Pazar günü sabah 09.30’da Hasan Polatkan Kültür Merkezi’ndeydim.

Gece saat 22.00’ye yaklaşırken halen oradaydım.

Yaklaşık 12 saat boyunca Yeni Parti Odunpazarı İlçe Başkanlığı ön seçimini takip ettim.

ES TV’den canlı yayınlarla gelişmeleri anbean aktardık.

Ama yalnızca sandıkları takip etmedik.

Gün boyunca çok sayıda özel röportaj yaptım.

İki aday Rahmi Çınar ve Emine Cevahir Çalıkuşu Yazıcı ile konuştum.

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a mikrofon uzattım.

Yeni Parti Eskişehir Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer ile seçim atmosferini değerlendirdik.

İl Başkanı Talat Yalaz ile konuştuk.

Hatta Yalaz, ayağının üzerinden bir aracın geçtiği talihsiz kazayı anlattığında biraz da gülümseyerek, “Seçim gününün nazarlığı olsun” diye şakalaştık.

Neyse ki kırık ya da çatlak yoktu.

Bunu neden özellikle anlatıyorum?

Çünkü günün büyük bölümündeki hava gerçekten buydu.

Siyaset vardı.

Rekabet vardı.

İki aday arasında kıran kırana bir yarış vardı.

Ama verilen mesajların neredeyse tamamı ılımlıydı.

Birlikten, beraberlikten, sandığın iradesinden, seçimden sonra birlikte çalışmaktan söz ediliyordu.

Her şey yolundaydı.

Üyeler sandığa geliyor, adaylar çalışıyor, yöneticiler açıklamalar yapıyor, gazeteciler haberlerini servis ediyordu.

Üstelik katılım da oldukça yüksekti. Sabah saatlerinden itibaren salonda ciddi bir yoğunluk oluştu.

Tekerlekli sandalyesiyle sandığa gelen 72 yaşındaki Meral Akçağlan’ın oy kullanması benim en dikkatimi çeken olaylardan biriydi.

Sekiz sandığın her birinde ayrı bir çekişme vardı.

Oylar açıldıkça fark bir o tarafa, bir bu tarafa gidiyor; salondaki heyecan giderek artıyordu.

Sonunda ortaya 3 oy fark bulunan bir tablo çıktı.

Resmi olmayan sonuçlarda Emine Cevahir Çalıkuşu Yazıcı 1439, Rahmi Çınar 1436 oy aldı. İtirazların ardından sonuç Genel Merkez’e taşındı.

Buraya kadar olan bölümü düşündüğümde açık söyleyeyim:

Güzel bir siyasi yarış izledik.

Yeni Parti açısından da parti içi demokrasi adına önemli bir gündü.

Ancak...

Günün sonunda ortaya çıkan bazı görüntüler, sabahtan beri verilen o ılımlı mesajlarla hiç örtüşmedi.

Bütün gün başka, son birkaç saat başka...

Herkesi en fazla rahatsız eden nokta buydu.

Çünkü gün boyunca konuştuğum insanların hemen hemen hepsi sağduyu mesajı verdi.

Sandıktan çıkan iradeye saygı vurgulandı.

Fakat oy farkı 3’e düşünce ve itirazlar başlayınca salondaki hava değişti.

Yeniden sayım tartışmaları...

Yükselen sesler...

Salonun boşaltılması...

Dışarıdaki gerginlikler...

Ve en kötüsü fiziksel temaslar... Arbede hatta yumruklaşmalar…

O ana kadar ortaya konulan bütün güzel görüntülerin önüne bir anda bunlar geçti. Sayım sonrasında salonun boşaltıldığı ve tansiyonun yükseldiği de basına yansıdı.

Demokrasiye yakışmayan da tam olarak buydu.

İtiraz etmek yanlış değil.

Üç oy fark varsa itiraz edilmesi son derece doğal.

Oy yeniden sayılır.

Tutanak incelenir.

Genel Merkez kararını verir.

Bunların tamamı demokratik sürecin içerisinde.

Fakat demokrasi yalnızca sandığı koymakla olmuyor.

O sandıktan çıkan sonuca ilişkin tartışmayı nasıl yürüttüğünüz de demokrasi kültürünüzü gösteriyor.

Sosyal medyayı inceleyince, yorumlara göz atınca… Gerginlik-arbede görüntülerine en çok etkileşim AK Partililerden geliyordu… Şaşırtıcı mı? Elbette hayır.

Siyasette rakibinize bu malzemeyi verirseniz… Onlar da kullanır.

Diğer yandan… Daha önce parti çalışmalarında sahada çok fazla görmediğimiz bazı bürokratları ve danışmanları o gün salon çevresinde harıl harıl çalışırken gözlemledik.

Elbette herkesin bir adayı destekleme hakkı var.

