Hayatın nabzı bazen pazarda atar.
Son günlerde o nabız hiç iyi değil…
Ekonomi derinleşen bir sıkıntının içinde.
Rakamlar konuşuyor, ama asıl hikayeyi vatandaş anlatıyor. Pazara çıkanın filesi yarım, cebindeki para eksik.
Etin, sütün, sebzenin hesabı yapılırken artık bayramın bile hesabı yapılır hale geldi. Kurban Bayramı yaklaşıyor ama birçok evde kurbanlık değil, “nasıl geçineceğiz” sorusu konuşuluyor.
Eskiden bayram hazırlığı telaş olurdu, şimdi geçim derdi ağır basıyor.
Emekli, aldığı maaşla ayın sonunu getirmeye çalışıyor. Kiralar zaten başlı başına bir yük. Ev sahibi olmak hayal, kiracı kalmak ise mücadele.
Özetle; vatandaşın sırtındaki yük her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor.
ELVEDA ERTUĞRUL ABİ

Bu ağır gündemin içinde bir acı haber daha düştü içimize…
Eskişehir basınının emektar isimlerinden, yıllarını kameraya, habere ve sahaya veren Ertuğrul Yılmaz’ı kaybettik.
61 yaşında… Çok erken…
Benim için “Ertuğrul Abi”ydi.
Mesleğini sadece yapan değil, yaşayan insanlardandı.
Soğukta, sıcakta, gece gündüz demeden sahadaydı.
Fedakarca çalışırdı. Kameranın arkasında görünmeyen ama aslında her şeyi görünür kılan isimlerden biriydi.
33 yıl… Az bir süre değil.
Marmaris’ten Eskişehir’e uzanan bir emek hikayesi…
Bazen gazetecilik, sadece yazanların ya da konuşanların işi gibi görülür. Oysa kameranın arkasında duranlar bu mesleğin omurgasıdır.
Ertuğrul Abi de o omurganın güçlü halkalarından biriydi.
Mekanı cennet olsun…
Basın camiasının başı sağ olsun.
HAYDİ ESES
Ve şimdi… biraz nefes alalım.
Haydi Eskişehirspor…
Şehrin en büyük ortak duygularından biri sahaya çıkıyor. Play-Off yarı finalinde zorlu bir deplasman… Rakip Ayvalıkgücü Belediyespor.
Daha önceki maçta alınan 2-0’lık mağlubiyet hafızalarda. Ama futbol böyle bir oyun işte…
Dün başka, bugün başka.
Şimdi yeniden yazma zamanı.
Bu takım şehrin moralini, umudunu, geçmişini taşıyor.
Alınacak bir avantajlı skor, rövanş için kritik olacak.
Ve her zamanki gibi…
Maç önü, maç sonu, heyecan, yorum… Şehrin futbol nabzı yine ES TV ekranlarında atacak.
KISSADAN HİSSE…
“Bize plan değil, pilav lazım.”
1960’ların sonunda söylenmiş bir söz bu.
Ama etkisi bugün bile hissediliyor.
Sebebini anlatayım…
Bir genel seçim öncesinde Adalet Partisi’nin, “halk ne istiyor” sorusuna yaklaşım politikası olmuştu bu slogan...
Öncesinde CHP Türkiye'nin planlı bir gelişime ihtiyacı olduğunu belirtir ve 5 yıllık yeni bir kalkınma planları hazırladıklarını; iktidara geldikleri takdirde, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi hızlı bir atılım hamlesi gerçekleştirmeyi planladıklarını açıklar.
CHP'nin bu planlı kalkınma önerisine cevap olarak Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi, kısa ve basit bir yaklaşımla, “halk plan değil, pilav istiyor” demiştir.
Sonuç; Adalet Partisi seçimleri kazanır…
Bir taraf planlı kalkınmayı anlatırken, diğer taraf halkın gündelik ihtiyacına dokundu.
Ve kazanan belli oldu.
Bugün de durum çok farklı değil aslında.
Vatandaş uzun vadeli planlardan önce, bugünü nasıl geçireceğini düşünüyor.