Biz bisiklet yollarını yalnızca bisikletçiler için savunmuyoruz.
Sokak köpeklerine eziyet edilmesin diye, barınaklarda öldürülmesin diye…
Evlerimizde musluklar kurumasın, su kesintileri hayatımızın olağan parçası olmasın diye savunuyoruz.
Sosyal medyada yeni bisiklet yollarını savunduğumuz paylaşımların altına bakıyorum.
Bisikletlilerden çok hayvanseverlerin, hayvan hakları savunucularının yorumları var.
Arabasız Pazar etkinliğimizde de benzer bir tablo çıktı karşımıza:
Bu kez su kesintilerinden şikâyet edenlerin sesi, bisikletlilerden daha gürdü.
Şaka gibi görünüyor ama aslında çok şey anlatıyor.
Bu tabloyu şöyle okuyorum:
Bisikletin yol hakkını savunanların en güçlü paydaşları, kent hakkı ve yaşam hakkı savunucuları.
Elbette yorum yapanların temel motivasyonu belediyeye, başkana seslerini duyurmak.
Ama biraz daha derine indiğimizde bambaşka bir gerçek ortaya çıkıyor:
Bu paydaşların doğal müttefiki, zaten bisikletlinin kendisi.
Çünkü bisikletli doğaseverdir.
Hayvanseverdir.
Hiçbir bisikletli bir kazanın ardından arkasında bir kedi cesedi bırakıp yoluna devam edemez.
İstese bile bir bisikletlinin bir köpeğin hızına yetişip çarpması mümkün değildir.
Bizim köpeklerle maceramız genellikle tersinedir; korkan taraf çoğu zaman bisikletlidir.
Bisikletlinin yakıtı sudur.
Susuz bisiklete binilmez.
Ama bisikletlinin suyla ilişkisi de öğreticidir:
Yeteri gerekir, fazlası yük olur, ağırlık olur, israf olur.
Bisiklet, araba gibi hortumdan oluk oluk su akıtılarak yıkanmaz.
Az bir su yeter; o da kırk yılda bir.
Bu yüzden bisiklet, susuzluğa ve ekolojik yıkıma karşı elimizdeki en güçlü toplumsal dönüştürücü araçlardan biridir.
Aynı ilişki tersinden de kurulabilir.
Biz bisikletlilerin en güçlü paydaşları; çevre savunucuları, ekoloji dernekleri ve elbette hayvanseverlerdir.
Çünkü mesele sadece ulaşım değil, nasıl bir kentte, nasıl bir yaşamda ısrar ettiğimizdir.
Bisikletli ulaşımın geliştirilmesi için yapılacak eylemler ve kurulacak stratejiler, yalnızca “zaten bisiklete binenleri” hedeflememelidir.
Hatta bisiklete binmeyi aklından bile geçirmeyenleri özellikle kapsamalıdır.
Kentte birlikte yaşadığımız tüm hak savunucularıyla bağ kuran, ortak talepler üreten bir zemine ihtiyaç var.
Aksi halde şu başlık kaçınılmaz olur:
Köpeksiz, susuz ve bisikletsiz bir kent.