Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 3 milyon Suriyelinin Türk vatandaşı yapılacağını söylemesi ülke gündemine oturdu.
HİÇ KİMSE İSTEMİYOR
Bugün kiminle görüşsem, hiç kimse Suriyelilerin Türk vatandaşı olmasını istemediğini söylüyor. Türklükle hiçbir bağı olmayan eski yıllarda Süryani olup, daha sonra Araplaştırılan Suriyelilerin Türk Vatandaşı yapılmasını ülkemiz açısından büyük hata olduğunu düşünüyorum. Ülkemize misafir edilen Suriyeliler defalarca Türk Bayrağını yakmadı mı? Polisimize saldırmadı mı? Daha dün Suriyeli iki kimyager, patlayıcı madde hazırlarken, yaşanan patlama sonucunda ölmedi mi? Bu iki kimyager gibi belki de 10 binlerce terörist, bir o kadar tacizci sapık, bir o kadar da hırsız, dolandırıcı, azılı suçlu nasıl Türk vatandaşı yapılacak? İstihbarat araştıracakmış(!) İstihbaratınız gerçekten iyi çalışıyor olsa, ülkede canlı bombalar bu kadar cirit atar mı? Teröre bu kadar kurban verilir miydi? Yoksa Esad ile anlaşıp, bunlarla ilgili Suriye Gizli Servisi El Muhaberat'tan mı bilgi alınacak?
SANDIKTAN KAÇMA
Birileri, mültecilerin arasında bulunan teröristler, sapık tacizciler, azılı suçlular, hırsızlar ve dolandırıcıların nasıl ayıklanacağını açıklamalı. Bugün Türk Vatandaşı yaptığımız Suriyelilerin, yarın bizden özerklik istemeyeceğini, PKK benzeri terör örgütü oluşturmayacaklarını kim garanti edebilir? Birileri 'Şam'da Emevi Camii'nde namaz kılacağız' demiyor muydu? Biz Şam'a giremedik ama 3 milyon Suriyeli bize girdi. Sosyal medyada dillendirildiği gibi; 'Suriyeliler hiç savaşmadan ülkemizi fethetti.' Onbinlerce Suriyeli 'Katil' dedikleri Esad'dan korkmadan nasıl bayramı Suriye'de geçirdi? Bayramı ülkelerinde geçiriyorlarsa, neden ülkemize sığınıyorlar. Bir kişi 'Başkan seçileceğim' diye 3 milyon Suriyeli Türk vatandaşı yapılamaz. Her konuda 'hep millet' demiyor musunuz? Suriyelilerin vatandaşlığa kabul edilmesi için referandum yapın. Türk halkı karar versin. Bu konuda Cumhurbaşkanı kendini haklı görüyorsa, referandum sandığından yani halktan kaçmamalı…
*
ZEKİ ÇEVİK VE AHLAKLIYDI
Atatürk'ün özel kalem müdürü Sabit Şevki Bey'in 15 Mayıs 1932'de oğlu dünyaya geldi. Bu çocuğun ismini bizzat Atatürk, 'Türkay' olarak koydu.
KOMPLE SPORCUYDU
Atatürk'ten sonra İsmet İnönü cumhurbaşkanı olduğunda Atatürk'ün bütün yakınlarını Ankara'dan uzaklaştırdığı gibi Sabit Bey'i de Ağrı'ya kaymakam olarak atadı. Sabit Bey Ağrı'da vefat etti. Küçük Türkay annesiyle Çorlu'ya yerleşti. Türkay da Leyli Mecanni (Devlet Parasız Yatılı) sınavlarına girerek kazandı ve Mekteb-i Sultani'de eğitimine başladı. Galatasaray Lisesi'nde okurken Fransız hocalar Türkay ismini telaffuz etmekte zorlandılar. Fransız hocaların dillerinde 'Türkay' ismi 'Turgay' oldu ve öyle kaldı. Turgay, Galatasaray Lisesi'nin hem voleybol takımında, hem basketbol takımında forma giydi. Aynı zamanda lise futbol takımının da santrforuydu. Yani lise de Atatürk'ün dediği gibi Zeki, çevik, ahlaklı bir sporcuydu. O senelerde Galatasaray'ın teknik direktörü İngiliz Pat Molloy tarafından Galatasaray altyapısına alındı.
