Eskişehir'in büyümesi üzerine konuşurken çoğu zaman yeni konut alanlarını, yeni imar bölgelerini ve artan nüfusu konuşuyoruz.
Ama belki de daha önemli bir soruyu sormamız gerekiyor:
Eskişehir nasıl büyümeli?
İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Oytun Gökten’in yaptığı değerlendirme, bu soruyu yeniden gündeme getiriyor.
Gökten, Eskişehir'de doğu-batı dengesinin bozulduğuna ve nüfusun giderek batı aksında yoğunlaştığına dikkat çekiyor.
Bu, yalnızca şehir haritası üzerinde görülebilecek bir değişim değil.
İnsanların nerede yaşadığı, nerede çalıştığı, çocuklarının hangi okula gittiği ve her gün hangi güzergâhları kullandığıyla doğrudan ilgili.
Özellikle Organize Sanayi Bölgesi'nin doğuda bulunması, kentin bir ucundan diğer ucuna yapılan günlük ulaşımı daha da önemli hale getiriyor.
Gökten’in dikkat çektiği bir diğer nokta ise yeni imar alanları açılmadan önce mevcut riskli yapı stokunun dönüştürülmesi.
Bu konu Eskişehir açısından ayrıca önemli.
Çünkü şehir büyürken bir yandan yeni alanlara doğru genişlemek, diğer yandan mevcut yapı stokunun güvenliğini sağlamak zorunda.
Ada bazlı kentsel dönüşüm önerisi de bu noktada öne çıkıyor.
Bir binayı yenilemek ile bir mahallenin dönüşümünü sağlamak aynı şey değil.
Birincisi binayı değiştirir.
İkincisi ise yaşam alanını değiştirir.
Eskişehir'in geleceği açısından hangisine daha fazla ihtiyaç olduğu konusunda sanırım daha fazla tartışmamız gerekiyor.
Yeni imar alanları elbette gündeme gelebilir. Ancak bunun zemin, altyapı, ulaşım ve tarım alanları birlikte değerlendirilerek yapılması gerektiği de açık.
Gökten’in 71 Evler ve Sultandere'ye ilişkin değerlendirmeleri ise bence ayrıca üzerinde durulması gereken bir başlık.
Bu bölgelerin yalnızca konut alanları olarak değil, sosyal donatıları, ticaret merkezleri ve kültürel alanlarıyla kendi içerisinde cazibe merkezi haline gelmesi kentin genel dengesini değiştirebilir.
Çünkü şehir planlamak, yalnızca daha fazla bina yapmak değildir.
İnsanların yaşadığı yere değer katabilmek, ulaşımı kolaylaştırmak, sosyal yaşam alanları oluşturmak ve güvenli bir kent kurabilmektir.
Eskişehir'in önümüzdeki yıllarda daha da büyümesi kaçınılmaz olabilir.
Ama mesele büyümek değil.
Doğru büyümek.
KREŞ ÜCRETİ, EĞİTİM VE HAYAT PAHALILIĞI
Ailelerin çocuklarını güvenle bırakabileceği bir kreşin maliyeti, eğitim masrafları, okul kantinindeki fiyatlar, kırtasiye giderleri derken konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Hayat pahalılığı.
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un kreşler ve eğitim destekleriyle ilgili açıklamalarında dikkat çeken noktalardan biri de tam olarak bu.
Odunpazarı Belediyesi bünyesindeki kreşlerde yaklaşık 2 bin öğrencinin eğitim gördüğünü söylüyor Kurt. Özellikle tam zamanlı kreşlere yoğun talep olduğunu da belirtiyor.
Belediye kreşlerinin piyasa koşullarına göre daha düşük ücretle hizmet verdiği ifade edilse de bugün gelinen noktada bu ücretler bile bazı aileler için yüksek kalabiliyor.
Burada mesele yalnızca belediyenin fiyat belirlemesi değil.
Ailenin gelirinin çocuk bakım ve eğitim giderlerine yetişip yetişememesi.
Kurt’un Sayıştay ve Maliye denetimlerine dikkat çekmesi de belediyelerin sosyal hizmet sunarken mali dengeleri gözetmek zorunda olduğunu ortaya koyuyor. Yani bir tarafta vatandaşın ödeme gücü, diğer tarafta belediyenin mali sorumlulukları var.
Bu denklemde kolay bir çözüm yok.
