Şehrin farklı kesimlerini aynı avluda buluşturan bir cenazeydi…
Güzin Büyükerşen’in cenazesi Eskişehir açısından böyle bir tablo ortaya çıkardı.
Yılmaz Büyükerşen’in 78 yaşındaki kız kardeşi Güzin Büyükerşen’in cenazesinde siyaset dünyasının farklı kanatlarından isimler aynı safta yer aldı.
Bir tarafta Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, belediye başkanları, milletvekilleri, genel başkan yardımcılarını...
Diğer tarafta CHP’li siyasileri…
Bürokratları… STK temsilcilerini…
Yerel siyasetteki farklı aktörleri...
Belediye başkanları, milletvekilleri, parti yöneticilerini...
Ve dikkat çeken bir başka isim AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak oldu.
Albayrak, cenaze töreninde AK Parti’yi temsilen bulunan tek isimdi.
Siyasetin günlük tartışmalarının, polemiklerinin ve ayrışmalarının ötesinde, bir cenaze insanları aynı çatı altında buluşturabiliyor.
Aslında siyasetin özünde olması gereken de biraz bu değil mi?
Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz.
Hatta siyasi olarak birbirimizin tam karşısında bile durabiliriz.
Ama acının karşısında yan yana durabilmek...
Bir aileye başsağlığı dileyebilmek...
İnsani bir görevde siyasi kimlikleri bir kenara bırakabilmek...
Bunlar önemli.
Mahmut Sami Ramazanoğlu Cami’nin avlusunda farklı siyasi görüşlerden isimlerin aynı ortamda bulunması, Eskişehir adına güzel bir görüntüydü.
Çünkü siyaset ne kadar sertleşirse sertleşsin, insanlığın ortak paydasını kaybetmemek gerekiyor.
Belki de bugün siyasetin en çok ihtiyacı olan şeylerden biri de bu.
Rakibini yalnızca rakip olarak değil, aynı şehrin insanı olarak görebilmek.
Güzin Büyükerşen’e Allah’tan rahmet, Büyükerşen ailesine bir kez daha başsağlığı diliyorum.
ESKİŞEHİR BÜYÜYOR, TRAMVAYLAR SIKIŞIYOR
Eskişehir büyüyor...
Nüfus artıyor, yeni binalar yükseliyor, şehrin yerleşim sınırları her geçen gün biraz daha genişliyor.
Ama şehir büyürken bazı alışkanlıklarımız halen eski yerinde duruyor.
Bunlardan biri de ulaşım.
Özellikle sabah ve akşam saatlerinde, tramvaylara binmek başlı başına mesele.
İçeride yer bulmak zaten ayrı bir mesele.
Bir de öğrenciler okullarına, çalışanlar işlerine yetişmeye çalışınca ortaya çıkan tabloyu tahmin etmek hiç de zor değil.
Eskişehir’in toplu ulaşımında tramvayın çok önemli bir yeri var. Hatta kentte tramvay artık yalnızca bir ulaşım aracı değil, şehir yaşamının adeta omurgalarından biri.
Fakat şehir büyüdükçe omurganın da güçlendirilmesi gerekiyor.
Vatandaşın talebi aslında çok açık:
Yeni hatlar...
Daha sık sefer...
Daha fazla kapasite...
Özellikle yeni yerleşim bölgelerine doğru genişleyen Eskişehir’de ulaşım planlamasının da bu büyümeyi takip etmesi gerekiyor.
Çünkü bugün yeni yapılan bir mahallenin ulaşım sorununu yarın çözmeye çalışmak, çoğu zaman hem daha pahalı hem de daha zor oluyor.
Üstelik okulların açılmasına da sayılı günler kaldı.
Eskişehir’in artık yalnızca bugünü değil, yarını da düşünülerek ulaşım planlaması yapması gerekiyor.
Çünkü şehir büyüyor.
Ulaşım da büyümeli.
DESTEĞİN TAM ZAMANI
Siyah-kırmızılı kulüp yeni sezon hazırlıklarını sürdürürken kombine satışları da devam ediyor.
Üstelik kulüp bu kez taraftarın ayağına gidiyor.
20 Ağustos’ta OSB’de 2 büyük fabrikada bile satış yapılacak.
Kredi kartı da geçerli.
Yani “Almak istiyorum ama nasıl alacağım?” diyecek çok fazla mazeret bırakılmamış.
Eskişehirspor’un bugün içinde bulunduğu ekonomik ve sportif tabloyu hepimiz biliyoruz.
Bu kulübün yeniden ayağa kalkması yalnızca yöneticilerin omzuna bırakılabilecek bir iş değil.
Taraftarın da bu hikayenin içerisinde olması gerekiyor.
Çünkü Eskişehirspor söz konusu olduğunda tribün yalnızca 90 dakikalık bir yer değil.
Bir şehrin hafızası...
Bir şehrin ortak heyecanı...
Bir şehrin kırmızı-siyah kimliği.
Kombine almak elbette kulübün bütün sorunlarını bir anda çözmeyecek.
Ama “Ben de bu takımın yanındayım” demenin en somut yollarından biri.
Eskişehirspor’un yeniden güçlü günlerine dönmesini istiyorsak, bunun yolu sadece başkalarından fedakarlık beklemekten geçmiyor.
Herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.
Bu şehirde “Eskişehirspor bizim” cümlesini kuran herkesin, sıra geldiğinde “Ben ne yaptım?” sorusuna da bir cevabı olmalı.
KISSADAN HİSSE
İki deli akıl hastanesinden kaçmaya karar verir.
Çatıya çıkarlar… Karşı binaya atlamaları gerekir.
Delilerden biri, iki çatı arasına el feneri tutar.
“Bak, ışıkla köprü kurdum. Üzerinden yürüyerek karşıya geçebiliriz” der.
Diğeri hemen itiraz eder:
“Deli miyim ben?”
“Ya ortasında feneri kapatırsan, düşerim!”
Şimdi...
Hayatta bazı planlar gerçekten çok parlak görünebilir.
Ama mesele yalnızca ışığı görmek değildir.
O ışığın gerçekten bir yere çıkıp çıkmadığını da bilmek gerekir.
Yoksa el feneriyle köprü kurduğunu zannederken, havada yürümeye çalışabilirsiniz.
(SONHABER GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)