Zaman zaman gazetecilerin kamu kurumlarında görev alması ne yeni bir durumdur ne de tek başına eleştirilecek bir meseledir.
Ben de geçmişte uzun yıllar bir belediyede görev yaptım. Ancak o dönemde gazetecilik faaliyetlerime ara verdim. Çünkü doğrusu buydu.
Zira sigortanız artık basın sigortası değildir.
Göreviniz haber kovalamak, soru sormak, iktidarı ya da muhalefeti denetlemek-eleştirmek değildir.
Siz artık kamu görevlisisinizdir. Maaşınızı o kurumdan alırsınız. Her görüşten vatandaşın ödediği vergilerle ücretiniz ödenir ve kamu adına hizmet üretirsiniz.
İşin etik tarafı da tam burada başlar.
Fakat Eskişehir’de bazı isimler var ki ne gazetecilik geçmişleri sağlamdır ne de mesleki ağırlıkları vardır.
Buna rağmen bazı kırsal ilçe belediyelerinde bir şekilde kendilerine yer bulabiliyorlar.
Sonra da maaşlarını belediyeden alıp, sosyal medyada gazeteci rolüne bürünerek çamur siyasetine girişiyorlar.
Ortada haber yok…
Belge yok…
Araştırma yok…
Kaynak yok…
Ama talimat var.
Kimin düğmesine basıldıysa ona göre paylaşım yapılıyor. Kime saldırılacaksa ona göre hedef gösteriliyor. Kime iftira atılacaksa ona göre klavye başına geçiliyor.
Bu gazetecilik değildir.
Bu, maaşlı propaganda memurluğudur.
Gazetecilik; birilerinin taşeronluğunu yapmak değildir. Gazetecilik; masa başında sipariş içerik üretmek değildir. Gazetecilik; belediye personeli olup bağımsız basın yalanı ve kisvesi ile dolaşmak hiç değildir.
Çünkü bağımsızlık, bordroya girince biter.
Üstelik bu kişiler sadece saldırdıkları insanlara zarar vermiyor.
Eskişehir basınının yıllardır emekle kurduğu itibarı da aşağı çekiyorlar. Vatandaş için gerçek gazeteciyle tetikçi arasındaki fark bulanıklaşıyor.
Basın kartı taşımakla gazeteci olunmaz. Sosyal medya hesabı açmakla da olunmaz. Önce karakter, sonra omurga gerekiyor.
Gazetecilik ile belediye memurluğu aynı koltuğa sığmıyor.
Eğer gerçekten gazeteciyseniz, belediyenin maaş konforundan çıkarsınız. Sahaya inersiniz. Soru sorarsınız, eleştirirsiniz. İmzanızın arkasında durursunuz.
Yok eğer bunu yapamıyorsanız, gazeteciyim diye dolaşmayacaksınız.Formun Üstü
TRİBÜN KONUŞTU, ŞEHİR AYAĞA KALKTI
Eskişehirspor yine yaptı yapacağını…
İlk maçta Balıkesirspor’a mağlup olan Kırmızı Şimşekler, rövanşta Fethi Heper Stadyumu’nda adeta fırtına gibi esti.
3-0’lık net galibiyet sadece bir skor değildi; bir şehrin yeniden ayağa kalkışının ilanıydı.
Akın Akman’ın golleriyle başlayan yürüyüş, Jakob Aydemir’in son sözü söylemesiyle tamamlandı. Sahada mücadele vardı, inanç vardı, arma sevgisi vardı.
Ama asıl büyü tribündeydi…
Yıllardır nice acıya, nice hayal kırıklığına rağmen takımını yalnız bırakmayan taraftar, yine görev başındaydı.
Şehir tek yürek oldu. Tribünler doldu, ses göğe yükseldi, Eskişehir bir kez daha futbol şehri olduğunu gösterdi.
Şimdi sırada Ayvalıkgücü var.
4 ve 8 Mayıs’ta oynanacak iki kritik mücadelede Eskişehirspor’a başarılar diliyoruz.
Haydi çocuklar… Bir adım daha.
KISSADAN HİSSE
Ankara’da öğretmenler toplantı yapar. Kadın öğretmenler de katılır fakat ayrı bir yere oturtulur. Bunu fırsat bilen bazı zihniyetler hemen şikayete koşar.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenler cemiyeti başkanını çağırır ve sert bir ses tonuyla hesap sorar gibi yapar. Salondakiler memnundur. Ta ki şu cümleyi duyana kadar:
“Kadın öğretmenleri toplantıya çağırmışsınız, iyi etmişsiniz… Ama onları niye ayrı yere oturttunuz? Kendinize mi güvenmiyorsunuz, Türk kadınının faziletine mi?”
Bir cümle bazen bir devri anlatır.
Kadını toplumdan ayıranlar geriye bakar. Kadını toplumun merkezine koyanlar ise tarih yazar.Formun Üstü
Formun Altı