Geçenlerde aynı gün içerisinde üç büyük parka gittik. Sazova, Şelale ve Kentpark. Kentpark'ta kahvaltı yaptık ama öncesinde biraz yürüdük ve sıra dışı güzelliği tekrar gördüm. Peyzajdan göletin güzelliğine, heykellerden temizliğe kadar her şeyin Avrupa'daki parklar gibi üst seviyede oluşu çok keyif verdi. Manzara, yürüyüş ve spor yapma imkanı ile balıklarla birlikte diğer tüm görseller harikulade düşünülmüş. Bisikletler birer heykel edasıyla yol kenarlarını süslemiş. Havuzun ve plajın açılmasıyla da özenle korunan park tekrar büyük hayranlık uyandırdı. Ağaçların bakımını yapanları da çalışırken gördüm ve bu kadar titizlikle çalışan park bahçe çalışan emekçi dostlar görmemiştim. Kahvaltı yaparken yakından hem suyu ve balıkları hem de onların çalışmalarını izledim. Madem samimi bir sohbet havasındayız emekçi dostlara da selam gönderdik bu arada şu detayı da söyleyeyim; kahvaltı yaptığımız mekandaki garson emekçi kardeşimin ter kokusuna da bir çare bulmayı önersem umarım kırıcı olmam. Tüm bu güzelliklerin yanında emekçi dostun üzerimizde rahatsız edici kokusu biraz üzücü oldu.
Oradan birkaç uğrak yerden sonra Şelale Park'a geçtik. Manzaranın güzelliğinden bahsederken aslında kendimizi uzaktan beton yığınlarına bakarken bulduğumuzu fark ettik. Çevre düzenlemesinde ağaçlandırmaya daha çok önem verilmesi gerekliliği ve şehrin de bir mimarı duruşunun da olmayışı en net manzaraydı aslında. Manzarayı yudumladıktan sonra yine bir kaç uğrak noktasının ardından Sazova'ya geçtik. Misafir dostları parklarımızla tanıştırma seyahatimiz devam ediyordu. Yine sıra dışı güzellikler ve ince detaylar eşliğinde büyük kapıdan attık kendimizi içeri. Bilim ve gezi parkı izahatlarıyla başlarken Gezi Parkı aklımıza düşüyor ve misafirlerin Ali İsmail Korkmaz hatırlatmasıyla başımı yere iniyordu. Derin intikamlar içeren hunharca tekmeleri bizler parka girerken zihnimizde tekrar hissederek utançla girdik parka ve içimizde tarifsiz bir acı. Yüksek seviye ilgiyle bakılan parkın üzerinize serpiştirdiği çocuksu gurur Ali İsmail Korkmaz'ın halen yanımızda yürüyüşünü de unutturmuyordu. Gözlerini sevdiğimin barış yürekli genci nasıl da yakıyor faşizmin kanlı ellerine rağmen Park Gezi'sinde her adım.
Kuğuların aşkı temsil eden teslimiyet kokan zarafetleriyle selam uçuruyoruz Yılmaz Büyükerşen'e. Şatonun tebessüm ettiren detayları ve ağaçların güzelliği bir yudum soğuk limonatayı davet ediyordu içten içe güneşin altında. Girişteki dizili kafe ve büfe tarzı noktaları gözümüze kestirmiştik. Geri dönmek üzere birer limonata alınca bir liraya satılan küçük limonata şişesinin üç liraya satılması üzerine de yorumlar yaparken bulduk kendimizi. Öğrenciler dedik, onlara pahalı gelmez miydi bu fiyat ki bizi de haliyle şaşırttı pahalı semtlerde kira yüksek ondan bu fiyat dilemmasının varlığı edasıyla. Kira veriyorlar mıydı burada belediyeye, ne kadar olabilirdi bu kiralar ve fiyat kontrolü nasıl yapılıyordu ki fiş verildiğini de hatırlamıyordum. Kentpark'taki emekçi garson dostumun üzücü kokusundan sonra burada da bu detayın gölgesinde tekrar içeri girdik ve Ali İsmail Korkmaz yine yanı başımızda bu Park Gezi'sinde. Selam olsun güzeli mükemmel yapan ellere ve kahrolsun Ali'ye vuran o kanlı eller.