Anadolu Üniversitesi’nde düzenlenen “Sanal Ortamda Bahis, Şans Oyunları ve Kumarla Mücadele” panelinde söylenen çok söz vardı.

Ama Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ferhat Deniz’in bir cümlesi, bence bütün panelin özetiydi:

“Bedava peynir fare kapanında olur.”

Aslında gençlerin bugün karşı karşıya olduğu tehlikeyi bundan daha kısa anlatmak zor.

Eskiden dolandırıcı kapınızı çalardı.

Şimdi cebinizde.

Sosyal medyada karşınıza çıkıyor.

“Kolay para kazan.”

“Hesabını birkaç gün kullandıralım.”

“Banka hesabımda bloke var, seninkini kullanalım.”

“Bursun başka bankaya yatacak.”

“Şu hesabı aç, küçük bir doğrulama yapacağız.”

İlk bakışta sıradan görünen bir işlem, insanın hayatında yıllarca taşıyacağı bir dosyaya dönüşebiliyor.

Panelde anlatılan örneklerden biri özellikle dikkat çekiciydi.

Burs aldığını düşünen bir üniversite öğrencisi, kendisini burs veren kurumdan aradığını söyleyen kişilerin yönlendirmesiyle yeni bir banka hesabı açıyor.

Sonrası malum...

Hesap suç şebekelerinin para trafiğinde kullanılıyor.

Öğrenci ne olduğunu anlayana kadar yaklaşık 40-50 ayrı soruşturma dosyasıyla karşı karşıya kalıyor.

Bir öğrenci için bundan daha ağır bir tabloyu düşünmek zor.

Hayalleriniz var.

Mezun olacaksınız.

Avukat olacaksınız.

Hakim, savcı, memur olacaksınız.

Belki özel sektörde önemli görevler üstleneceksiniz.

Sonra birkaç bin lira kazanmak uğruna verdiğiniz bir IBAN, bütün hayatınızı takip etmeye başlıyor.

İşte mesele tam da burada.

Gençlere yalnızca “yasa dışı bahis oynamayın” demek artık yeterli değil.

Çünkü sistem değişti.

Suç örgütleri artık yalnızca bahis oynayan kişiyi aramıyor.

Para transfer edecek hesap arıyor.

Dijital cüzdan arıyor.

Adına hat açtıracak insan arıyor.

Reklamını yapacak sosyal medya hesabı arıyor.

Ve ne yazık ki ekonomik sıkıntı yaşayan gençler bu yapıların öncelikli hedefleri arasında.

Başsavcı Deniz’in, “Kolay para yoktur” sözü bu nedenle çok değerli.

Çünkü bugün sosyal medya gençlere tam tersini anlatıyor.

Bir gecede zengin olanlar...

Bir haftada servet yapanlar...

Telefonundan iki tuşa basıp para kazandığını söyleyenler...

Lüks otomobiller, saatler, tatiller...

Ama kimse faturayı göstermiyor.

O faturanın bazen adı borç oluyor.

Bazen bağımlılık.

Bazen aile dramı.

Bazen de adliye dosyası.

Bu nedenle Anadolu Üniversitesi ile Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı çalışmayı sıradan bir panel olarak görmemek gerekiyor.

Belki o salonda oturan bir öğrenci bundan birkaç ay sonra “Hesabını iki günlüğüne kullansak ne olacak?” diyen bir arkadaşına hayır diyecek.

Belki bir başkası sahte burs mesajındaki bağlantıya tıklamayacak.

Belki biri banka hesabını kiralamayacak.

Bir kişinin bile hayatını kurtarsa, o iki saatlik panel amacına ulaşmış demektir.

Çünkü bazı uyarılar ceza aldıktan sonra değil, ceza almadan önce duyulursa değerlidir.

KOMBİNE SADECE KOMBİNE DEĞİL

Eskişehirspor Kulüp Başkanı Ulaş Entok’un “90+3” programında yaptığı açıklamalarda benim en fazla dikkatimi çeken konu bilet fiyatları olmadı.

Kombine sayısının sponsorluk görüşmelerinde bir ölçü haline gelmesi oldu.

Entok, kurumsal firmalarla masaya oturduklarında kendilerine sorulan sorulardan birinin şu olduğunu söylüyor:

“Kaç kombine satıyorsunuz?”

