Son günlerde yaşanan gelişmeler, ekonominin artık sadece rakamlardan ibaret olmadığını bir kez daha gösteriyor.

Çünkü o rakamlar doğrudan vatandaşın cebine, esnafın ise direksiyon başındaki kaderine dokunuyor.

Akaryakıt fiyatları dur durak bilmiyor. Daha birkaç hafta önce “yüksek” dediğimiz rakamlar, bugün geride kaldı. Motorinin 70 lira bandını aşması yetmezmiş gibi, şimdi bir de 6 liralık yeni zam beklentisi konuşuluyor. Yani çok kısa bir süre içinde 80 liraya dayanan bir fiyat tablosu ile karşı karşıyayız.

Bu sadece bir fiyat artışı değil. Bu, zincirleme bir etkinin başlangıcı.

Çünkü Türkiye’de akaryakıt sadece bireysel araç sahiplerini ilgilendiren bir mesele değil. Ulaşımdan gıdaya, üretimden hizmet sektörüne kadar her şeyin temelinde akaryakıt var. Dolayısıyla gelen her zam, aslında hayatın tamamına yapılan bir zam anlamı taşıyor.

Eskişehir’de minibüsçü esnafının sesi de tam olarak bunu anlatıyor. Minibüsçüler Odası Başkanı Coşkun Güvenç’in sözleri oldukça net:

“Daha bir ay bile geçmeden maliyetler bu kadar arttıysa, bunun altından kalkmak mümkün değil.”

Haklılar.

Daha 2 Mart’ta yapılan zamla 30 liradan 40 liraya çıkan dolmuş ücretleri, henüz vatandaş tarafından sindirilmemişken, şimdi yeni bir zam ihtimali konuşuluyor. Üstelik bu, bir tercih değil; neredeyse bir zorunluluk olarak dile getiriliyor.

Çünkü mesele sadece akaryakıt da değil.

Yedek parça fiyatları artıyor, sigorta maliyetleri yükseliyor, SGK primleri zaten esnafın sırtında ağır bir yük. Üzerine bir de her gün depoyu doldururken değişen fiyatlar eklenince, tablo daha da ağırlaşıyor.

Bir başka boyut ise küresel gelişmeler.

Orta Doğu’da yaşanan gerilim, petrol fiyatlarını yukarı çekiyor. Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlı yapısı da bu artışı doğrudan iç piyasaya yansıtıyor. Yani mesele sadece içeride alınan kararlarla sınırlı değil. Dışarıdaki her kriz, içeride yeni bir zam olarak karşımıza çıkıyor.

Peki bu noktada soru şu:

Bu yükü kim taşıyacak?

Esnaf “taşıyamıyorum” diyor.

Vatandaş zaten “taşıyamıyorum” diyor.

Geriye kalan tek şey, bu yükün nasıl paylaşılacağı meselesi.

Minibüsçü esnafı bir yandan ayakta kalmaya çalışırken, diğer yandan vatandaşı kaybetmek istemiyor. Çünkü her zam, müşteri kaybı demek. Vatandaş ise zaten zorunlu harcamalar dışında frene basmış durumda.

Yani ortada çok net bir sıkışmışlık hali var.

Bir tarafta maliyetler, diğer tarafta alım gücü.

Ve bu iki çizgi artık birbirine yaklaşmıyor, tam tersine her geçen gün daha da uzaklaşıyor.

Altın fiyatlarındaki düşüşle kuyumcuların önünde oluşan kalabalık bile bu tablonun bir başka yüzü. İnsanlar güvenli limana yöneliyor. Çünkü günlük harcamalarda kontrol kayboldukça, birikim refleksi daha da güçleniyor.

Ama şu da bir gerçek:

Herkes altın alamaz.

Ama herkes ulaşım kullanmak zorunda.

İşte bu yüzden ulaşım zamları, diğer tüm zamlardan daha fazla hissediliyor.

Önümüzdeki günlerde hükümetin atacağı adımlar belirleyici olacak. ÖTV düzenlemeleri, olası destek paketleri ya da yapılacak yeni tarife görüşmeleri…

Ama görünen o ki, kısa vadede bir rahatlama ihtimali zayıf.

Eğer akaryakıttaki artış bu hızla devam ederse, sadece minibüs ücretleri değil, hayatın tamamı yeniden fiyatlanacak.

Ve o zaman mesele “zam geldi” olmaktan çıkacak…

“Nasıl geçineceğiz?” sorusuna dönüşecek.

Kıssadan Hisse

Depo her gün doluyor ama umut her gün biraz daha azalıyor. Eğer maliyetle gelir arasındaki makas bu kadar açılmaya devam ederse, yarın ne esnaf direksiyon başında kalabilecek ne de vatandaş o direksiyona binecek gücü bulabilecek.