Kent yaşamında bisiklet kullanmanın zorluklarını ve keyiflerini, onu günlük hayatının bir parçası yapmış iki isimle konuştuk: Biri Almanya'da büyümüş bir tiyatrocu, diğeri doğayla iç içe bir emekli psikolog. İkisinin de ortak derdi, trafikte "yok sayılmak". İşte onların hikayesi:
Türkan Hanım, öncelikle sizi tanıyalım. Bisiklet sizin için ne ifade ediyor?

Türkan Soyalan: (Gülümseyerek) Yaşım 59, evli ve iki çocuk annesiyim. Yurtdışında, Almanya'da gurbetçi bir ailenin kızı olarak büyüdüm, ilk, orta ve liseyi orada okudum. Şu an tiyatro oyuncusu ve drama eğitmeniyim. Yani sahne hayatım hep "rol yapmak" üzerine ama bisiklette rol yapmıyorum, gerçeğim bu! Haftada birkaç gün, şehir içi günlük ulaşımımın neredeyse tamamı bisikletle. Benim için bir spor aletinden çok, işe gidip gelmemi, bir yere ulaşmamı sağlayan bir araç, bir yaşam biçimi.
Peki bu kadar sık kullanırken en büyük sıkıntınız ne?
Türkan Soyalan: (İçini çekerek) En büyük sıkıntı, hiçbir yerin güvenli olmaması. İnanın, bir tane güvenli yer bulamıyorsunuz. Bisiklet yoluna çıksanız yayalar var, ana caddeye inseniz sanki görünmezsiniz, araçlar size hiç saygı göstermiyor. Araçlar ve yayalar bisikletliyi yok saydığı için her yerde zorlanıyorsunuz. Sürekli tetiktesiniz. Trafikte güvensiz hissetmek, yakın geçişler, bir de sürücülerin ve yayaların o saygısız tavırları... Bir de tabi bisikleti nereye kilitlesem, çalınır mı diye sürekli bir endişe.
Peki sizi bisiklet kullanmaya iten, tüm bu zorluklara rağmen vazgeçmemenizin sebebi nedir?
Türkan Soyalan: İki kelime: Ekonomi ve sağlık. Akaryakıt, otobüs bileti derdi yok. Üstelik de şehrin ortasında, trafiğe takılmadan yapılan harika bir fiziksel aktivite. Sahneden inince de enerjimi atmama yarıyor!
Serhat Bey, sizi de tanıyabilir miyiz?

Serhat Türktan: Tabii. Ben 55 yaşındayım, emekli bir psikoloğum. Yoga, meditasyon gibi beden ve zihin farkındalığı çalışmaları yapıyorum. Doğayı, bisikleti ve go oyununu seviyorum. Yani hem zihnin hem bedenin dinginliğiyle ilgileniyorum diyebilirim. Bisiklet de bu dengenin çok önemli bir parçası.
Peki sizin güzergahlarınız neresi? Siz nerede zorlanıyorsunuz?
Serhat Türktan: Ben de haftanın birkaç günü kullanıyorum. Alışveriş, arkadaş ziyareti, resmi işler... Her şey için. Özellikle Adalar bölgesi ve Atatürk Bulvarı'nda sorun yaşıyorum. Bir de Öğretmenler Caddesi... Oralar gerçekten sıkıntılı. Yoga yaparken aradığım o iç huzuru, bazen trafikte bisikletle bulmak imkansızlaşıyor.
Sizin için en büyük endişe kaynağı nedir?
Serhat Türktan: Benim için park etme ve çalınma endişesi ilk sırada diyebilirim. Hava koşulları da önemli tabi, yağmur veya aşırı sıcak bir engel. Bir de bagaj meselesi... Alışveriş yaptığında taşıma sınırın oluyor. Ama tüm bunlara rağmen bisikletin o keyfi, trafik stresi olmadan, park derdi olmadan ulaşım sunması paha biçilmez. İnsanı özgürleştiriyor.
Peki sizce çözüm ne? Belediyeden, yetkililerden beklentiniz nedir?
Serhat Türktan: (Kesin bir ifadeyle) Kesintisiz ve güvenli bir bisiklet yolu ağı. Yani bir yere giderken bir bisiklet yoluna biniyorsunuz ve bir daha inmeden, bir araçla veya yayayla mücadele etmeden gideceğiniz yere ulaşıyorsunuz. Bu olmazsa olmaz. Tıpkı zihinde olduğu gibi, yolda da kesintisiz bir akış gerekli.
Türkan Soyalan: (Sözü devralarak) Katılıyorum. Ama o yolları yapsalar bile asıl mesele zihniyet. Trafikte sürücü ve yayaların bisikletlilere saygısını artıracak eğitim ve farkındalık şart. İnsanlara şunu kabul ettirmeliyiz: Bisiklet de yol hakkı olan, yayalardan sonra geçiş üstünlüğü bulunan bir ulaşım aracıdır. Biz trafikte 'yok' değiliz. Tiyatroda seyirci nasıl bizi sahnede görüyorsa, sürücüler de bizi yolda görmeli.
Teşekkürler Türkan Hanım, teşekkürler Serhat Bey. Umarım sesiniz duyulur ve daha güvenli, size saygı duyulan bir bisiklet şehrimiz olur.