Ankara...
Kastamonu...
Burhaniye...
Sadece son birkaç gün içinde üç bisikletli daha trafikte yaşamını yitirdi.
Ankara'da İlyas Ulutaş...
Kastamonu'nun Araç ilçesinde Eren Köse...
Burhaniye'de Serkan Kadıoğlu…
Üç farklı şehir.
Üç farklı insan.
Ama aynı acı.
Ne yazık ki bu üç olay istisna değil.
Emniyet Genel Müdürlüğünün Temmuz 2026 verilerine göre yalnızca bir ayda 64.255 trafik çarpışması meydana geldi. Olay yerinde 255 kişi yaşamını yitirdi, 43.361 kişi yaralandı.
Basına yansıyan haberler ise tablonun daha da ağır olduğunu gösteriyor. Temmuz ayında 301 kişi hayatını kaybetti, 2.350 kişi yaralandı.
Bu kayıpların içinde 27 çocuk, 37 motosikletli, 20 yaya ve 4 bisikletli bulunuyor.
Bu sayılar yalnızca istatistik değil.
Her biri yarım kalan bir hayat.
Dağılan bir aile.
Eksilen bir gelecek.
Sorun yalnızca trafik değil.
Asıl sorun, trafikte birbirimizin yaşam hakkını yeterince önemsemeyen bir trafik kültürü.
Bisikletliler bunun en kırılgan yüzünü yaşıyor.
Yayalar da öyle.
Motosikletliler de…
Her ay onlarca insan, trafikte en savunmasız olduğu anda yaşamını kaybediyor.
Elbette eğitim önemli.
Denetim önemli.
Altyapı önemli.
Ancak bütün bunlarla birlikte, ölümlü ve ağır yaralanmalı trafik suçlarında caydırıcılığın da yeniden tartışılması gerekiyor.
Bir insanın yaşamına mal olan ağır ihlallerde, sürücü belgesinin ömür boyu iptal edilmesi gibi yaptırımlar da toplum olarak konuşulmalı.
Çünkü trafikte araç kullanmak bir hak değil, büyük bir sorumluluktur.

Bugün kaybettiğimiz her bisikletli, her yaya ve her çocuk bize aynı soruyu yeniden soruyor:
Trafikte gerçekten yeterince caydırıcı mıyız?
Yoksa her yeni kazadan sonra üzülüp, bir sonrakini beklemeye mi devam edeceğiz?