Eskişehir’de bir süredir kamuoyunun gündeminde olan sağlık alanlarının özelleştirilmesi meselesinde nihayet beklenen gelişme yaşandı.

Eski Devlet Hastanesi arazisi başta olmak üzere Yunus Emre yerleşkesi ile Sivrihisar ve Mihalıççık’taki bazı sağlık alanlarının özelleştirme kapsamına alınması, Eskişehirlilerin ciddi tepkisine neden olmuştu.

Kararların yayımlanmasının ardından vatandaşlar bu alanların kamuya ait kalması gerektiğini yüksek sesle dile getirdi.

Basın açıklamaları yapıldı.

Siyasi partiler, meslek örgütleri ve vatandaşlar konunun takipçisi oldu.

Çünkü mesele yalnızca birkaç arazinin mülkiyetinden ibaret değildi.

Buralar, Eskişehir’in sağlık geleceği açısından önemli alanlardı.

Eskişehirlilerin gösterdiği hassasiyet de aslında kararın ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu ortaya koyan önemli bir kamuoyu refleksiydi.

Sonrasında ise Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz, AK Parti Eskişehir milletvekilleri Fatih Dönmez ve Ayşen Gürcan ile AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın konuyla ilgili çeşitli görüşmeler yürüttüğü kamuoyuna yansıdı.

Ve beklenen haber geldi.

Cumhurbaşkanı kararıyla Hava Hastanesi, eski Devlet Hastanesi ile Sivrihisar ve Mihalıççık’taki bazı sağlık alanları özelleştirme kapsamı ve programından çıkarıldı.

Yani mesele çözüldü.Vali Erdinç Yılmaz da kararı büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı.

AK Parti Milletvekili Ayşen Gürcan, süreci ilk günden itibaren takip ettiklerini belirterek, “Kamuoyundaki soru işaretleri de ortadan kalkmıştır” dedi.

Fatih Dönmez de kararın Eskişehir kamuoyunun hassasiyetleri doğrultusunda sonuçlanmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Şimdi burada küçük ama önemli bir ayrıntı var.

Bu meselede Eskişehir kamuoyunun ortaya koyduğu iradeyi de unutmamak gerekiyor.

Vatandaş tepki gösterdi.

Basın yazdı.

Kamuoyu sahip çıktı.

Ve sonuçta yanlış olduğu düşünülen bir uygulamadan geri adım atıldı.

Kamuoyu duyarlılığı gerçekten sonuç alabiliyor.

Bu açıdan bakıldığında ortaya çıkan sonuç Eskişehir adına sevindirici.

Şimdi beklenti, bu alanların yıllarca atıl şekilde beklememesi ve Eskişehir’in sağlık geleceği için doğru planlamayla değerlendirilmesi.

Çünkü kamuya ait bir alanı korumak kadar, onu kent yararına kullanmak da önemli.

OKUL BAŞLAMADAN MASRAFLAR BAŞLIYOR

Benim için bu yıl biraz daha farklı.

Çünkü kızım Eylül bu sene birinci sınıfa başlayacak.

Bir baba olarak heyecanım büyük.

Okul hazırlığı, servis, forma, çanta, ayakkabı, kırtasiye malzemeleri...

Hepsini tek tek düşünüyorsunuz.

Bir yandan çocuğunuzun okul heyecanını yaşamaya çalışırken diğer yandan hesap-kitap aklınızdan çıkmıyor.

Çünkü artık çocuk okutmak sadece “okula göndermekten” ibaret değil.

Kırtasiyesi var.Forması var.Ayakkabısı var. Çantası var.Beslenmesi var.Servisi var.

Var oğlu var… Ve bunların her biri ayrı bir masraf.

Eskişehir’de 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde açıklanan okul servis ücretleri de velilerin karşısına yeni bir yük olarak çıktı.

Yeni tarifeye göre 0-3 kilometre arasındaki servis ücreti aylık 2 bin 870 lira.

Serviste rehber personel bulunuyorsa buna 791 lira daha ekleniyor.

Yani en kısa mesafede bile aylık 3 bin 661 liraya ulaşan bir rakamdan söz ediyoruz.

Mesafe arttıkça rakam da yükseliyor.

Bir çocuk için sadece servis.

Daha okul çantasını bile konuşmadık.

Kırtasiye malzemelerini konuşmadık.

Forma ve ayakkabıyı, beslenme masrafını da...

Okulun dönem içerisinde çıkabilecek diğer giderlerini de...

Üstelik bunlar yalnızca bir çocuk için.

İki çocuğu olan aileler ne yapacak?

