Sivrihisar’a bağlı Kaymaz Mahallesi’nde Salı günü Türk Altın İşletmeleri AŞ’nin genişletmek istediği üçüncü atık barajı için Halkın Katılım Toplantısı gerçekleşti.
Geçen sene Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün 8 kez denetleyip “bir faaliyet yok” demesine rağmen nasıl olduysa kaçak inşa edilen barajdan söz ediyorum.
Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu, atık barajının inşa sürecini uydu görüntüleriyle ispat etmiş, bunun üzerine şirket arka kapıdan dolanıp resmi süreci tamamlamıştı. Sanıyorum şimdi daha net hatırlanmıştır…
*
1999 yılında Eskişehir-Ankara yolunu trafiğe kapatarak siyah çelenkle protesto eden halk, yıllar içindeki itirazlarının duyulmamasına karşın önceki gün yeniden sesini yükseltmeye çalıştı.
Fakat karşısında bu kez madenin işçilerini buldu.
Emek verip ekmeğini kazanan maden işçileri elbette işlerini savundu, savunmak istedi…
Hem de ellerinde Atatürk’ün olduğuna inandırılan “İnsanı maden yaşatır” sözüyle…
Gözlerinde inanmışlığın düşmanlığı, dillerinde şirketin verdiği cesaretin pervasızlığıyla yan yana oturdukları yöre halkıyla karşı karşıya geldiler!
Tüm bunların sorumlusu olarak da şirket yetkilisi tarafından bilimi, hakkı, hukuku ve yaşamın herkes için adil olduğunu savunan meslek örgütlerinin temsilcileri ve doğa severler gösterildi.
Emeği ve toprağı savunan çevreciler ‘düşman’ ilan edildi.
Sömüren ‘sermaye’ dost oldu.
Ama kimin dostu?
Şehirleri aşıp gelen, geçici de olsa bir yerde iş bulmanın hakkını çalışarak veren ve geçimini sağlayan işçilerin dostu mu?
Koşulsuz, şartsız…
Yoksa hantalca büyümeye ant içen, siyanürle altın ayrıştırmanın ucuzluğunu savunan kendisinin dostu mu?
Dostsa, neden düşmanlık çıkardı?
İşçinin işini, köylünün toprağını savunması aynı değere sahip… İkisi de kaygısında emeği ve geleceği barındırırken düşmanlık sadece sömürene yarıyor.
Bundan sonra devam edecek hukuki süreç de geçtiğimiz 20 yıl kadar ketum, köyün meydanında haykıran yaşlı teyzemiz kadar kararlı olacak.
*
Üstelik bu mesele ne sadece Kaymaz’ı ilgilendiriyor ne de Kaymaz’daki madende çalışıp Karakaya’da yaşayan işçileri.
Çünkü Kaymaz’a bakınca artık tek bir maden ocağından söz etmek mümkün değil. Birbirine eklenen projelerin oluşturduğu daha büyük bir madencilik zinciri yaratılıyor.
Çanakkale’deki Türk Altın madeninden günde 150 kamyon cevherin Kaymaz’a taşınması planlanıyor.
2025 yılının sonunda Taşzemin AŞ ile imzalanan anlaşmayla Alpu’da çıkarılması planlanan altın ve gümüş cevherinin de yine Kaymaz’a taşınması öngörülüyor.
Kendi toprağında uzun zamandır cevher barındıramayan Kaymaz’a başka sahaların yükü reva görülüyor.
Ve bu projeler planlama aşamasında. Hukuki mücadelenin verildiği bu girişimler ‘garanti’ görülüyor ki, atık yükü bugünden hesaplanarak devasa baraja ilave talep ediliyor…
Barikatların arkasında kalan gerçek Atatürk’ün sözüyle güven, ‘milli değerlerle’ kalkınma vaat ederken insanı yerinden yurdundan edecek tozlu geleceği köylünün karşısına emekçiyi dikerek aklıyor!