermediklerinin anlaşıldığını söyledi.

SGK'SIZ ÇALIŞMA
SIFIRLANMALI
Ünal: 'İş kazalarında önemli olan yasalar çıkarmak ve bu yasaların uygulanmasıdır. Devlet denetim görevini yapmıyor ise, bu yasaların bir anlamı olmayacak. Sahada iş güvenliğine yönelik gerekli önlemler yine alınmayacak ve iş kazalarının gerçekleşmesi sürüp gidecektir.' Üna, gerek meslek hastalıklarının önüne geçmek için gerekse iş kazalarını azaltarak sıfıra doğru yaklaştırmanın yollarını da şöyle sıraladı: 'Devlet mutlaka çıkarılan yasalar çerçevesinde denetim görevini yerine getirmelidir. İş yasası istisnasız tüm çalışanları iş yeri sicil numarası altında bulunan kim var ise kapsamalıdır. SGK'sız çalışma sıfırlanmalıdır. Taşeronlaşmanın mutlaka önüne geçilmelidir.'

ENGELLER KALKMALI
Sanayi üretimiyle Batı'yla yarışan Türkiye sendikacılıkta çoğu Afrika ülkelerinin bile gerisinde kalmış durumda. Sendika olmadığı için işverenler işçi taleplerini dikkate almıyor. Onları iş güvencesiz çalışma ortamlarına itiyor. Sendikalaşmanın önündeki engeller kalkarsa, iş kazalarında büyük düşüş yaşanır. Bu konuda Türk-İŞ, DİSK ve Hak-İş ortak paydada bir araya gelmeli. Artık tatlı su sendikacılığını bırakarak, üretimden gelen güçlerini kullanmalıdırlar.

'HAK VERİLMEZ,
ALINIR'
Güç ve mücadelelerini ortaya koyarak, ilk önce sendikaya üye oldukları için işçilerin ertesi gün kapının önüne konmasını engelleyecek düzenlemeleri yaptırmalıdırlar. Sonra da 'Hak verilmez, alınır' söylevini hayata geçirerek tüm işyerlerinde örgütlenmelidirler. Özel sektörde sendikasız işçi bırakmamalıdırlar. Türkiye'de 'Kaza', 'kader' denilerek işlenen cinayetlere artık son verilmelidir. Türkiye bu utançtan kurtulmalıdır.

*

foto şaka

Eski DSP Genel Başkanı Zeki Sezer: Yılmaz Hocam, CHP'nin Cumhurbaşkanlığı adaylığını teklifini kabul edin. Kazanamazsanız Belediye Başkanlığına geri dönersiniz.
Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen: Bak Zekiciğim, ben bir yerlere kaybedip, tekrar geri dönmek için değil, kazanıp ileriye gitmek için aday olurum.
CHP Tepebaşı Belediye Meclis Üyesi Mete Yılmaz: Yılmaz Hocam Polat Alemdar gibi 'Sonunu düşünen kahraman olamaz' diyor. Hocam aday olursa kesin Çankaya'ya çıkar. Ben de Ankara Çankaya Meclis Üyesi olurum.