AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak'ın siyaset tarzı son yıllarda partisi adına dikkat çekiyor.

Çünkü Albayrak, yalnızca partisinin teşkilat çalışmalarını yürüten bir il başkanı görüntüsü vermiyor.

Kimi zaman bir yatırımın takipçisi oluyor, kimi zaman Ankara'da bakanlıklarla temas kuruyor, kimi zaman da belediyelerin uygulamalarına ilişkin dosyalar hazırlayıp kamuoyunun karşısına çıkıyor.

Bu yönüyle, il başkanlığının ötesinde bir milletvekili gibi çalışan bir siyasi profil çizdiğini söylemek yanlış olmaz.

Son açıklaması da bunun örneği oldu.

Bu kez gündeme taşıdığı konu, Büyükşehir Belediyesine ait Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen üç siyasi programın salon kullanım bedelleriydi.

Albayrak, toplam 550 bin liralık kira bedelinin tahsil edilmediğini ve tahsis sürecine ilişkin belgelerin bulunmadığını iddia ediyor.

Ayrıca hem eski CHP İl Başkanı Talat Yalaz'a hem de Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce'ye kamuoyu önünde çeşitli sorular yöneltiyor.

Bu noktada yapılması gereken, iddiaları peşinen doğru ya da yanlış kabul etmek değildir.

İddialar kadar, o iddialara verilecek cevaplar da önemli.

Eğer Albayrak'ın dile getirdiği soruların cevabı belgelerle ortaya konulursa konu zaten kapanır.

Eğer farklı bir durum söz konusuysa bu da zaten uzun uzun konuşulacaktır…

Şeffaflık, bu tür tartışmaların en kısa sürede sona ermesini sağlayacak en doğru yöntemdir.

Belgeler konuştuğunda, yorum yapmaya da gerek kalmayacaktır.

NEDEN DIŞINDA KALIYORUZ?

Eskişehir, Türkiye'nin yüksek hızlı tren serüveninin en önemli şehirlerinden biri.

Yıllardır Ankara-İstanbul hattının omurgası olarak görev yapıyor.

Bugüne kadar yaklaşık 63 milyon yolcu bu hattı kullandı.

Konya'dan gelen de geçti, Karaman'dan gelen de...

Sivas'tan İstanbul'a giden de Eskişehir üzerinden ulaştı.

Yani bugüne kadar tüm açıklamalarda Eskişehir, "YHT ağının merkezi" olarak anlatıldı.

Şimdi ise yeni bir tablo ortaya çıkıyor.

Ankara ile İstanbul arasını 80 dakikaya indirecek Süper Hızlı Tren projesi hazırlanıyor ama Eskişehir bu hattın dışında bırakılıyor.

Elbette mevcut YHT çalışmaya devam edecek.

Kimse "Eskişehir'den tren kalkmayacak" demiyor.

Ancak Türkiye'nin en prestijli demiryolu yatırımında Eskişehir'in yer almaması ister istemez şu soruyu akla getiriyor:

Madem yıllardır bu sistemin omurgasıydık, neden en iddialı projede devre dışı bırakıldık?

Bu sadece ulaşım meselesi değildir.

Prestij meselesidir.

Yatırım meselesidir.

Gelecek vizyonu meselesidir.

Belki teknik gerekçeleri vardır.

Belki yeni güzergâh zorunluluktan seçilmiştir, bilemiyoruz.

Belki de siyaseten dışında bırakıldık… Onu da bilemiyoruz.

Ama Eskişehir kamuoyu bu gerekçeleri ayrıntılı şekilde duymayı hak ediyor.

ŞEHİR BİRİNCİ, ÜNİVERSİTELER GERİDE

ÜniAR'ın araştırması bir kez daha gösterdi ki Eskişehir hâlâ öğrencilerin gözdesi.

Türkiye'nin en öğrenci dostu şehri...

Bu unvan kolay kazanılmıyor.

Ulaşım, sosyal yaşam, kültür, güvenlik ve şehir atmosferi yıllardır Eskişehir'in en güçlü yönleri.

Fakat aynı araştırmanın ikinci bölümü üzerinde daha fazla durulması gerekiyor.

Şehir Türkiye birincisi olurken, iki devlet üniversitemiz ilk 50'ye bile giremiyor.

İşte asıl düşünülmesi gereken tablo bu.

Demek ki öğrenciler Eskişehir'i seviyor...

Ama üniversitelerden aynı memnuniyeti duymuyor.

Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal yönetim alanında aldığı düşük puan “FF” olarak değerlendirildi...

ESTÜ'nün akademik destek ve öğrenim deneyimindeki eksikleri...

Bunlar sadece üniversite yönetimlerini ilgilendiren teknik veriler değil.

Eskişehir'in geleceğini ilgilendiren göstergeler.

Çünkü bugün şehir markasını ayakta tutan en önemli unsur öğrenciler.

Şehir ne kadar öğrenci dostuysa, üniversiteler de o kadar güçlü olmak zorunda.

Bir tarafın çok iyi, diğer tarafın vasat olması uzun vadede sürdürülebilir değil.

KISSADAN HİSSE

Güney Kore'de eski Devlet Başkanı YoonSukYeol, seçim kampanyasında gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu gerekçesiyle 18 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza ertelendi ama karar dikkat çekici.

Üstelik karar kesinleşirse sadece eski devlet başkanı değil, seçim kampanyası için devletten alınan milyarlarca wonluk yardımın da geri ödenmesi gündeme gelecek.

Yani mesele yalnızca bir siyasetçinin cezalandırılması değil.

Yalanın bir bedeli olması...

İnsan ister istemez düşünüyor.

Türkiye'de seçim dönemlerinde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunan siyasetçiler de aynı ölçüde hukuki sorumlulukla karşılaşsaydı...

Acaba bugün aktif siyasette kaç kişi kalırdı?