Eskişehir'de son günlerde yaşanan bir olay, gazetecilik mesleğinin geldiği noktayı bir kez daha düşündürdü.
Uluönder Mahallesi'nde polis ekiplerinin gerçekleştirdiği bir çalışma sonucunda, kendisini basın mensubu olarak tanıtan şahsın evinde arama yapıldı. Savcılık izniyle gerçekleştirilen aramada, emniyet mensuplarının kullandığı polis frekansına bağlı bir telsiz ele geçirildi. Şüpheli, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Buraya kadar okuduklarınız olayın adli boyutuydu…
Ancak meselenin bir de gazetecilik boyutu var.
Kendisine ait bir internet sitesi açmak, sosyal medyada bir haber hesabı oluşturmak, 3-5 paylaşım yapmak ya da sağda solda gazeteci kimliğiyle konuşmak, insanı gazeteci yapmıyor.
Gazetecilik bir meslektir. Sorumluluğu, ilkeleri, etik kuralları ve en önemlisi bir karşılığı vardır.
Basın kartı meselesini bir kenara bırakalım. 212 kapsamında basın çalışanı olarak sigortalı olmayı da bir kenara bırakalım. Bunlar da mesleğin önemli göstergeleri olmakla birlikte, gazeteciliğin tek başına ölçüsü değildir.
Asıl mesele şudur:
Eskişehir kamuoyunu aydınlatmak için ne yapıyorsunuz?
Haberin peşinden gidiyor musunuz? Bilgiyi doğruluyor musunuz? Tarafsız davranıyor musunuz? Bir iddiayı araştırmadan gerçekmiş gibi sunmaktan kaçınıyor musunuz? Yaptığınız haberin sorumluluğunu taşıyor musunuz?
Gazetecilik, bunların tamamını gerektirir.
Üstelik söz konusu kişinin, yaşanan olayı sosyal medya hesabından “*** Haber'e çirkin baskın” başlığıyla paylaşarak görevini yerine getiren emniyet güçlerini hedef göstermeye varan bir dil kullanması da ayrıca düşündürücü.
Ortada savcılık izniyle gerçekleştirilen bir arama ve yürütülen bir soruşturma var. Elbette herkes hukuki sürecin adil işlemesini isteyebilir. Ancak bir adli işlemi, daha baştan gazeteciliğe yönelik saldırı gibi sunmak ve kamu görevlilerini hedef haline getirmek başka bir şeydir.
Gazetecilik, kendisine ayrıcalık tanınmasını istemek değil, kamu adına sorumluluk üstlenmektir.
Bir de işin diğer tarafı var.
Bu olayı öğrenen, araştıran ve kamuoyuna aktaran ESGROUP’un başarılı asayiş muhabiri Ali Furkan Çetiner kardeşimi tebrik etmek istiyorum.
Çünkü gazetecilik tam da budur.
Bilgiye ulaşmak, araştırmak, doğrulamak ve haberi kamuoyuna aktarmak…
Mesleğini hakkıyla yapan, sahada emek veren, gece gündüz demeden haber peşinde koşan gazetecilerin emeğine saygı duyulması gerekiyor.
Daha önce de bu köşede yazmıştım.
Instagram'da bir hesap açıp isminizin sonuna “haber” eklemekle gazeteci olunmuyor. Başkasının fotoğrafını izinsiz almak, haberini kopyalamak, birkaç cümlesini değiştirmekle de olunmuyor.
Bir haberin arkasında bazen günlerce süren takip, kilometrelerce yol, onlarca telefon görüşmesi ve ciddi bir emek var.
Gazetecilik kolaylaşmadı. Sadece başkasının gazeteciliğini sahiplenmek kolaylaştı.
Aradaki farkı anlamak gerekiyor.
KURŞUNLU KÜLLİYESİ'NDE BEKLENEN KARAR
Eskişehir'in tarihi miraslarından Kurşunlu Külliyesi ile ilgili tartışmada yeni bir gelişme yaşandı.
Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün talebi doğrultusunda Odunpazarı Belediyesi'nin 3 Kasım'da külliyeden tahliye edilmesi planlanıyordu. Belediye ise bu karara karşı yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtı.
Süreçte beklenen gelişme geldi. Odunpazarı Kaymakamlığı, mahkemenin yürütmeyi durdurma talebi hakkında karar verinceye kadar tahliye işleminin durdurulduğunu belediyeye resmi yazıyla bildirdi.
