Ocak ayından bu yana bu köşede Arabasız Pazar üzerine birkaç kez yazdım.

İlk yazıda bunu Eskişehir'in geleceği için bir prova olarak tanımlamıştım.

Şubat ayında, Arabasız Pazar'ın bir vitrin mi yoksa gerçek bir dönüşüm aracı mı olduğunu sorguladım.

Mart ayında bu uygulamanın aslında otomobilsiz bir kentin mümkün olduğunu gösteren küçük ama önemli bir deney olduğunu yazdım.

Nisan ayında ise bir günlüğüne de olsa sokakları insanlara bırakmanın, geleceğin kentini hayal etmek için güçlü bir fırsat sunduğunu savundum.

Aradan altı ay geçti.

Şimdi yeni bir soru sorma zamanı.

Arabasız Pazar gerçekten gelişiyor mu?

Yoksa giderek sembolik bir etkinliğe mi dönüşüyor?

Mayıs ayında etkinlik yapılmadı.

Haziran ayında ise yalnızca Atatürk Bulvarı'nda gerçekleştirildi.

Bu ay yapılacak etkinlik için sivil katılım çağrısı cuma günü paylaşıldı.

Oysa Arabasız Pazar'ın başarısı yalnızca birkaç yolu araç trafiğine kapatmakla ölçülemez.

Asıl başarı; üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, mahallelerin, çocukların, gençlerin ve kentlilerin bu günü sahiplenmesiyle mümkündür.

Çünkü Arabasız Pazar bir organizasyon değil, bir kent kültürü üretme çabasıdır.

Bu nedenle şu soruyu sormak gerekiyor:

Eskişehir'de Arabasız Pazar gerçekten büyüyor mu?

Yoksa her ay biraz daha daralan, yalnızca takvimde yerini alan sembolik bir etkinliğe mi dönüşüyor?

Benzer bir tablo bisikletli ulaşım konusunda da hissediliyor.

2025 yılı Eskişehir için önemli bir dönüm noktasıydı.

Bisiklet yolları yapıldı.

Avrupa Hareketlilik Haftası büyük bir finalle tamamlandı.

Eskişehir, sürdürülebilir ulaşım konusunda Türkiye'nin öncü kentlerinden biri olarak gösterildi.

Ancak 2026 yılında aynı heyecanı görmek kolay değil.

Elbette kent yönetiminin öncelikleri değişebilir, projeler farklı takvimlerle ilerleyebilir.

Ancak dışarıdan bakıldığında, aktif ulaşım politikalarının ilk yılındaki ivmesini koruyamadığı yönünde bir izlenim oluşuyor.

Oysa sürdürülebilir ulaşım, bir haftalık kampanyalarla ya da ayda bir yapılan etkinliklerle değil, kararlı ve uzun soluklu politikalarla gelişir.

Belki de artık Arabasız Pazar'ı bir etkinlik olarak değil, bir ulaşım politikası olarak yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.

Çünkü mesele yalnızca bir pazar günü birkaç sokağı araçlara kapatmak değildir.

Mesele, Eskişehir'in gelecekte nasıl bir şehir olmak istediğine karar vermesidir.

Daha fazla otomobilin olduğu bir şehir mi?

Yoksa yürüyen, bisiklete binen, toplu taşımayı kullanan insanların kendini güvende hissettiği bir şehir mi?

Arabasız Pazar'ın asıl değeri, bu soruyu bize her ay yeniden hatırlatmasıdır.

Yeter ki biz onu yalnızca takvimdeki bir etkinlik olarak görmeyelim.