Bir süredir yazmak istediğim bir yazıydı bu yazı.

Evirip çeviriyordum sürekli.

Ama iş yazmaya gelince…

Hep erteliyordum.

Başka yazılar yazıyordum onun yerine.

Bugün de bir çay, bir kahve…

Bir kahve daha derken akşam oldu.

Sonra gece…

Sonunda, yazı tamam, hadi başlayalım dedim kendime.

Yani kendimi Torino atını kamçılar gibi kamçılıyorum, hadi başlayalım diye.

Neden?

Çünkü insan giderek içindeki heyecanı…

İçindeki ışığı kaybediyor.

Pek az şeyden zevk almaya…

Heyecan duymaya başlıyor.

Eskidenokumak, yazmak…

Edebiyat dergilerine öykü göndermek…

Film izlemek…

Müzik dinlemek…

Müzik dinlerken kitap okumak heyecan vericiydi.

Ama artık…

Uzunca bir zamandır pek az şey heyecan veriyor.

Elime aldığım kitabın…

İzlemeye başladığım filmin...

Dinlediğim müziğin ancak çok iyiyse sonunu getirebiliyorum.

Geçenlerde kitapçılardan birinde, “Var mısın?” adında bir kitap gördüm.

“Yokum!” dedim bir an.

Neye “var mısın” diyordu bilmiyorum ama…

Yokum.

Hiçbir şeye var değilim.

Yokum.

Okumaya, yazmaya yokum.

Yazar olmaya yokum!

Edebiyat dergilerine öyküler yazmaya yokum!

Kitap yayımlamaya yokum!

Sadece, son bir gayretle, kimseye bir faydası olamayan…

Ne olacağını…

Neye yarayacağını…

Neden yazdığımı bilmediğim bu yazıları yazıyorum.

İnsan yaşı ilerledikçe içindeki ışığı kaybediyor.

Gölge oyununun…

Yani şu bildiğimiz Karagöz oyununun mucidi Şeyh Küşteri’dir.

Onun içindir ki Karagöz oyununun sahnesine “Küşteri meydanı” denir.

Şeyh Küşteri, talebelerine insanın yeryüzündeki varlığını anlatırken belindeki beyaz kuşağı çıkarıp kuşağın bir ucundan bir öğrencisine, diğer ucundan diğer öğrencisine tutturuyormuş.

Kuşağı perde gibi gerdiriyormuş.

Sonra bir mum yakıyormuş perdenin önüne.

Perdeyle mum arasına elini uzatıyormuş.

Öğrencilerine, elinin perdeye yansıyan gölgesini gösteriyormuş.

Sonra birden söndürüyormuş mumu.

Perdedeki gölge kayboluyormuş.

“İnsanın yeryüzündeki varlığı, elimin, ışık sönünce kaybolan gölgesi gibidir,” diyormuş.

GabrielGarciaMarquez de, “Yüzyıllık Yalnızlık” romanında,

“Yüreğini kolla Aureliano, ölmeden çürüyorsun,” diyor.

Bilmiyorum.

Belki de daha şimdiden, ölmeden çürüyorum.

Yahya Kemal, “Düşünce” şiirinde;

“Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi

Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi” demiş.

İnsan ne zaman ölür?

İçindeki ışığı…

İçindeki heyecanı kaybedince.


(Sonhaber Gazetesi'nden alıntıdır.)