Adamın evinin yolu mezarlığın önünden geçiyormuş.

Gece yarısı mahalle kahvesinden çıkmış.

Eve gidiyor.

Mezarlığın yanından geçerken çekiç sesleri duymuş.

Başını çevirip bakmış.

Yaşlı bir adam.

Elinde çekiç, keski.

Mezar taşıyla uğraşıyor.

Bizimkinin yüreği ağzında.

Yine de cesaretini toplayıp bağırmış:

“Ne yapıyorsun usta, gecenin bu saatinde?”

“Adımı yanlış yazmış mezarcı,” demiş beyazlar içindeki yaşlı adam.“Kalktım onu düzeltiyorum.”

***

Bilmiyorum doğru mu?

İlkokuldayken Edgar Allen Poe’nun okulu mezarlığın yanındaymış.

Sınıfın penceresinden gelip giden cenaze alayını…

Defnedilen cenazeleri izliyormuş bütün gün.

Bu yetmiyormuş gibi matematik öğretmeni de sınıfı alıp mezarlığa götürüyormuş.

Mezar taşlarının üzerindeki doğum, ölüm tarihleri üzerinden dört işlem yapmayı öğretiyormuş öğrencilerine.

Adamın akıl sağlığı yerinde değilmiş anlaşılan.

Poe da pek sağlam akıllı değildi.

Karanlık, kasvetli, ürpertici…

Yani mezarlık kokan hikayeler yazdı hayatı boyunca.

Birkaç gün önce de “Kara Kedi” hikayesini okudum.

Üst üste birkaç gece rüyamda kara bir kediyle uğraşıp durdum.

Kendi kendime,

“Uzak dur şu adamdan!” dedim.

Şimdi bunu bir kenara bırakalım.

Bu temmuz sıcağında insanların kafasını bunlarla şişirmenin bir anlamı yok.

Fazla edebiyat yapmaya da lüzum yok.

Günümüzde eki bağlacı dahi ayırt edemeyen, noktadan virgülden habersiz ne cahiller yazı yazıyor sosyal medyada.

Ve binlerce okuyanı, takip edeni var.

Vallahi şaşıyor insan bu işlere.

***

Adamın biri de meyhanede otururken sürekli kolundaki saate bakıyormuş.

Durup durup,

“Ben kalkayım.”

“Ben gideyim,” diyormuş.

Arkadaşları,

“Ne oldu, neyin var?” demiş.

“Biliyorsunuz,” demiş. “Kenar mahalleden bir ev tuttuk. Neredeyse şehrin dışında. Eve giden yol da mezarlığın yanından geçiyor. Eve giderken biraz korkuyorum anlayacağınız.”

“Yahu,” demişler. “Korkacak ne var?”

“Öyle demeyin,” demiş. “Çok ıssız, in cin top oynuyor. Hiç ses soluk yok.”

“Kolayı var,” demişler. “Oraya varınca bir türkü tuttur. Kendi sesinden cesaret alırsın.”

Adamın aklına yatmış bu.

Dedikleri gibi yapmış.

Mezarlığa varınca,

“Ay akşamdan aşığdır,” diye başlamış.

Mezarlıktan bir ses yükselmiş.

“Yaylalar yaylalar!”

***

Bunlar fıkra.

Bir de “fıkra gibi” dediklerimiz var.

Geçenlerde ölümden kalımdan, dünyanın gelip geçiciliğinden konuşuyoruz.

İçimizden biri,

“Benim öbür dünyada da işlerim yolunda olur,” dedi.

Hadi buyur!

E tabii, orada da var amir, memur; makam, mevki; adam kayırma, hak yeme…

İnsanı anlamak hakikaten zor.