Siyasetin içinde bunlar olur.

Fakat gazetecinin görevi de gördüğünü yazmaktır.

Bir başka klasik siyasi görüntüyü de yine gördük.

Normal şartlarda konuşan bazı isimlerin, kamera kendisine döndüğü anda ses seviyesini birkaç kademe artırması...

Basını fark edince daha sertleşenleri de gördük.

Ortam gerildiğinde insanları sakinleştirmeye çalışanları da...

İşte bu nedenle gün boyunca nezaketini ve soğukkanlılığını koruyan partilileri ve parti yöneticilerini ayrıca kutlamak gerekiyor.

Çünkü gerçek siyasi olgunluk, işler istediğiniz gibi giderken değil; işler istediğiniz gibi gitmediğinde ortaya çıkar.

Sonuç olarak...

İyisiyle kötüsüyle bir ön seçim geride kaldı.

Resmi olmayan tabloda Emine Cevahir Çalıkuşu Yazıcı 3 oy önde tamamladı; kesinleşme süreci ise yapılan itiraz nedeniyle Genel Merkez’e taşındı.

Her 2 adayı da kutlamak isterim…

Eskişehir siyasetinde unutulmayacak günlerden biriydi.

Bana yıllar önceki başka bir siyasi yarışı da hatırlattı.

2015 yılının sonunda CHP Eskişehir İl Başkanlığı için Sinan Özkar ile İlker Özokçu arasında kıyasıya bir mücadele yaşanmıştı.

Seçimi Sinan Özkar yalnızca 1 oy farkla kazanmıştı.

Aradan yıllar geçti.

Bu defa fark 3 oy.

Eskişehir siyaseti yine nefesleri kesti.

GOL OLDU YAĞDI!

Pazar günü siyaset bizi Hasan Polatkan Kültür Merkezi’ne kilitleyince Eskişehirspor maçına gidemedim.

Böyle bir maçı kaçıracağımı bilseydim belki seçimi gerip olay çıkaranlara biraz daha kızardım…

Çünkü Eskişehirspor, Balıkesirspor karşısında kelimenin tam anlamıyla gol oldu yağdı.

7-1...

Kerem Baykuş, Hasan Kaya, Arda Okumuş, Ahmet Dereli, Mert Başer, Fırat Sarı ve İsmail Kulet...

Yedi gol, yedi farklı isimden geldi.

İlk yarıyı 3-0 önde kapatan Eskişehirspor, ikinci yarıda da frene basmadı ve sahadan 7-1’lik çok farklı bir galibiyetle ayrıldı. Bu sonuçla siyah-kırmızılılar puanını 7’ye yükseltti.

Skordan daha önemli bulduğum nokta ise zamanlaması.

Eskişehirspor son iki haftada 5 puan bırakmıştı. Böyle dönemlerde bir takımın ihtiyacı bazen 3 puandan fazlası oluyor…

Zira konuştuğum herkes “Puan kaybı olursa hoca gider” diyordu.

Bu galibiyet özgüven oldu, moral verdi.

Lige, “Biz buradayız” dediğimiz bir 90 dakika oldu.

Elbette rehavete kapılmamak gerek. Bir maçla sezonun bütün sorunları çözülmez.

Yedi gol attınız diye önümüzdeki hafta sahaya 1-0 önde de başlamıyorsunuz.

Ama böyle galibiyetler takımın havasını değiştirir.

Oyuncunun ayağını rahatlatır.

Tribünün inancını güçlendirir.

Rakiplere de mesaj verir.

Umarım Balıkesirspor karşısındaki bu futbol ve skor, geride kalan puan kayıplarının ardından Eskişehirspor için yeni bir dönemin başlangıcı olur.

KISSADAN HİSSE

1915 yılında kaşif Ernest Shackleton ve ekibi, Antarktika’yı geçmek amacıyla çıktıkları yolculukta büyük bir felaket yaşar…

Gemileri Endurance, buzların arasında sıkışır.

Aylar geçer.

Gemi kurtarılamaz.

Sonunda buzların baskısıyla parçalanarak batar.

Artık ortada ne gemi vardır ne de planlanan yolculuğu tamamlama ihtimali.

Shackleton’ın önünde tek bir hedef kalır:

Adamlarını sağ salim eve götürmek.

Aylar süren buz üzerinde yaşam, filikalarla yapılan son derece tehlikeli yolculuklar ve yardım bulmak için açık denizde verilen mücadeleden sonra mürettebatın tamamı kurtarılır.

Sefer amacına ulaşamaz, gemi batar.

Ama hiç kimse geride bırakılmaz.

Bazen insanı tarihe geçiren şey, başladığı işi nasıl bitirdiği değil de işler planlandığı gibi gitmediğinde olaylara nasıl yaklaştığı olur…