Kurşunlu Külliyesi…
30 Ekim'de Odunpazarı Belediyesine gönderilen yazıyla mahkemenin yürütmeyi durdurma talebi hakkındaki kararının beklenmesi için tahliye işleminin durdurulduğu bildirildi.
Aradan yalnızca iki gün geçti. 2 Kasım tarihli yeni bir yazıyla bu kez külliyenin 3 Kasım saat 11.00'de Vakıflar Bölge Müdürlüğüne teslim edilmesi istendi.
Şimdi insan sormadan edemiyor: 2 gün içinde ne değişti?
Bir tarafta devam eden bir yargı süreci, diğer tarafta iki gün arayla gönderilen ve birbirinden farklı sonuçlar doğuran iki yazı var.
Elbette hukuki süreç kendi mecrasında ilerleyecek. Mahkemenin vereceği karar herkes için bağlayıcı olacak. Ancak burada yalnızca hukuki bir tahliye meselesinden söz etmiyoruz. Eskişehir'in kültürel hafızasından, yıllar içinde oluşturulmuş bir birikimden bahsediyoruz.
Ben bu konuda tavrımı açıkça ortaya koyuyorum: Kurşunlu Külliyesi'nde Odunpazarı Belediyesinin yıllardır sürdürdüğü kültür ve sanat faaliyetlerinin devam etmesinden yanayım.
Neden mi?
Çünkü 2004 yılından bu yana külliyede oluşturulan bir düzen, verilen emek ve ortaya çıkarılan bir kültürel değer var.
Ahşap Eserler Müzesi, Lületaşı Müzesi, Osman Yaşar Tanaçan Fotoğraf Müzesi, Cam Sanatları Merkezi... Bunlar yalnızca bir binanın içindeki odalardan ibaret değil.
Orada sanatçılar üretim yapıyor, kadın girişimciler ekmeğini kazanıyor, kursiyerler eğitim alıyor, yerli ve yabancı turistler Eskişehir'in kültürel zenginliğiyle buluşuyor.
Yani mesele birkaç odanın, birkaç atölyenin ya da bir binanın teslim edilmesi değil. Mesele, yıllar içinde oluşturulan bir kültür ortamının geleceği.
Vakıflar Bölge Müdürlüğünün mülkiyet ve hukuki hakları elbette tartışmanın dışında tutulamaz. Ancak kamu kurumlarının birbirleriyle ilişkilerinde asıl hedefin kamu yararı olması gerektiğini de unutmamak gerekiyor.
Peki, kamu yararı nerede?
Bir tarafta yıllardır bu alanı yaşatan, müzeler oluşturan, sanat faaliyetleri yürüten ve burayı Eskişehir'in turizm rotalarından biri hâline getiren bir belediye var. Diğer tarafta ise bu kullanımın sona ermesini isteyen bir idari süreç...
Üstelik belediye hukuki mücadelesini sürdürüyor. Mahkemenin değerlendirmesi beklenirken, iki gün arayla gönderilen yazılarla teslim için saat belirlenmesi de kamuoyunda haklı olarak soru işaretleri oluşturuyor.
Kazım Kurt'un bu konuda Eskişehirlilere yaptığı çağrıyı da yalnızca siyasi bir çıkış olarak değerlendirmiyorum. Kurşunlu Külliyesi, bir belediye başkanının ya da bir siyasi partinin meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır. Burası Eskişehir'indir.
Bugün Odunpazarı Belediyesi yönetimde olur, yarın başka bir yönetim gelir. Ancak şehrin kültürel mirası, dönemsel siyasi tercihlerden daha büyük ve daha kalıcıdır.
Benim beklentim, Kurşunlu Külliyesi'nde yıllardır oluşturulan kültür ve sanat düzeninin korunması, hukuki sürecin sağlıklı biçimde tamamlanması ve tarafların Eskişehir'in ortak menfaatini önceleyen bir çözümde buluşmasıdır.
Çünkü bir şehrin tarihi yapısını korumak taşlarını, duvarlarını ayakta tutmak değildir. O yapının içinde yaşatılan kültürü de korumaktır.
BU KADAR ZOR MU?
Eskişehir'de bazı sorunlar var ki çözümü çok büyük yatırımlar, uzun projeler ya da karmaşık bürokratik süreçler gerektirmiyor. Bazen tek gereken, işini zamanında ve düzgün yapmak.
Ertuğrulgazi Mahallesi'ndeki üst geçidin asansörü günlerdir çalışmıyor.
Üstelik bu ilk değil. Sık sık arızalanan asansör, özellikle yaşlı ve engelli vatandaşlar için ciddi bir mağduriyet oluşturuyor.
Kaç kez haber yapılmıştır, sonrasında tamir edilmiştir sayısını bilmiyorum.
Şimdi bir düşünelim...
Merdiven çıkmakta zorlanan yaşlı bir vatandaş var. Ya da tekerlekli sandalye kullanan bir engelli yurttaş... Karşıya geçebilmek için üst geçidi kullanması gerekiyor ama asansör çalışmıyor. Ne yapacak? Ya merdivenleri aşmaya çalışacak ya da kendisine başka bir yol bulacak.
Peki, bu insanlar için yapılan bir hizmetin sürekli arızalı olması ne anlama geliyor?
Üst geçit yapmak elbette önemli. Ancak o üst geçidi herkesin kullanabilmesini sağlamak da en az yapmak kadar önemli. Asansör varsa çalışacak. Çalışmıyorsa da bunun hesabını soracak, kalıcı çözümü üretecek bir mekanizma işleyecek.
Vatandaşın talebi de aslında çok açık: Her arızada geçici müdahalelerle günü kurtarmak yerine, sorunu kökten çözün.
Mahalle sakinlerinin alt geçit talebi de ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu. Bölgenin ihtiyaçları dikkate alınarak alternatif çözümler üretilmeli.
Belediyelerden, kamu kurumlarından ya da hangi kurum sorumluysa onlardan beklenen şey çok büyük değil. Vatandaşın hayatını kolaylaştırmak.
Bazen bir şehrin yönetim anlayışını anlamak için dev projelere bakmaya gerek yoktur. Bir asansörün çalışıp çalışmadığına bakmak bile yeterlidir.
KISSADAN HİSSE
Dondurucu bir kış günü iki kirpi, hayatta kalabilmek için birbirlerine sokulmaya karar verir. Yakınlaştıkça ısınırlar ama dikenleri birbirlerine batmaya başlar. Uzaklaşınca bu kez soğuğa yenik düşerler.
Uzun denemelerin ardından ne birbirlerini yaralayacak kadar yakın ne de donacak kadar uzak durmaları gerektiğini anlarlar.
Filozof Schopenhauer'ın kirpi ikilemi olarak bilinen bu metaforu, insan ilişkilerindeki mesafeyi ve sınırları anlatır.
Hayatın her alanında olduğu gibi ilişkilerde de bir dengeye ihtiyaç vardır. Fazla yakınlık bazen yaralar, fazla uzaklık ise yalnızlaştırır.
Önemli olan, birbirini incitmeden yan yana durabilmektir.