İşte bu soru önemli.

Çünkü yıllardır Eskişehirspor denildiğinde hep aynı cümleyi kuruyoruz:

“Bu şehrin çok büyük bir taraftar potansiyeli var.”

Doğru.

Eskişehirspor'un taraftar gücünü Türkiye biliyor.

Ama artık yalnızca “potansiyelimiz var” demek yetmiyor.

O potansiyelin rakama dönüşmesi gerekiyor.

33 bin kişilik stadınız olabilir.

Binlerce insan sosyal medyada Eskişehirspor paylaşımı yapabilir.

Şampiyonluk yolunda şehir ayağa kalkabilir.

Ama bir sponsor masaya oturduğunda duyguyla değil, rakamla konuşuyor.

Kaç kombine?

Kaç seyirci?

Kaç etkileşim?

Kaç kişi bu kulübün arkasında düzenli biçimde duruyor?

Dolayısıyla kombine meselesine yalnızca “maça daha ucuza girmek” açısından bakmamak lazım.

Entok'un verdiği hesaba göre Eskişehirspor, cezalar nedeniyle üç karşılaşmayı seyircisiz oynayacak.

Geriye 15 iç saha maçı kalıyor.

2 bin 400 liralık kale arkası kombinesi maç başına 160 liraya geliyor.

Maraton alt 280, maraton üst 400, VIP ise maç başına 800 lira.

Elbette herkesin ekonomik şartı aynı değil.

Bugünün Türkiye’sinde 2 bin 400 lira bile birçok aile için kolay çıkarılabilecek bir para değil.

Bunu görmezden gelemeyiz.

Fakat imkanı olan taraftar açısından kombine almak iki taraflı bir kazanç.

Taraftar sezon boyunca daha avantajlı şekilde maça giriyor.

Kulüp ise sezon başında sıcak para elde ediyor.

Dahası, önümüzdeki sezon sponsorla masaya oturduğunda eline güçlü bir rakam alıyor.

“Bizim 10 bin kombinemiz var” diyebilmek başka...

“Bizim taraftarımız çok büyük” demek başka.

Birincisi veri.

İkincisi temenni.

Eskişehirspor son yıllarda çok zor günlerden geçti.

O dönemlerde kulübün en büyük sermayesinin taraftar olduğu defalarca görüldü.

Şimdi sportif olarak yeniden yukarı doğru çıkmaya çalışan bir Eskişehirspor var.

Ama yükselmek yalnızca sahadaki 11 futbolcunun işi değil.

Kulübün gelir üretmesi gerekiyor.

Sponsorluk bulması gerekiyor.

Stadyum maliyetini karşılaması gerekiyor.

Ulaş Entok'un verdiği rakama göre Eskişehirspor'un 33 bin kişilik statta oynadığı tek bir maçın kulübe maliyeti yaklaşık 1 milyon lira.

Bu rakam bile işin ekonomik tarafının ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla tribüne gelen taraftar sadece 90 dakika futbol izlemiyor.

Aslında kulübün ekonomik sisteminin de bir parçası oluyor.

Eskişehirspor yıllardır taraftarıyla övünüyor.

Haklı da.

Belki artık o gücü kombine rakamlarında da göstermek gerekiyor.

Çünkü tribündeki kalabalık rakibe mesaj verir.

Kombine sayısı ise sponsora.

KISSADAN HİSSE

Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethinden önce hazırlıkların uzadığını söyleyip sabırsızlananlara karşı yapılan işleri tek tek anlatır.

Top dökülüyor.

Gemiler hazırlanıyor.

Yollar düzenleniyor.

Asker eğitiliyor.

Ve çevresindekilere şu düşünceyi hatırlatıyor:

Büyük bir hedefe kestirmeden gidilmez.

Bugün insanın önüne sürekli kestirme yollar çıkarılıyor.

Bir gecede zenginlik...

Emeksiz kazanç...

Kolay başarı...

Bir tuşla para...

Oysa hayatın en pahalı yolları bazen “en kısa yol” diye gösterilenlerdir.

Başsavcı Ferhat Deniz’in söylediği gibi:

Bedava peynir varsa...

Önce kapanın nerede olduğuna bakmak gerekir.