Krizlerle sınanan toplumumuzun kurtuluş umudu demokraside.

Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değil. Katılımdan, çoğulculuktan ve hukukun üstünlüğünden güç alıyor. Demokrasi yurttaşın derdinin konuşulduğu, geçim sıkıntısının çözülmesi gereken bir sorun olduğu, toplumdaki seslerin duyulduğu bir düzen.

Ne var ki ülkemizde bir krizden diğer krize sürüklenirken hangi sorunu gerçekten çözebiliyoruz?

Yıllardır tekrar eden ekonomik darboğazdan adaletsizliklere, yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığının ortasında bunların hepsine temel olan hukuksuzluk sadece birkaç haber başlığında mı sıkışıp kalıyor?

Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki mutlak butlan sürecinin ülkedeki tüm krizleri gölgede bıraktığı eleştirileri hakim kamuoyunda… Bu süreci de itiraz edemeyeceğimiz boyutta tartıştık.

Tartışmalıyız da…Çünkü bu mesele yalnızca CHP’nin meselesi değil. Sanayide hakkıgasp edilen işçininde, gelecek kaygısı yaşayan gencin de, bir ömür çalıştıktan sonra 18 bin lira reva görülen emeklinin de adalet arayışıyla doğrudan bağlantılı.

Farklı sorunlarla farklı cephelerde adaletsizlikle mücadele ediyoruz.

*

Ancak tüm dikkatimiz mahkeme kararlarına çevrilirken, ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk ve hayat pahalılığı bir anda sahnenin arkasına itildi. Oysa hayatımızdaki gerçeklik değişmedi. Biz yalnızca gündemin ağırlık merkezini değiştirdik.

Tam da bu nedenle şu noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor. Eskişehir’deki grup toplantısında da olduğu gibi CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel yalnızca partisindeki hukuksuzluk krizini anlatmıyor. Açlık sınırını, gelir dağılımındaki adaletsizliği, asgari ücreti, toplumun hak arayışını ve dış politikayı da konuşuyor. Kısacası, bir genel başkanın yapması gereken siyaset alanını terk etmiyor.

Peki o halde neden kamuoyunda CHP’nin halkın gündemini konuşmadığı algısı oluşuyor?

CHP nerede boşluk bırakıyor?

*

Bence burada sorun Özgür Özel’in ne konuştuğu, nerede konuştuğu değil.

Sorun, Özel liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi’nce üretilen siyasal söylemin örgüt tarafından topluma ne kadar taşınabildiği. Bir genel başkanın her gün dile getirdiği ekonomik kriz, adalet arayışı, işsizlik ya da hayat pahalılığı; il ve ilçe örgütlerinin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve belediye meclis üyelerinin siyasal pratiğinde kent içinde yeterince görünür olabiliyor mu?

İşte asıl tartışılması gereken nokta burası.

Özgür Özel’in peşinde binlerce kişiyi sürükleyebildikten sonra bir bankın üzerinde yaptığı konuşma yerelde il ve ilçe örgütleri tarafından yeniden üretilip kent gündemine taşınmadığı sürece yalnızca o günün coşkulu hatırasında kalır.

Muhalefeti büyüten yegane şeyin yalnızca miting meydanları olmadığı toplumun hafızalarında kayıtlı… O meydanlarda kurulan siyasal dilin ertesi gün önce parti örgütünde sonra mahallede, sokakta ve pazarda yeniden üretilmesidir.

Bu nedenle hem örgüte hem de milletvekillerine olağanüstü bir görev düşüyor. CHP’nin kavgasını unutturmadan halkın kavgasını gündemden düşürmemek!

Aksi halde konuşulan ile duyulan, üretilen siyaset ile toplumun algıladığı siyaset arasında giderek büyüyen bir mesafe oluşur.

Asıl siyasi sorumluluk da bu mesafeyi kapatmaktır.