Şimdilik tahliye yok. Ancak tartışma da bitmiş değil.
Bence burada asıl üzerinde durulması gereken konu, Kurşunlu Külliyesi'nin kiminle, nasıl ve hangi koşullarda yönetileceğinden çok, bu tarihi yapının geleceğidir.
Kurşunlu Külliyesi sıradan bir taşınmaz değil. Eskişehir'in tarihi kimliğinin, kültürel hafızasının ve turizm potansiyelinin önemli parçalarından biri.
Elbette mülkiyet, tahsis ve hukuki yetkiler konusunda ilgili kurumların hakları var. Bunların tamamı hukuk çerçevesinde değerlendirilmeli.
Ancak bu tartışmanın siyasi bir çekişmeye dönüşmesi, asıl meseleyi gölgede bırakmamalı.
Mahkemenin vereceği karar elbette önemli. Fakat hangi karar çıkarsa çıksın, Kurşunlu Külliyesi'nin korunması, yaşatılması ve Eskişehir'e değer katmaya devam etmesi ortak önceliğimiz olmalı.
Bu şehrin tarihi eserleri, günlük siyasi tartışmaların malzemesi haline getirilmemeli.
Kurşunlu Külliyesi üzerinden yürütülen tartışmada kazanan bir kurum ya da siyasi taraf değil, Eskişehir olmalı.
ESKİŞEHİRSPOR’DAN SON SANİYEDE GELEN MESAJ!
Gelelim yüzümüzü güldüren gelişmeye…
Eskişehirspor, Ziraat Türkiye Kupası 3. Tur karşılaşmasında Iğdır FK'yı 1-0 mağlup ederek tur atladı.
Üstelik öyle sıradan bir galibiyet değildi.
Dakikalar ilerliyor, maçın sonu yaklaşıyor, tribünlerde heyecan giderek artıyordu. Tam da umutların son dakikalara sıkıştığı anda sahneye Kerem Baykuş çıktı.
Teknik Direktör Hakan Şapçı'nın 65. dakikada oyuna aldığı Kerem, 90+6. dakikada attığı golle Eskişehirspor'a turu getirdi.
Bazen bir futbolcunun oyuna girmesi, bazen de tek bir dokunuş bütün hikâyeyi değiştirir.
Iğdır FK karşısında yaşanan da tam olarak buydu.
Bu galibiyetin skor tabelasından daha büyük bir anlamı var.
Eskişehirspor'un adı, hangi ligde mücadele ederse etsin, hangi rakiple karşılaşırsa karşılaşsın, Türk futbolunda karşılığı büyük.
Tribünlerin coşkusu, taraftarın inancı ve son düdüğe kadar süren mücadele bunun göstergesi.
Elbette bir kupa galibiyetiyle bütün sorunlar çözülmüş değil. Eskişehirspor'un önünde uzun bir yol var. Ancak böyle galibiyetler camianın moralini yükseltiyor, futbolcuların özgüvenini artırıyor.
90+6'da gelen gol bize bir kez daha gösterdi:
Eskişehirspor'da maç bitmeden umut bitmez!
Şimdi bu güzel galibiyetin tadını çıkarma ve önümüzdeki maçlara odaklanma zamanı.
KISSADAN HİSSE
Kral ve donan asker hikayesini bilenler bilir.
Rivayet odur ki; dondurucu bir kış gecesinde kral, nöbet tutan muhafızına yaklaşır ve sorar:
"Üşüyor musun asker?"
Muhafız cevap verir:
"Ben soğuğa alışkınım kralım."
Kral bunun üzerine:
"Yine de sana sıcak tutacak kalın bir kürk getirmelerini emredeceğim" der ve oradan ayrılır.
Ancak verdiği sözü unutur.
Ertesi sabah muhafızın nöbet yerinde donarak öldüğü görülür. Muhafız, bulunduğu duvara son sözlerini yazmıştır:
"Kralım, ben soğuğa alışkındım. Beni soğuk değil, sizin sıcak kürk vaadiniz öldürdü."
Bazen insanı yaşadığı zorluk değil, kendisine verilen ama tutulmayan sözler yıkar.
Söz vermek kolaydır. Önemli olan o sözün arkasında durabilmektir.
Çünkü bazı vaatlerin bedelini, ne yazık ki başkaları öder.
(SONHABER GAZETESİNDEN ALINTIDIR)