Sosyal medyada sık sık karşıma çıkıyor.
Adamın biri...
Pejmürde kılıklı...
Bakımsız...
Sokakta görsen, ürküp yolunu değiştirirsin.
Marketten bir demet maydanoz almış eline.
Bir de ekmek...
Belediye parkındaki banka oturmuş...
Bir ekmekten ısırıyor bir maydanoz demetinden.
İnek gibi!
Yayılır gibi!
Kimi zaman da ekmeğin arasına, yumruğuyla kırdığı kuru soğanı koyuyor.
Üzerine tuz atıp hatır hutur yiyor.
Yerken, şişe camı kalınlığındaki gözlüklerinin üzerinden kameraya bakarak...
Şapırdattığı ağzından sağa sola tükürük saçarak...
Bozuk bir Türkçeyle,
“Yiyin için, dünya kimseye kalmaz.”
“Malın mı var yiyeceksin.”
“Yemeyenin malını yerler. Sen yemezsen el yer. Başkaları yer.”
“Yiyin için. Dünya malı dünyada kalır,”diyor.
Ve bu adamın sosyal medyada yüz binlerce takipçisi var.
Bu cahil filozofun çektiği videoları binlerce insan beğeniyor.
Binlerce insan bu abuk sabuk videoları...
Bu cahil filozofun gevelediği bilindik sözleri muhteşem buluyor.

Videolarını kendi sosyal medya hesabında paylaşıyor.

Ne demeli şimdi?
Toplumun beğenisi...

Seviyesi…
Kültürü bu işte.
Ne kadar cahilsin o kadar iyisin.
Kafan, ufkun ne kadar basit...
Ne kadar sığ o kadar iyi.
Biz de ilim irfan damlayan yazılar yazmıyoruz.
Mümkün olduğu kadar kısa, kırık cümlelerle...
Birkaç dakikada, tramvay beklerken mesela, kolayca okunacak yazılar yazıyoruz, insanlar okurken zahmet çekmesin diye!

Nefes kadar kısa yazılar…
Ama yine de dönüp bakan bile yok!

***

Gerçekten de dünya bambaşka bir yere gidiyor.
Gide gide nereye varır?
Bu gidişin sonu ne olur?
Biz görür müyüz, görmez miyiz bilmem ama…

Her şey baş döndürücü bir hızla değişiyor.
İnternet, sosyal medya...
Takipçi sayısı...
Tıklanma, beğenilme sayısı...
Ve bunun için kurnazlıkla...
Çıkar hesaplarıyla...
Sahtekârlıkla yoğrulmuş ne hokkabazlıklar...
Ne hokkabazlıklar...

Soyunup dökünenler…

Onurunu, gururunu ayaklar altına alanlar…

Gülünç duruma düşenler…

Oysa hiçbir şeye değmez hayat.
Bazen diyorum...
Bu kadar bozulmanın...
Bu kadar hokkabazlığın ortasında ne işin var?
Bırak!
Her şeyi bırak!
Okumayı, yazmayı...