BERLİN PANTERİ
Molloy ilk antremanda onu kaleye geçirdi. Antrenmandan sonra Turgay'ı çağırıp şöyle dedi: 'Bak evlat, eğer santrfor oynarsan 3-5 sene sonra senden daha iyi şut çeken birisi gelir, kaybolur gidersin. Ama kaleciliğin yaşı yoktur, kaleye geçersen en az 10 sene oynarsın, karar senin.' Bunun üzerine Turgay Şeren efsanesi oluşmaya başladı. 17 Haziran 1951'de Türkiye Almanya'yı Berlin'de 2-1 yenerken, kalesinde devleşen 19 yaşındaki Turgay Şeren 'Berlin Panteri' lakabını alıyordu. 20 yaşında Galatasaray'ın kaptanı oldu. Arjantin River Plate takımında oynadığı üç hazırlık maçı dışında tüm kariyerini Galatasaray'da geçirdi. Turgay Şeren ve Metin Oktay sayesinde 1960'lı yıllarda Galatasaray taraftarında büyük artış oldu. Anadolu'da o yıllarda doğan çocuklara 'Metin' ve 'Turgay' isimleri veriliyordu. Futbolu bıraktıktan sonra Anadolu'nun çeşitli takımlarında teknik direktörlük ve spor yazarlığı yaptı. Bu büyük spor insanı, büyük efsane 7 Temmuz sabahı 84 yaşında vefat etti. Türk halkı Berlin Panterini asla unutmayacak. Mekanı Cennet olsun.
*
CUMARTESİ HİKAYESİ
ÇOCUKLARINIZI KOLUNDAN TUTMAYIN, YOLDA TUTUN
Bir gün bir çiftçiyle oğlu çiftlikte günlük işlerini yaparken sahipsiz bir at çıkagelmiş. Adam atın üstünde herhangi bir damga görememiş. Atı önlerine katmışlar. Onlar da kendi atlarıyla atı takip etmeye başlamışlar.
KARNI DOYUNCA
At çiftlik çıkışında bir yola sapmış ve bir süre gitmiş. Sonra yandaki gölü görmüş ve su içmek için yoldan çıkmış. Su içmeyi bitirince çiftçi onu tekrar yola çıkarmış. Bir süre daha gittikten sonra bu sefer atın karnı acıkmış ve çimenlik bir yere girmiş. Karnı doyunca çiftçi onu tekrar yola çıkarmış.
Bu şekilde at birkaç kez daha yoldan çıkmış. Her seferinde çiftçi onu yola çıkarmış. Sonunda akşamüstü bir çiftliğe gelmişler.
KENDİSİ BULDU
Çiftliğin sahibi yanlarına gelmiş ve şaşkınlıkla şöyle demiş: 'Bu benim atım. İnanamıyorum. Peki, bu atın bana ait olduğunu nasıl anladınız?' Atı getiren çiftçi, atın sahibine şöyle demiş: 'Ben bulmadım. At kendisi buldu. Benim tek yaptığım onu yolunda tutmaktı.'
ONLARIN YERİNE
KARAR VERME
Çocuklarımızın veya birlikte çalıştığımız insanların hedeflerine ulaşmalarını önleyen en büyük engel, sürekli bizim onlara karışmamız ve onların yerine kararlar vermemizdir. Yapmamız gereken onlara güvenmek, sorumluluk üstlenmelerini sağlamak ve doğru yolu göstermektir. Bundan sonrası tamamen onların sorumluluğunda olmalıdır. Çocuklarınızı kolundan tutmayın, yolda tutun.
foto şaka
CHP İl Eğitim Sekreteri Recep Taşel: Başkanım sizi ortamıza alalım da; iki Recep arasında bir dilek tutun.
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt: İyi fikir. Belki tuttuğum dilek gerçekleşir de Sanayi Çarşısını kaldırırım.
Mobilyacılar Odası Başkanı Recep Yıldız: Kazım Bey işiniz 'İki Recep' dileğine kalmışsa siz Sanayi Çarşısının üzerine bir bardak soğuk su için.