Bazı haberler var, yalnızca yaşanan bir olayı kamuoyuna duyurmaz, toplumun vicdanına da dokunur.

Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yaşandığı öne sürülen olayla ilgili hazırladığım özel haber benim için tam da böyle bir haber oldu.

Haberi yaptıktan sonra sosyal medya hesaplarımızda saatler içerisinde milyonun üzerinde izlenmeye ulaştı. Yüzlerce yorum geldi. Eskişehirliler görüşlerini dile getirdi, tepki gösterdi, sorular sordu. Elbette yazılan her yorumu doğru kabul etmek mümkün değil. Ancak bu kadar insanın aynı olayla ilgili kaygılarını dile getirmesi, üzerinde durulması gereken bir tablo ortaya çıkardı.

Açıkçası bu olayın Eskişehir gündemine gelmesine vesile olmak, bir gazeteci olarak benim için güzel bir duygu.

Çünkü bazen birilerinin görmezden geldiği, gündemin yoğunluğu içerisinde unutulabilecek bir konuyu alıp herkesin önüne koymak… Sonrasında sorular sorulmasını, cevaplar verilmesini ve gerekiyorsa adım atılmasını sağlamak, sevdiğim bir his.

Şimdi de tam olarak bunu bekliyorum.

Haberi yapmadan önce aradım

Bir iddiayı haberleştirmeden önce ilgili tarafın görüşünü almak önemli… Bu nedenle haberi hazırlamadan önce Yunus Emre Devlet Hastanesi yönetimiyle de iletişime geçtim.

Başhekim Gamze Hanım’la görüştüm. Kendisi son derece ince, naif ve kibar bir hanımefendi. Üstelik yalnızca bu görüşmemizden hareketle söylemiyorum; hakkında çevremden de hep olumlu sözler duydum. Bu olaydan bağımsız olarak, kendisinden övgüyle bahsedildiğine pek çok kez şahit oldum.

Dolayısıyla kendisine böyle bir olayla ilgili haber hazırladığımı söylemenin, elbette hoş bir görüşme konusu olmadığının farkındaydım.

Gamze Hanım, olaydan haberdar olduğunu, üzerinden zaman geçtiğini ifade etti. Kendisine olay sırasında sorun yaşanan İ.K.’nin alkollü olduğunun iletildiğini ve darp söz konusu olmadığını söyledi.

Benim ulaştığım bilgiler ve dinlediğim anlatımlar ise olayın farklı yönlerinin de araştırılması gerektiğini düşündürüyordu. Bu nedenle haberin yapılmasının doğru olacağı kanaatine vardım. Ancak Gamze Hanım’la tartışmayı, meseleyi kişisel bir polemiğe dönüştürmeyi hiçbir zaman istemedim.

Kendisine, haberin yayımlanmasının ardından da iletişime açık olduğumu, hastane yönetiminin kurumsal olarak cevap hakkını kullanmak istemesi halinde buna elbette imkan sağlayacağımızı belirttim.

Öte yandan Gamze Hanım’ın kişiliğiyle, hastane yönetiminin sorumluluğuyla ve olayın kendisiyle ilgili değerlendirmeleri birbirinden ayırıyorum.

Hatta bu yazıyı da kimseyi hedef almak için değil, kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturan bir olayın açıklığa kavuşmasına katkı sunmak için yazıyorum.

6 kişiyi darp…

Gelelim meselenin benim açımdan en çarpıcı bölümüne…

Yüzde 38 engelli olduğunu belirten öğretmen İ.K., hastanede güvenlik görevlilerinin kendisini sürükleyerek darp ettiğini öne sürüyor. Olay sonrasında kendisinin de şikayetçi olduğunu anlatıyor.

Diğer taraftan, İ.K. hakkında altı kişiyi darp ettiği iddiasıyla şikayet süreci bulunuyor.

İşte burada durup düşünmek gerekiyor.

Yüzde 38 engelli olduğunu belirten, sağlık sorunları nedeniyle yürümekte zorlandığını söyleyen bir kişinin altı kişiyi darp ettiği iddiası nasıl ortaya çıktı?

Bu iddiayı destekleyen ne tür deliller var? Olayın kamera kayıtları ne gösteriyor? İddialar, görüntüler ve diğer deliller birbiriyle örtüşüyor mu?

Bunlar sorulması gereken sorular.

Elbette engelli bir kişinin hiçbir koşulda fiziksel müdahalede bulunamayacağı gibi bir çıkarım yapmıyorum. Engellilik tek başına bir kişinin ne yapıp yapamayacağını belirlemez.

Ancak olayın taraflarının anlattıkları, İ.K.’nin sağlık durumu ve altı kişiye yönelik darp iddiası birlikte değerlendirildiğinde, bu iddianın nasıl şekillendiğinin ayrıntılı biçimde araştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Benim aklıma takılan da tam olarak bu.

Avukatı Harun Günçay, kamera görüntülerini inceledikten sonra müvekkilinin herhangi bir kişiye fiziksel müdahalede bulunmadığı kanaatinde olduklarını açıklıyor.

Alkollü olsa ne değişir?

Sosyal medyada yapılan yorumlar arasında İ.K.’nin alkollü olduğuna ilişkin ifadeler de yer aldı. Hastane başhekimi Gamze Hanım da bu yönde bilgi vermişti.

Ancak burada çok temel bir ayrım var.