Üç çocuğu olanlar?

Asgari ücretle geçinmeye çalışan aileler?

Gerçekten vatandaşın işi kolay değil.

Çocukların eğitimine harcanan para elbette boşa gitmiyor.

Tam tersine, yapılabilecek en değerli yatırım.

Ama mesele şu:

Bir anne-baba çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyorsa, burada ekonomik tabloyu da konuşmak gerekiyor.

Çünkü eğitim heyecanının yerini “Acaba bunu da alabilecek miyiz?” düşüncesi almamalı.

Ben de bu yıl Eylül’ün birinci sınıfa başlayacak olmasının heyecanını yaşıyorum.

Onun yeni çantasını takıp okula gidişini görmek, ilk defa sınıfa girişini izlemek elbette tarifsiz bir duygu olacak.

Ama bir yandan da insan düşünüyor.

Çocuklarımız büyüyor.

İhtiyaçları büyüyor.

Masraflar büyüyor.

Vatandaşın omuzundaki yük de büyüyor.

Keşke yeni eğitim yılı konuşulurken velilerin aklına “Bu ay masrafları nasıl karşılayacağım?” sorusu değil deönce “Çocuğum nasıl bir eğitim alacak?” sorusu gelse.

BİR ZOR HABER DAHA

Gazetecilikte insan çok şey görüyor.

Ölümler... Kazalar... Yangınlar... Gözyaşları...

Bir süre sonra bazı görüntülere alışıyorsunuz sanıyorsunuz.

Ama aslında alışmıyorsunuz.

19 yıllık televizyonculuk ve gazetecilik hayatımda çok sayıda zor haber takip ettim. Ama bazı haberler vardır, iş bittikten sonra da peşinizi bırakmaz.

Girne açıklarında yaşanan gemi kazası ve Eskişehirli Elmas Demir’in kaybolması da benim için böyle bir haber oldu.

58 yaşında, beş çocuk annesi Elmas Demir...

Türkiye’ye giriş çıkış yapmak için bindiği gemi alabora oluyor. 241 kişi kurtarılıyor, 8 kişi hayatını kaybediyor, 20 kişi ise kayboluyor.

Ve o 20 kişinin arasında Eskişehirli bir anne var.

Sonra çocuklarıyla konuşuyorsunuz.

İşte gazeteciliğin en zor tarafı tam da burada başlıyor.

Çünkü karşınızdaki artık bir haber kaynağı değil.

Bir evlat...

Bir aile...

Bir anne...

Çocukları, annelerinin geminin alabora olduğu sırada çekilen görüntülerini izlemiş. Yardım beklediğini görmüşler.

Ve bir evladın ağzından şu cümle dökülüyor:

“Dirisinden vazgeçtik, ölüsünü istiyoruz.”

Bundan daha ağır ne söylenebilir?

30’lu yaşlarında bir evlat bile annesi için çocuk gibi ağlayabiliyor.

Çünkü insan kaç yaşına gelirse gelsin, anne söz konusu olduğunda yaşı yok.

Bir baba Kıbrıs’ta hastaneleri, morgları geziyor.

Çocukları Eskişehir’de gelecek bir telefon bekliyor.

Biz haberi yapıyoruz.

Kamerayı kapatıyoruz, mikrofonu bırakıyoruz ve hayatımıza dönüyoruz.

Ama o aile için hayat normale dönmüyor.

Onlar hâlâ bir telefon, bir haber, bir umut bekliyor.

Elmas Demir’in çocuklarının tek isteği belli:

Annelerine kavuşmak.

Dirisi olmazsa ölüsü...

Yeter ki annelerine sarılabilecekleri bir yerleri olsun.

İşte bazı haberler vardır; sadece yazılmaz, insanın içine işler.

Bu da onlardan biriydi.

KISSADAN HİSSE: CAMDAN BİR KRAL

Fransa Kralı 6. Charles, 1380-1422 yılları arasında hüküm sürdü.

Ama onu tarihe geçiren yalnızca krallığı değildi.

Charles, kendisinin camdan yapıldığına inanıyordu.

Evet, camdan...

Kırılmaktan korktuğu için özel kıyafetler giyiyor, oturmaktan ve insanlara dokunmaktan kaçınıyordu.

Zamanla sanrıları öylesine ilerledi ki ailesini bile tanıyamaz hale geldi.

Kraldı, güçlüydü, saraylarda yaşıyordu ama kendi zihninin kurduğu dünyadan kaçamıyordu.

İnsan bazen dış dünyadan değil, kendi zihninden kaçamaz.