Ancak eğitim ve çocukların temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, sosyal belediyeciliğin önemi de tam burada ortaya çıkıyor.
Gündoğdu Mahallesi'nde Vergi Dairesi yanında yapımı devam eden yeni kreşin 1-2 ay içerisinde tamamlanmasının planlanması da bu açıdan önemli.
Çünkü yeni bir kreş, sadece yeni bir bina demek değil. Bir ailenin çalışma hayatına devam edebilmesi, çocuğunun güvenli bir ortamda eğitim alabilmesi ve aile bütçesinin bir nebze olsun rahatlaması anlamına geliyor.
Öte yandan belediyenin yaklaşık 1000 öğrenciye kırtasiye desteği sağlaması ve ihtiyaç sahibi çocuklara beslenme desteği vermesi de aynı tablonun başka bir parçası.
Asıl dikkat çekici olan ise bütün bunların artık birer “sosyal destek” başlığından çıkıp, ailelerin günlük yaşamının zorunlu ihtiyaçları haline gelmeye başlaması.
Eğitim parasız olmalı tartışması da bu nedenle yalnızca siyasi bir tartışma değil.
Çocuğunun beslenmesini, kırtasiyesini, ulaşımını ve eğitimini karşılamakta zorlanan bir ailenin yaşadığı gerçek bir ekonomik mesele.
Kısacası bugün Eskişehir'de kreş ücretlerini konuşurken, aslında ailelerin geçim mücadelesini konuşuyoruz.
Ve bu konu, önümüzdeki dönemde de gündemde kalacak gibi görünüyor.
ESOGÜ'DE KESTİRME YOL TARTIŞMASI
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nin Meşelik Yerleşkesi'nde transit araç geçişlerini durdurma kararı, ilk bakışta yalnızca kampüs içerisindeki trafik düzenlemesi gibi görünebilir.
Ancak kararın arkasında daha önemli bir mesele var:
Bir üniversite yerleşkesi, şehir içinde herkesin kullandığı bir kestirme yol mu, yoksa önceliği öğrenciler, çalışanlar, hastalar ve sağlık hizmetleri olan bir alan mı?
ESOGÜ'nün aldığı kararla, yerleşkede herhangi bir işi bulunmayan ve yalnızca şehir içi ulaşımda kestirme güzergâh amacıyla kampüsü kullanan araçların transit geçişleri durduruldu.
Yeni Nizamiye, Eski Nizamiye ve Karacaşehir Nizamiyesi üzerinden gerçekleştirilen bu tür geçişler artık yapılmayacak.
Kararın temel gerekçesi ise trafik yoğunluğunu azaltmak ve kampüs içerisindeki eğitim, araştırma ve sağlık hizmetleri açısından daha güvenli bir ortam oluşturmak.
Burada özellikle hastane boyutunu gözden kaçırmamak gerekiyor.
Bir ambulansın kampüs içerisinde trafiğe takılması ile şehir içerisinde başka bir aracın birkaç dakika daha fazla yol gitmesi aynı şey değil.
Dolayısıyla acil müdahale araçlarına öncelik verilmesi ve kampüs trafiğinin azaltılması anlaşılabilir bir yaklaşım.
Elbette bu kararın şehir trafiğine nasıl yansıyacağını zaman gösterecek.
Çünkü kampüs güzergâhını kullanan sürücüler açısından alternatif yolların ne kadar işlevsel olduğu da önemli.
Ancak üniversitelerin yalnızca bir ulaşım güzergâhı olarak değerlendirilmemesi gerektiği de ortada.
ESOGÜ'nün yaptığı düzenlemenin amacı zaten kampüs içerisindeki trafiği tamamen ortadan kaldırmak değil; işi olanların erişimini sürdürürken, yalnızca kestirme amacıyla kullanılan transit geçişleri sona erdirmek.
Bundan sonraki süreçte önemli olan, uygulamanın sahada nasıl işleyeceği.
Sürücülerin yeni düzene alışması biraz zaman alabilir.
Ama kampüsün asli işlevi olan eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerinin güvenli şekilde yürütülmesi açısından bakıldığında, alınan kararın sonuçlarını görmek için bir süre beklemek gerekiyor.
Bazen şehir hayatında birkaç dakikalık kestirmeden vazgeçmek, daha büyük bir düzenin parçası olabiliyor.
Kampüs yolları da belki artık bunun en somut örneklerinden biri olacak.