Siyaset mücadelenin arkasında kalıyor…
*
Avrupa’da yükselen merkezi otoriterleşme karşısında artan demokrasi arayışı, Türkiye’de siyasi krizler ve demokratik temsil tartışmaları üzerinden karşılık buluyor. Demokrasi mücadelesini yalnızca iktidar ilişkileri ve siyasal dengeler üzerinden okumak toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen iklim krizini ve ekolojik yıkımı geri planda bırakıyor.
Oysa demokrasi mücadelesi, yaşam alanlarını ve doğayı savunma mücadelesinden bağımsız düşünülemez bir boyuta evrildi. Mahkeme kararlarında ve bilirkişi raporlarında sıkça karşılaştığımız ‘geri dönüşü imkansız zararlar’ ifadeleri, siyasi otoritenin şımarttığı sermayelerin talan etme kabiliyetlerini betimliyor…
*
Vahşet büyüdükçe mücadelede de büyüyor; fakat zaman zaman algıya yeniliyor… Lüks olmaktan çıkan doğa mücadelesi demokrasinin küresel bir gerçekliği olarak hırçınlığını ‘nasılsa kazanamayacaklar’ diyen üçüncü seslerin pes etmişliği içinde gösteriyor.
Eskişehir’de içinde bulunduğumuz atmosfer de bu durumun bir yansıması.
Cengiz Holding’in başlattığı yine Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu Montan AŞ’nin üstlendiği Alpagut-Atalan altın gümüş madeni projesi Nisan ayında yapılan bilirkişi heyetinin ‘bilime aykırı, doğaya zararlı’ ifadelerinden sonra ikinci bir gelişmeyle ilerliyor.
Geçen hafta Eskişehir 2. İdare Mahkemesinin ‘ÇED olumlu’ kararının ‘yürütmesinin durdurulması’ zafer yolunda mücadelenin karşılıksız kalmadığını gösterdi.
Hatırlayacak olursakTEMA Vakfı, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Tepebaşı Belediyesi, Eskişehir Barosu, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası ve Eskişehir Ekoloji Derneği projenin iptali ve yürütmenin durdurulması için dava açmıştı.
*
Alpagut-Atalan mücadelesinin hukuki boyutu şüphesiz çok önemli. Ancak burada görmezden gelemeyeceğimiz bir başka gerçek var: Bu sürecin en önemli dayanaklarından biri, yıllardır ön safta yer alanların mücadelesi. Mücadeleyi omuzlayan, ısrarla sesini yükselten ve geri adım atmayan insanların çabası…
Yöre halkı, çevre örgütleri ve yaşam savunucuları çıkar gözetmeden seslerini yükseltirken bazı siyasetçilerimiz ise geri planda kalmayı tercih etti.
Siyasi gündem oluşturmakta zaman zaman oldukça maharetli olan siyasetçiler, konu iklim mücadelesi olduğunda aynı öncülüğü gösterebiliyor mu? Birkaç açıklama, ziyaret veya sosyal medya paylaşımıyla doğa mücadelesinin parçası olmak mümkün mü? Peki ya, hukukun zedelendiğini düşünürken mücadeleyi yalnızca hukuki zeminde sürdürmeye çalışmak ne kadar gerçekçi?
Doğayı savunmak siyaset üstü bir mesele değil. Tam tersine, siyasetin en temel sorumluluklarından biri.
Günümüzde henüz mücadele büyümeden tehlikeyi gören, kamuoyunu harekete geçiren, siyasi sorumluluğunu üstlenmekten çekinmeyen aktörlere daha çok ihtiyacımız var…
O yüzden Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ile Yeni Parti milletvekilleri Utku Çakırözerve İbrahim Arslan’ı hukuki mücadelenin yanı sıra sahadaki mücadelede de daha fazla ön planda görmeyi bekliyorum.Butlan kararından önceki süreçte olduğu gibi CHP Milletvekili Jale Nur Süllü’yü yeniden görünür olmasını diliyorum.
Çünkü biliyoruz ki demokrasi yalnızca sandıkta, parlamentoda ve siyasi partilerde anlam kazanmaz. İnsanların yaşam alanları üzerindeki söz hakkını savunmasında da anlam kazanır.