Bir kişinin alkollü olup olmadığına ilişkin iddia, olayın bütün koşulları değerlendirilirken ele alınabilir. Fakat bu iddia, tek başına fiziksel müdahaleyi haklı çıkaran bir gerekçe olarak görülemez.

Kardeşim, bir insan alkollü olsa ne değişir?

Kurallara aykırı davranmışsa bunun hukuki ve idari karşılığı neyse uygulanır. Güvenlik görevlileri gerekli müdahaleyi yetkileri ve hukuk çerçevesinde yapar.

Ancak kimseye, herhangi bir nedenle, keyfî biçimde şiddet uygulama hakkı doğmaz.

Kameraya yansıyan anlarda sürüklenerek dışarı çıkarılan, yerde yatarken de tekmeler atılan görüntüleri kendime açıklayamıyorum.

Üstelik burada söz konusu olan, sağlık sorunları bulunduğunu ve yürümekte zorlandığını söyleyen bir insan. Yürüyemiyorum diye haykırırken “kalk lan ayağa” cevabını da düşündükçe kötü hissediyor insan…

Bir kişinin hastaneye alkollü gitmiş olması ihtimali üzerinden tartışmayı daraltmak, asıl soruların üzerini örter.

Mesele, kişinin hangi durumda olduğundan bağımsız olarak, kendisine nasıl davranıldığı ve yapılan müdahalenin hukuka uygun olup olmadığıdır.

Bunu tartışmak için kimsenin alkollü olup olmadığını savunmasına, engelli olup olmadığını kanıtlamasına ya da kendisini kamuoyu önünde aklamasına ihtiyaç olmamalı. Somut olayın gerçekleri ortaya çıkarılmalı.

İnsan onuru, şartlara göre değişen bir hak değildir.

Herkese iş düşüyor

Olay anında kameralara yansıyan vatandaş tepkileri de var elbette…

Bir vatandaşın “Bırakın adamı, adam 1 kişi ya” diye bağırarak uyarıda bulunması… İ.K.’nin başına üşüşen ve şiddet uygulayan 7-8-9 kişiye karşı olay yerindeki vatandaş tepkileri…

Haberin ardından da yüzlerce yorum yapıldı. Her konuda sosyal medya üzerinden görüş bildiren, Eskişehir’in sorunlarına ilişkin açıklamalar yapan, şehrin geleceği için söz söyleyen çok sayıda insan var. Gazeteciler, sivil toplum kuruluşları, siyasiler ve elbette ilgili kamu kurumları…

Şimdi bu olayla ilgili de aynı duyarlılığın gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir olay karşısında tepki göstermek kolaydır. Birkaç cümle yazmak, paylaşım yapmak, eleştirmek de öyle. Fakat önemli olan, tepkilerin somut bir karşılığının olmasıdır. İddiaların araştırılmasını istemek, ilgili kurumların açıklama yapmasını beklemek ve süreç sonuçlanana kadar konunun takipçisi olmak gerek.

Bu nedenle olayın aydınlatılması hem taraflar hem de kamuoyunun güveni açısından önemli.

İl Sağlık Müdürlüğümüzün, hastane yönetiminin ve ilgili diğer makamların konuya açıklık getirecek bir değerlendirme yapmasını bekliyorum. Burada peşin hükümle birilerini suçlamak yerine, kamuoyunda oluşan sorulara cevap verilmesinden söz ediyorum.

Gamze Hanım’ın hassas bir kalbe sahip olduğuna inanıyorum. İl Sağlık Müdürlüğümüzde görev yapan yöneticilerin de meseleye yalnızca bir tutanak veya karşılıklı şikayet dosyası olarak bakmayıp vatandaşın kaygılarını anlamaya çalışacaklarını düşünüyorum.

Eskişehir’de vicdanlı ve adaletli insanların yöneticilik yaptığına inancım tam.

Olayın hukuki boyutu elbette adli makamların değerlendirmesiyle netleşecek. Kamera kayıtları incelenecek, tarafların beyanları alınacak ve deliller doğrultusunda bir sonuca ulaşılacak.

Ancak meselenin bir de idari boyutu var.

Bir kamu kurumunda yaşandığı öne sürülen olay, toplumda ciddi tepki oluşturuyorsa ilgili kurumların bu tepkiyi anlaması ve kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir. Hukuki sürecin devam ediyor olması, olayla ilgili bilgilendirici bir açıklama yapılmasına engel değil.

İlgili kurumların, ellerindeki bilgiler çerçevesinde olayın hangi yönlerinin incelendiğini, idari açıdan bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını ve sürecin nasıl ele alındığını açıklamasını bekliyorum.

Bu olayı Eskişehir konuştu. Şimdi ilgili kurumların konuşma zamanı.

KISSADAN HİSSE

Bir kral, demirciye ertesi güne kadar bin çivi yapmasını emretmiş. Yapamazsa başının kesileceğini söylemiş.

Demirci sabaha kadar çalışmış, ancak yetmiş seksen çividen fazlasını yapamamış. Ölümü beklerken içeri bir asker girmiş.

“Bana bir avuç çivi lazım. Kral öldü, tabutuna çakacağız” demiş.

Bazen insan, yarının ne getireceğini bilemez. Bugün değişmeyecek sandığımız kararlar, yarın bambaşka bir hâl alabilir.

Gün doğmadan neler doğar…

Ama adalet söz konusu olduğunda bir şeyi unutmamak gerekir: Gerçek ortaya çıkmadan verilen hükümler, bir gün hükmü verenleri de mahcup edebilir.