Bazı haberlerde kelimeleri seçerken iki kez düşünürsünüz. Çünkü karşınızdaki sadece bir haber değildir.

Bir ailenin hayatının en acı günü, bir çocuğun yarım kalan hayatı, bir babanın bir gün önce doğum gününü kutladığı evladını ertesi gün toprağa vermesidir.

Vişnelik Mahallesi’nde yaşanan ve 3 yaşındaki Elif Mavi’nin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan kazanın ardından yargı süreci devam ediyor. Kazaya ilişkin sürücünün ifadesi dosyada yer alıyor. Sürücü, kazada kusurlu olmadığını ve hızının 20 kilometreyi geçmediğini savunuyor.

Aile ise bu değerlendirmeye itiraz ediyor. Avukatları aracılığıyla bilirkişi raporuna ve uygulanan adli kontrol tedbirine itiraz eden aile, olayın yeniden ve daha kapsamlı değerlendirilmesini istiyor.

Burada gazetecinin görevi karar vermek değil.

Kimin haklı, kimin kusurlu olduğuna mahkemeler karar verecek. Ancak toplumun vicdanında karşılığı olan başka bir gerçek var:

Bir çocuk hayatını kaybetti.

Baba Fatih Avli’nin, “Bir gün önce doğum gününü kutladığım, sonra da toprağa verdiğim kızım için adalet istiyorum” sözleri insanın içine işliyor.

Amca Ali Avli’nin, “Bir gün önce yeğenime hediye seçtim, ertesi gün mezar yeri seçtim” sözleri ise yaşanan acının tarifini belki de bütün uzun haberlerden daha iyi anlatıyor.

Adalet talebi yalnızca bir ailenin talebi değildir. Böyle olaylarda toplumun beklentisi de aynı noktada buluşuyor:

Olay bütün yönleriyle aydınlatılsın, varsa kusurlar ortaya konulsun ve hukuk neyi gerektiriyorsa o uygulansın.

Çünkü adalet, acıyı geri alamaz.

Ama adaletin tecelli ettiğine inanmak, geride kalanların yarasına bir nebze olsun merhem olabilir.

OKUL ÇANTASI ARTIK SADECE ÇANTA DEĞİL

Okulların açılmasına sayılı günler kaldı.

Çocuklar için yeni bir heyecan başlıyor. Yeni çanta, yeni kalemler, defterler, silgiler...

Ama veliler açısından aynı tablo biraz daha farklı.

Onlar için okul alışverişi artık yalnızca bir hazırlık değil, ciddi bir bütçe hesabı.

Geçen yıl 650 liraya satılan bir çantanın bu yıl 1.200-1.400 lira seviyelerine çıkması, yaşanan değişimin boyutunu ortaya koyuyor.

Üstelik esnaf da bu artışın yalnızca satış fiyatından kaynaklanmadığını söylüyor. Alış maliyetlerinin de yükseldiğini ifade ediyor.

Sonuçta ortaya bildik bir manzara çıkıyor:

Veli mağaza mağaza dolaşıyor.

Aynı ürünü farklı yerde daha ucuza bulmaya çalışıyor. İhtiyaç listesini önüne koyuyor, “Bu şimdi alınmalı, bunu biraz daha erteleyebiliriz” diye hesap yapıyor.

Çünkü artık çocukların okul ihtiyaçları bile öncelik sırasına konuluyor.

Yunus Emre Halk Çarşısı’ndaki esnafın aktardığı yüzde 15-20 civarındaki hareketlilik de dikkat çekici.

Geçmiş yıllarda ağustos ayında başlayan okul alışverişi hareketliliğinin bu yıl son günlere kalması, ekonomik tablonun çarşıya yansıyan yüzlerinden biri.

Çocuklar yeni eğitim yılına hazırlanıyor.

Veliler ise bir yandan çocuklarının eksiklerini tamamlamaya, diğer yandan bütçelerini denkleştirmeye çalışıyor.

Aslında mesele bir çantanın kaç lira olduğu değil.

Mesele, bir ailenin çocuğunun okul ihtiyaçlarını karşılarken ne kadar zorlandığı.

Ve bu tablo, çarşının raflarından çok daha büyük bir ekonomik hikayeyi anlatıyor.

ESKİŞEHİRSPOR’DA SEZONUN İLK MESAJI

Eskişehirspor yeni sezona nasıl bir mesaj vermesi gerektiğini sorsanız, sanırım bundan daha net bir cevap veremezdi.

4-0...

Hem de taraftarından yoksun oynanan bir karşılaşmada.

Kırmızı Şimşekler, Nesine 3. Lig 2. Grup’taki ilk maçında Alanya 1221 FK karşısında farklı bir galibiyet alarak sezona 3 puanla başladı.

Hasan Kaya'nın golüyle başlayan gece, ikinci yarıda Beykan, Kerem ve Mert’in golleriyle adeta bir gole dönüştü.

Ama skor tabelasındaki 4-0’ın yanında daha önemli bir ayrıntı var:

Eskişehirspor kalesini gole kapattı.

Şampiyonluk hedefiyle yola çıkan bir takım için sezonun ilk maçında alınan farklı galibiyet elbette önemli bir moral.

Fakat futbolun en tehlikeli yanı da burada başlıyor.

Bir maç kazanılır, sevinilir, üç puan haneye yazılır.

Sonra yeni maç gelir.

Dolayısıyla 4-0’lık galibiyeti şampiyonluğun garantisi gibi görmek ne kadar yanlışsa, sezonun geri kalanını önemsiz görmek de o kadar yanlış olur.

Yine de taraftarın uzun zamandır özlediği bir görüntü var:

Kazanan bir Eskişehirspor.

Gol atan bir Eskişehirspor.

Ve sahadan farklı galibiyetle ayrılan bir Eskişehirspor.

Üstelik tribünler boşken...

Belki de bu galibiyetin en güzel tarafı şu:

Taraftar, tribünde olmasa da takımının sezonu nasıl başlattığını gördü.

Şimdi sıra tribünlerde.

Üç maçlık cezanın ardından taraftar yeniden yerine döndüğünde, 4-0’lık galibiyetin yarattığı heyecan çok daha farklı bir atmosferde yaşanacaktır.

Şimdilik ilk mesaj verildi.

Eskişehirspor, “Ben buradayım” dedi.