Temmuz sıcakları da iyiden iyiye bastırdı.
Şimdi bu sıcakta…
Oturup yazı yazmak…
Yani?
Yani boş…
Bomboş…
Hiçbir umut vermeyen bir işle uğraşmak…
Belki yakın gelecekte bizim gibi yazı yazan…
Şiir…
Öykü…
Roman yazan insan olmayacak.
Çok istiyorsa…
Yani öyle insani duygularını henüz kaybetmediyse…
Biraz duygu kırıntıları kaldıysa içinde bu dijital, mekanik dünyada…
Yapay zekaya istediği gibi bir yazı, şiir, öykü, roman yazdıracak insanlar.
Mesela?
Mesela,
“Kahvaltı sonrası çay içerken okuyacağım, beni eğlendirecek bir yazı yaz. Sazlı sözlü, çalgılı çengili… Beni yormayacak, beni eğlendirecek bir yazı…”
Saniyeler içinde…
Tam istediği gibi bir yazı elindeki telefonun ekranında olacak.
E o zaman?
Kim ne yapsın senin iç dünyanla harmanlanmış…
Bunaltıcı yazılarını?
Neyse…
İnsan eliyle, zekasıyla, duygularıyla yazılmış yazı yok olunca biz de yok olacağız zaten.
O zamana kadar zerremiz dahi kalmayacak yeryüzünde.
Boş verelim şimdi bunları bu bunaltıcı temmuz sıcağında.
Önümüzde daha bir de ağustos var.
Ağustosun sıcağı daha da fena olacak.
Gündüzleri yakıcı…
Kavurucu bir çöl sıcağı.
Geceleri hafif, serin, insanın içini ferahlatan bir esinti.
Her gece değil tabii ki.
Kimi geceler diyelim.
Şansımız varsa.
E tabii bu bizim bölgedeki yaz sıcakları.
Her bölgede farklı.
Mesela Akdeniz’de farklı…
Karadeniz’de, Ege’de, Marmara’da…
Doğu’da, Güneydoğu’da farklı.
Deniz kenarındaysanız…
Klimanız da yoksa…
Klimanız var da elektrik faturası sizi korkutuyorsa…
Tuzlu deniz suyu kaynaklı nemin de etkisiyle geceleri çekilmez olur.
Mesela Adana’nın…
Çukurova’nın sarı sıcağı da diğer bölgelerin sıcağından farklıdır.
Yaşar Kemal yazmıştı değil mi?
Çukurova’nın sarı sıcağını.
1955’lerde.
Ne Yaşar Kemal kaldı dünyada…
Ne de Yaşar Kemal’in Sarı Sıcak kitabını okuyan...
Sarı Sıcak’taki, Çukurova’nın yakıcı sıcağında kavrulan insanların zorlu yaşam mücadelesini…
Sefaletini…
Kavgasını…
Öfkesini anlatan hikayeleri okuyan…
Okuyacak insankaldı mı dünyada?
Sosyal medyayla cilalanmış, insani duygulardan…
Duyarlılıklardan uzak bu dijital…
Bu mekanik dünyada…
Yine de en iyisi, bunaltıcı temmuz sıcağına aldırmadan oturup biraz kitap okumak.
Benim gibi, ömrünü böyle tüketmiş insanları ancak bu kurtarır.