Yurttaşlık, haklar ve yükümlülükler bağlamında devletle kurulan ve devamlı bir bağlılık ile sadakat içeren bir ilişkidir.

Devletlerin Anayasaları, kanunları, diğer mevzuat hükümleri, yargı kararları, gelenek ve görenekleri ile teamülleri, yurttaşlık ilişkisinin çerçevesini çizerek hak ve yükümlülükleri belirler.

Yurttaşlık statüsü, doğuştan kazanılabildiği gibi sonradan da edinilebilir. Bu statünün yasal ve formel olarak edinilmesi bir yana, kişiler duygusal bağ yoluyla da bir devlete karşı yurttaşlık sorumluluğu hissedebilir. Bu noktada kişilerin kendi beyanını esas almak gerekir.

1984 yılımda kurulup 13 yıldır dünyanın en büyük beyaz eşya şirketi olan, 120 binden fazla çalışanı bulunan ve Türkiye’de Eskişehir’de devasa bir fabrikada üretim yapan Haier’in beyanını bu kapsamda örnek almak mümkün. Haier, resmi internet sitesinde yer alan Etik Kodlarında yerelde iyi bir yurttaş olacağını ifade etmiş. Bir tüzel kişi de gerçek kişiler gibi beyanda bulunabilir elbette. Bu beyandan anlaşıldığı üzere Haier, üretim yaptığı bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı iyi bir yuttaşlık sorumluluğu almak istiyor.

Bununla beraber sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik hususu, şirketin olmazsa olmazı. Yani çevreye zarar vermemek, karbon ayak izini minimum seviyeye indirmek, enerjiyi verimli kullanmak, çalışanlarına ve müşterilerine saygılı davranmak, insani değerlere sahip olmak, kölelik düzenine karşı çıkmak, ayrımcılığa, tacize ve şiddete karşı mücadele etmek gibi birçok insani değer Haier’in temel prensipleri. Birleşmiş Milletler’in 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, şirketin ana rehberi durumunda.

Buraya kadar Haier hakkında çok iyi bir imaj edindik. Peki uygulama kısmında durum nasıl? Yani Haier, Türkiye’de iyi bir yurttaş olabildi mi? Ya da ekonomik kalkınmaya sosyal nitelik kazandırabildi mi? Bu sorular, pratikteki durumla yanıtlanabilir.

Haier’in beyanına karşı internette sorgulama yaptığınızda karşınıza Evrensel’de yer alan “Haier’da İşçi Kıyımı/Kâr Rakoru Kıran Şirketten ‘küçülme’ Bahanesi” başlıklı bir haber çıkıyor. Şirketin beyanlarıyla fiili durum arasında çelişki olduğunu düşünüyorsunuz. Zira iyi bir yurttaş, bir devlete karşı aynı paydada birleştiği diğer kişilere zarar vermez. Üstelik bu kişileri, yine Etik Kodları içerisinde “aile üyeleri” olarak tanıtıyor.120 aile üyesini küçülme bahanesiyle kapının önüne koymak hangi vicdana sığar?

Emek Partisi Milletvekili İskender Bayhan, bu iddiaları TBMM gündemine taşıdı. Bayhan, kâr üstüne kâr açıklayan Haier Europe Eskişehir’de küçülme bahanesiyle 120 işçinin işten çıkarılmasını Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a sordu. Toplu iş sözleşmesi bulunan, Birleşik Metal-İş’in yetkili sendika olduğu fabrikada, kıdemli işçilerin işten çıkarılması yoluyla işgücü maliyetinin düşürülmesini eleştirdi.

Bayhan, Haier Europe’un resmi raporunda Türkiye’yi alenen “ucuz işgücü/maliyet avantajı” şeklinde etiketlediğini belirtti. Sendikalı ve güvenceli işçilerin keyfiyetle kapının önüne konularak, yerlerine İŞKUR üzerinden 6 aylık güvencesiz istihdamı kullanmasını sert bir şekilde eleştiren Bayhan, bu keyfiyete karşı ÇSGB’nin ne yaptığını sordu.

İskender Bayhan, her zaman olduğu gibi yine işçilerin ve genel olarak ezilenlerin TBMM’deki sesi oldu. Çok isabetli sorular sordu ve titiz bir çalışmayla eleştirdi. Bakalım “cevaplanırsa” nasıl bir yanıt gelecek?

Ama sonuç ne olursa olsun, şunu açık bir şekilde görüyoruz ki çalışma ilişkilerinde “insan kaynakları yönetiminin” ve “sürdürülebilirlik uygulamalarının” emek sömürüsünü makyajlamaktan başka hiçbir işlevi yok. Zira aile üyesini “maliyet avantajı” olarak gören ve ilk fırsatta “gemiden” atan, iyi bir yurttaş da olamaz.